Bizim Deniz

12 Mart döneminde Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğum ve idamdan yargılandığım koşullarda gerçekleşen iki olayın acısını ve hüznünü hala yaşarım. Biri, 30 Mart Kızıldere katliamı, ikincisi de Kızıldere’den 37 gün sonra 6 Mayıs’ta Denizlerin idamıdır.

İdam kararlarının onanmasının ardından avukatların idamın ertelenmesi için yaptıkları itirazların sonucunu bekliyor ve cezaevinde geceleri uyumuyoruz… Derken 6 Mayıs saat 0.15 sıralarında kısım kapılarının ve ardından da arka hücre kapılarının kilit ve sürgü sesleri geliyor. Hemen ardından Koridorda yankılanan Deniz’in “Allahaısmarladık arkadaşlar” diyen sesini duyuyoruz. Ayak sesleri kesilince derin bir keder ve hüzün kaplıyor cezaevini. Deniz, Yusuf ve Hüseyin, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’ne idam edilmek üzere götürülüyorlar.

Üç arkadaşımızın da idam sehpasında devrimcilere yaraşır bir şekilde öleceklerini biliyorduk. Gerisini Denizlerin avukatı Halit Çelenk’in “İdam Gecesi Anıları’ndan takip edelim:

“Deniz, ayağındaki bağları çözük postallarını bize göstererek görevliye sesleniyor: Postallarımın bağlarını bile bağlamaya vakit bırakmadan beni apar-topar buraya getirdiler. Postallar bu hali ile sehpada ayağımdan düşecek. Düşmelerini istemiyorum. Onları bağla da düşmesinler. Görevli postalları bağlıyor.

Ayağa kalkıyor. İdam sehpasına doğru yürürken bize dönerek, “Allahaısmarladık. Cezaevindeki bütün devrimcilere selam. Onları benim için tek tek öpün” diyor ve metin adımlarla avluya doğru yürüyor.

Sehpanın önüne geliyor. Sehpanın altında normal yükseklikte bir masa üstünde tabure var. Elleri arkasında bağlı topuklarına kadar inen ve ayaklarına hareket olanağı vermeyen dar gömlek giydirilmiş bir insanın kendi başına masanın üzerine çıkması olanaksız. Gardiyanların yardımı ile masanın üzerine çıkıyor. Masanın üzerinde bulunan tabureye kendi kendine çıkarak, tepesinde duran ilmiği başına geçirmek istiyor. İlmik iki kattır, dardır ve sıkılmıştır. Kafası girmiyor. Bir gardiyan ilmiği açıyor, genişletiyor. Deniz’in kafasına takıyor. Çift ilmik Deniz’in boğazına asılıyor.

Bu esnada Deniz, gecenin derinliklerine dalga dalga yayılan gür sesiyle şunları söylüyor:

“Yaşısın tam bağımsız Türkiye, yaşasın Marksizm’in-Leninizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler.”

Emperyalizm kelimesinin ‘izm’ni bitiremeden infaz savcısı:

  • Çek, çek! Diye bağırıyor.

Bu esnada Deniz, ayağının altındaki tabureyi tekmelemek isterken, cellat arkadan tabureye vuruyor. Tabure yere düşüyor. Deniz’in ayaklarının uçları masaya kadar uzanıyor. Deniz’in boyunun sehpaya göre hesaplanmamasından doğan bu durum, görevlilerde bir şaşkınlık, bir heyecan yaratıyor. Bu sırada infaz savcısı:

  • Masayı da çek! Diye bağırıyor.

Masayı da çekiyorlar.

Saat 01.25.

(…)

İnfaz’ın yapıldığı küçük avlu subaylarla dolu. Avluya haki renk egemen. Ankara Merkez Komutanı Tevfik Türüng, elleri parkasının cebinde, bir leylak ağacının kenarına yaslanmış, kısık gözleri ve anlamsız bakışları ile infazı izliyor.

Ali Elverdi, sehpanın karşısında, ağzında sigara, arkaya doğru kaykılmış, ellerini arkasına bağlamış, kahraman bir eda takınma çabası içinde, donuk ve duygusuz bir bakışla ipte sallanan Deniz’i seyrediyor.

(…)

İdamdan 10 dakika sonra doktorlar Deniz’e yaklaşıyor ve gömleğini sıyırarak nabzını yokluyorlar:

  • Nabız atıyor, diyorlar.

İçimiz burkuluyor… Doktor bana doğru eğilerek:

  • Üzülmeyin sandalye çekilip düşme meydana gelince boyun kırılır, beyinle bağlantı kesilir ve artık acı duyulmaz, diyor.

15 dakika sonra doktorlar yine nabzı yokluyorlar.

  • Nabız yine atıyor, diyorlar.

Saat 02.15’e kadar bekleniyor. Son bir muayeneden sonra Deniz ipten indiriliyor.

Böylece Deniz 50 dakika ipte kalıyor. İpi bir bıçakla kesiyorlar. Ölüyü, boynunda kesilmiş ilmikle yere, serili bir bezin üzerine koyarak götürüyorlar!..”

Denizlerin idamlarının ardından Can Yücel, “Bizim Deniz” şiirinde şöyle demişti:“En uzun koşuysa elbet
Türkiye’de Devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak
En hızlısıydı hepimizin
En önce göğüsledi ipi.”

47 yıl sonra bugün başka söze gerek var mı?..
Devrimciler ölür, devrimler sürer!..

 

Şaban İBA

1948 yılında Develi’de doğdu. Üniversiteyi Ankara’da okudu. FKF ve TİP’te çalıştı. Dev-Genç’te MYK üyeliği yaptı. THKP-C içinde yer aldı.
12 Mart’ta Dev-Genç ve 15-16 Haziran Olayları’ndan yargılandı. 1975’ten sonra Kurtuluş hareketinin kurucularındadı. 12 Eylül darbesinden sonra TKKKÖ kurucusu ve yöneticisi olmaktan yargılandı. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde iki kez idam cezası istemiyle İba, toplam 11 yıl cezaevinde yattı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları