Ahmed Arif’in Şiir Anlayışı


“Ben soyumla değil, ancak halkımla övünebilirim. Halkımdan gayrısını da övgüye layık görmem. Bir de sevgiliyi elbett… İlle de sevgiliyi.”

Ahmed Arif

 

Ahmed Arif ile ilgili belgesel nitelikteki bilgileri geçmiş yazılarımızda açıklamaya çalışmıştık. Bu bölümde şiir yapısı üzerine eğilerek toplumsal yapıyla birlikte şiirlerindeki temayı, ana unsurlarıyla kısaca irdelemeye çalışacağız. 

Güzellikleri dokumakta usta olan Ahmed Arif, insan yaşamındaki evrensel yaradılış formu ile şiirdeki tematik yelpazeyi oluşturarak, sosyal içeriği eksik olmayan sevgi dolu bir yaklaşımla gözlem gücünü dikkat ve duyarlılıkla ve nesnelere anlam katarak şiir sanatına yeni bir boyut, yeni bir renk ve yeni bir soluk kazandırmış bir değerimizdir. Bir özlem, bir sevda, bir isyan ve bir umut şairi olarak bildiğimiz Ahmed Arif’in, “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı şiir kitabı onlarca baskı yapmış, şarkılara beste olmuş, dillerden düşmeyen dizeleriyle Mezopotamya coğrafyasının çağrışımını desen desen, nakış nakış, inceden inceye işlemiş, esin ve coşku dolu destansı ve doğal tarzını ustaca kullanmış, sıra dışı, tutkulu ve ezgili dizelerine yansıtmış ender değerlerimizden biridir. Zulme, baskıya ve haksızlığa karşı mertliği ön planda tutarak sesini yükseltmiş, geçmişten günümüze nemrutlara, firavunlara, tiranlara adeta haykırmış ve bu haykırışı buram buram karanfil kokan dizelerine yansıtmıştır. Şiirlerinde ayrılık, acı, düş, sevda ve isyan temalarını bir arada işlemiştir. Ana temasında “Anadolu” ve zulm”ü ön plana çıkarmıştır. Diğer bir deyişle Anadolu’nun yoksul insanının, zulme uğramış halkının ve bizzat kendisinin yaşadığı olayların dinamikliğine ayna tutmuştur. 

Bu nedenledir ki direniş ve isyan temalarını sıkça dokumuştur. Lirik, özgün, akıcı ve sade bir dil kullanmış, imgeleri toplumsal yaşamla birebir uygun hale getirmiştir. Şiirlerinin içeriğine uygun dil ve dize düzeninin hâkim olduğu uygun ses düzenini ve ritmi ön plana çıkarmıştır.  Kullandığı imgelerin tamamı toplumsal yapıya bire bir uygundur. Güçlü bir lirizme sahiptir. Dizelerinde insanda sarsıntı yaratan bu temaları görüyoruz. Ahmed Arif’in, gerçek yaşam mücadelesinde yaşadığı korkusuzluğu, umudu, inceliği ve yoksulluğu da aynı lirik tarzda dizelerinde görebiliyoruz. 

Ahmed Arif, şiirlerini sınıfsal çelişkileriyle birlikte işlemiştir. İnsan yaşamına sınıfsal perspektiften bakmış, ezen ve ezilenlerin ilişkilerini, ezenlerin sözcülüğünü yapan yönetenlerin hoşgörüsüzlüğünü, ezilenlerin baskı ve zulme karşı umutlarını, hoşgörülerini dizelerine yansıtmıştır. Anadolu insanı şiirlerinin sembolüdür, nesnesidir, dış dünyasıdır. Bu nesne her zaman yoksul, perişan, çaresiz, ezilmiş, yok sayılmış ancak umudunu yitirmemiş, kararlı ve onurludur. Onların tertemiz dünyalarını, sabırlı ve saflıklarını dizelerinde görüyoruz. 

Örneğin; “Uy Havar!”, Diyarbakır’a özgü dilin tüm özelliklerini taşıyan bir şiirdir ve acılar içinde kıvranan insana, yalın bir sevgiyle yaklaşımın, onun acısını şairce dindirmenin en güzel örneklerinden birisidir. Bu yoksul insanlara karşı gösterilen sevgisizliği, “oy sevmişem ben seni…” dizesiyle protesto [1] etmiştir. 

Toplumsal yaşamın dönüm noktası; bireyin yaşamını etkileyen acı dönemleri, rastlantısal ve sıradan yaşam görüngülerinden önemlidir. Bir şiirin insanı saran yanı da burasıdır. Kurgu önemli değildir bu aşamada. Sözün yüksek sesle bıraktığı etki, umutsuzluğu siliyor. Toplumsal acıların farkında olan insana yeni dirençler aşılıyor. “Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden” şirinde bu tasa oldukça belirgindir. [2]

Ahmed Arif şiiri, Rilke’nin de deyimiyle “mısralar duyguların değil yaşanmış deneylerin sonucudur” sözünde de anlaşıldığı üzere şairin yaşamı, deneyimleriyle temas etmeye başladığı andan itibaren özgünleşmiştir. [3] Şiirlerinin güncelliğini korumasındaki etkenlerden biri de şiirin gelenekle kurduğu ilişki ve halk dilinin şiire taşınmasındaki başarısıdır. 

