Beyaz Türklük ve Pitbull Köpeği

Pitbull köpeği melezdir. Farklı köpek ırkların karıştırılmasından peydah olmuştur. Belli ki İslamcılar Beyaz Türklük ile Pitbull köpeği arasında ciddi bir paralellik görüyorlar ve Pitbull köpeği üzerinden Beyaz Türklük tartışmasını yeniden alevlendirmekte fayda görüyorlar.

Nitekim Yeni Şafakta Yusuf Kaplan, köşesinde meseleyi yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’yi ele geçiren devşirme azınlığın “Soyadı Kanunuyla” kimliklerini kolaylıkla gizleyerek, sözümona Müslüman kimlikler benimseme imkanına kavuştuklarını belirterek başlamış.
Yazısında özetle, Beyaz Türklerin köken itibariyle Türk olmadığını, kendilerini, isimlerini, kökenlerini gizleyerek bu ülkenin kilit kurumlarını ele geçirdiklerini, bu ülkenin çocuklarının varlık nedenini oluşturan İslam’ı devletin bütün kurumlarından tasfiye ettiklerini, Müslüman olmayan devşirmeler ve devşirmelerin devşirmelerinden oluşan bu azgın azınlığın, laiklik dininin prangasına soktukları Türkiye’nin sahibi olduklarını iddia etmiş.

Daha evvel aynı içerikte bir yazıyı, Mücahit Bilici kaleme almıştı.

Şöyle diyordu; “Türkiye’deki mücadele Balkanlar ile Anadolu arasındaki mücadeledir. Bir tarafta etnik olarak Türk olmadıkları halde Türklüğü benimseyip genelleştirenler, diğer tarafta etnik olarak Türk oldukları halde üzerlerine özel tanımlanmış bir Türklük empoze edilenler var. Bir taraf “halksız bir cumhuriyet”i, diğer taraf demokrasi yoluyla halklanmış bir cumhuriyeti istiyor.

Bir tarafta Türkleşmiş ve Türkleştiren göçmen komitacı milliyetçiliğin Balkanlar ve Kafkaslardan gelen gruplardan kurulu koalisyonu var. Öbür tarafta yeni-Türkleşmeyi reddeden ama asıl Türklüğü kabul edilmeyen Anadolu Türkleri ile değişik mağdurlardan oluşan koalisyon var. Bir tarafta Beyaz Türkler, öte tarafta köleleştirdikleri zenci Türkler var. Bir tarafta devleti kuranlar var, diğer tarafta üzerlerine devlet kurulanlar var.

Devleti kuranlar ve üzerinde devlet kurulanlar deyince Zülfü Livaneli şöyle özetlemiş bu kuruluş hikayesini; Anadolu’ya doluşan “kılıç artığı” insanların kültürleri, adetleri, yaşam biçimleri farklıydı. Bu büyük farklılıklar, Anadolu’da zaten karmakarışık olan etnik ve dini yapıya eklenince, acayip bir karışım doğmuştu. Bu karışık etnik dini kültürel sosyal farklılıklara çeki düzen vermek, ortadan kaldırmak için yeni bir ulus ve yeni bir devlet oluşturmak lazımdı.

Livaneli’nin yazısından çıkan sonuç; devleti kuranlar, devletlerini bu acayip karışım üzerine kurmuşlar, sonra da bu karışımı kendi ideolojik tercihlerine göre formatlamış o karışımdan laik bir resmi ırk yaratmışlardı.

Kuruluşun sonucu da Bilici’ye göre, azınlık olmasına rağmen beyaz Türklerin, örgütlü iktidar ve şiddet tekelini temsil ettikleri için sayısal olarak kendilerinden daha büyük ama politik olarak hadim edilmiş bir kitleyi kolaylıkla yönetebilmeleri olmuştur.

Gerek Yusuf Kaplan’ın gerek Mücahit Bilici’nin ve gerekse Zülfü Livaneli’nin izahlarından çıkan beyaz Türk tarifine tıpa tıp uyan Ertuğrul Özkök, “durup nefes aldığı, müzik dinlediği, yeni ürün zeytinyağlarına ekmeğini batırıp yediği, bir kadeh şarap, bir bardak bira, rakı ile ruhunu rölantiye aldığı bir Pazar günü, Mücahit Bilici’nin yazısı üzerine öfke nöbetlerine tutulmuş ve “Bir Örümcek Kafalının Hezeyanları” başlığı altında bir yazı döşenmişti.

Zaten Özkökgillerin gözünde Anadolu insanı örümcektir ve kafayı her bulduklarında Anadolu’nun bu örümceklerden temizlenmesi gerektiğini düşünürler.

Peki, “örgütlü iktidar ve şiddet tekelini” yani tüm devleti ve kurumlarını ve medyayı kontrollerine alıp tüm sistem üzerinde kesin denetim sağlamış, kendilerini örümcek olarak görenleri bile hizmetine koşturmuş olanların hala beyazlıktan şikayet etmeye hakkı var mı?

“Beyler, ben gazetecilik yapmıyorum aslında. Ben cambazım cambaz. Cambazlık yapıyorum. Siz bilmezsiniz, benim hayatımın ancak yüzde 20’si gazetecilikle, yüzde 80’i cambazlıkla geçeɾ” diyen Beyaz Türkün medyasını elinde almışlar ama ondan kurtulamamışlardı. Beyaz Türk bu defa onların nam ve hesabına cambazlık marifetlerini sergilemeye devam etmişti. Sanırım sıkıntıları, bahşedemediklerini düşündükleri bu beyaz Türk cambazlığında gizli.

Zira, kendileri bembeyaz kesildikleri halde beyazlıktan şikayetçi olmalarının başka izahı yok gibi.

Ha bu arada, Beyaz Türklerden şikayetçi olan Yusuf Kaplan’a mesela Kürtlükten, Kürtlerin kültürel siyasal sosyal haklarından söz edecek olursanız, o da Emin Çölaşan gibi sizi Kürtçü ilan edip kapıyı yüzünüze çarpacaktır.

M. Şirin ÖZTÜRK