Türkiye’de tuhaf bir aydın tipiyle karşı karşıyayız. Tuhaf diyorum; çünkü kendisini modernliğin, aklın ve demokrasinin doğal temsilcisi olarak görüyor ama söz konusu Türkiye olunca bütün bu kavramları bir çekmeceye kilitleyip anahtarını “devletin bekası”na teslim ediyor. Batı’dan ödünç aldığı değerleri vitrine diziyor; içeriye almıyor. Demokrasi diyor, çoğulculuk diyor, özgürlük diyor; sonra bir ama ekliyor ve bütün o kelimeler bir anda işlevsizleşiyor.
Bu ama’lı aydın tipi, tekçiliği bölünmenin panzehiri sanıyor. Ona göre farklılıklar tanınırsa ülke dağılır, eşitlik talep edilirse kaos çıkar, çoğulluk kabul edilirse devlet çöker. Bu yüzden monist bir siyasal aklı, neredeyse metafizik bir zorunluluk gibi savunuyor. Tek dil, tek kimlik, tek anlatı… Hepsi bir “birlik” fetişinin etrafında kutsanıyor. Oysa bu birlik dediği şey, tarihsel olarak ancak bastırarak, yok sayarak ve eşitsizlik üreterek ayakta kalabilmiş bir birlik.
İşin ironik yanı şu: Bu kesim kendisini ilerici sayıyor. Avrupa değerlerine atıf yapıyor, Aydınlanma’dan söz ediyor, hukukun üstünlüğünü savunduğunu iddia ediyor. Ama konu Kürt meselesine, azınlıklara, kimliklere, kolektif haklara geldiğinde birden 1920’lerin siyasal aklına geri dönüyor. Referans hep aynı: kurucu irade. Yüz yıl öncesinin koşullarında, savaşın, yıkımın ve imparatorluk enkazının ortasında şekillenmiş bir ideolojiyi, değişmez bir norm gibi bugüne taşımaya çalışıyorlar.
Oysa köprülerin altından çok sular aktı. Toplum değişti, dünya değişti, siyasal mücadele biçimleri değişti. Bu aydınlar bunu bilmiyor değiller; gayet iyi biliyorlar. Ama bilmek başka, yüzleşmek başka. Çünkü yüzleşmek, konfor alanını terk etmeyi gerektirir. Yıllardır ezberlenmiş ve toplumda da belli bir karşılığı olan düşünceleri savunmak kolaydır. Alkış alırsınız, makul sayılırsınız, “sorumlu aydın” ilan edilirsiniz. İtiraz ederseniz marjinalleşirsiniz, hedef olursunuz, yalnızlaşırsınız.
Tam da burada aydın olmanın asli anlamı kayboluyor. Aydın, kurulu olanı tekrar eden değil; tam tersine, kurulu olanı rahatsız edendir. Aydın, iktidarın (yalnızca siyasal iktidarın değil, toplumsal ve ideolojik iktidarın da) kör noktalarına ışık tutandır. Ama bizim ama’lı aydınlarımız, itirazı devlete değil topluma yöneltiyor. Devletin tekçi aklını sorgulamak yerine, farklılık talep edenleri “zamansız”, “tehlikeli”, “sorumsuz” ilan ediyorlar.
Bu yüzden Kürtlere gelince cümleler hep yarım kalıyor. “Elbette hakları var ama…” “Elbette eşit yurttaşlık önemli ama…” O ama, eşitliği iptal eden bir veto gibi çalışıyor. Nefret dili açıkça kurulmadığı için kendilerini temize çekiyorlar. Oysa bu örtük dil, açık düşmanlıktan daha kalıcı bir tahribat yaratıyor. Çünkü normalleşiyor, makul görünüyor ve devletin şiddetini ahlaki bir zemine oturtuyor.
Eğri oturup doğru söylemek gerekirse bu tablo şaşırtıcı değil. Egemen ideoloji yalnızca sağdan değil, merkezden ve kendisini “akılcı” sayan kesimlerden de yeniden üretilir. Tekçilik, sınıfsal ve siyasal tahakkümün sigortasıdır. Farklılıkların tanınması, yalnızca kimlik düzeyinde değil; iktidar ilişkileri düzeyinde de bir sarsıntı yaratır. Bu yüzden ama’lı aydın, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde statükonun ideolojik bekçiliğini yapar.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor: Batılı değerleri savunduğunu söyleyen ama onları Türkiye toplumuna fazla gören; demokrasiden söz eden ama çoğulluğu tehdit sayan; aydın olmayı cesaret değil, temkin sanan bir zihniyet. Bu zihniyet, bölünmenin önüne set çektiğini zannediyor ama gerçekte toplumsal yarılmayı derinleştiriyor. Çünkü bastırılan her fark, tanınmayan her hak, ertelenen her eşitlik talebi, geleceğin daha sert çatışmalarını biriktiriyor.
Belki de asıl soru şudur: Bu ülkede aydın olmak, hâlâ kurucu iradenin sözcülüğünü yapmak mı? Yoksa artık, geç kalmış da olsa, eşitliği ve çoğulluğu savunacak cesareti göstermek mi? Ama’sız konuşmayı beceremeyenlerin, bu soruya verecekleri yanıt zaten baştan belli.
- “Ama”nın Ardına Saklanan Aydınlık: Tekçilikle Demokrasi Olmaz - 26 Ocak 2026
- Trump’ın “Kürt Sevgisi” ve Emperyal Himayenin Sahte Ahlâkı - 21 Ocak 2026
- Şam’ın Yeni Kozları, Kürtlerin Daralan Alanı - 19 Ocak 2026
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

