Şiirlerindeki doğal söyleyiş tarzıyla, okuyucuya derinden ve etkili bir şekilde ulaşmayı başaran tek şairdir desek, abartı sayılmaz. Şiirde sert ve yumuşak ses ayırım özelliğini bir arada söyleme sanatını ve tonlama becerisini kurgulayabilmiştir. Halk folklorunu çok iyi bilen, halkın kullandığı deyim ve sözcüklerden yararlanmakla birlikte halk türkülerinden büyük ölçüde yararlanabilmiştir. Kamuran Eronat dostumuzun dediği gibi Kelime seçiminde damıtılmış niteliğe sahip sözcükleri tercih eden sanatçı, şiir söylevi konusunda yıllar sonraki okuyucuya da böylece ulaşmış, şiir sanatındaki dil ve kurgu ustalığını iyi bir dengede tutabilmiş, etkin imge yaratmadaki başarılı deneyimiyle de dünyaya geniş bir perspektiften bakabilmiştir.”

Tercihini etkili bir şekilde az ve öz şiirden yana kullanan usta şairimiz, genellikle ilk cümlelerinde mesajı güçlü tutmuş, şiirde ses ve ritim uyumuna ayrı bir özenle yaklaşmış, cümle tekrarları ve çağrışımlarını güçlü kelimeleri seçerek ve korkusuz bir dil sanatını kullanarak şiirlerini oluşturmuştur. “Sanat, daralmanın olduğu yerde vardır” kuralını hatırlarsak, Ahmed Arif, şiirlerini bu atmosferden ivme kazanarak yazmış, eserlerinde; umudu, dostluğu, sevdayı ve sevgiyi yeşerten cümlelerle etkin bir yapının temellerini atmıştır. Betimleme gücü yüksek sinematografik bir özellikle şiir sanatına eğilen şairimiz; şiirlerinde sık sık kullandığı veciz ifadelerle kalıcılığa yelken açmış [4] doğal yapıyı; zaman zaman eksenine alarak, yaşama anlam katmıştır.

Ahmed Arif’in şiir anlayışını farklı kılan öge gelenekle kurduğu ilişkilerde saklıdır. Anadolu’ya özgü geleneksel anlatım tarzını şiire taşıması, yaşadığı topraklara bağlı, gelenek ve göreneklere vakıf olduğunun en önemli belirtisidir. Şiirlerinde Mezopotamya kültürünün, sosyo ekonomik yansımasını, folklorunu, formları ve konuşma tarzını unsurlarıyla yaşatmasıdır. Bu folklorik ve ritmik ögeler şairin imgeleri ile zenginleşmiş ve anlam bulmuştur.  

Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir olmasına rağmen, şair tek bir kez kekelemeden, tek bir kez biçim sıkıntısı, dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin, imgelerin en özgününü [5] bularak yazmış eşsiz bir ozandır.

1940 Kuşağı olarak bilinen ve “toplumcu gerçekçi” şiir akımının hakim olduğu Nazım Hikmet,  Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu), Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Mehmed Kemal (Kurşunluoğlu), Attila İlhan, Şükran Kurdakul, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi şairlerin arasında “şiire doğu motifleri taşıyan; meydanlarda okunacak yüksek sesli şiirlerin şairi olarak ön plana çıkmıştır.

Şefik  Hüsnü’nün  “Halk  ve Sanat” başlıklı yazısı, sanatçının halka karşı sorumluluğunu ve sanat eserinin halkla bağını ortaya koyar niteliktedir:

 “Yaratılışta güzel olan herkesin beğendiği yalnız bir sanat vardır. Halkın sevebileceği gerçek bir değeri olan ancak bu sanattır. Eserlerini aşırı derecede belirsizleştirerek sanatı kendi gölgesi haline getirenler sonunda susamış halka içinde bir damla su bile bulunmayan boş bir billûr bardak sunmuş oluyorlar (Aydınlık, 10 Temmuz 1922’den aktaran Kurdakul, 1994:48). Bildiri niteliğindeki bu ve bunun gibi yazılar; toplumcu şairleri halkın problemlerini, acılarını dile getirmeye yöneltmiştir. Dolayısıyla da halkın dili, söyleyişi, zevki şiire taşınmıştır. [6] Toplumcu-gerçekçi şiir akımında Marksizm’in büyük etkisi vardır. Şairin büyük kitlelere karşı önemli sorumluluğu vardır ve halkla bağını ortaya koyan niteliği içerir görüşü hakimdir. Şiirde sömüren ile sömüren sınıfına dikkat çekmiştir. Şiirlerinde devrimci halk kahramanlarından söz ederek onları okuyucuya bir model olarak sunmuştur dizelerinde. Ancak “kurtarıcı” beklememeleri konusunda vurgu yapmıştır. Ahmed Arif, şiirde kendisini ezilen sınıfın bir temsilcisi olarak görmüş ve tüm ezilenlerin adına konuşmuştur. Bu sınıfa duyduğu sonsuz sevgi ile onlarla birlikte gelecek kuşaklara direnme çağrısında bulunmuştur.

Ahmed Arif; Nazım Hikmet, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, Faruk Nafiz Çamlıbel Ahmet Haşim ve Ahmet Muhip Dıranas gibi şairleri okumuş, onlara özenmiş, etkisinde kalmış ama hiçbir zaman taklide yönelmemiş, kendine özgü şiir yapısını ve kendi tarzının izdüşümlerini oluşturmuştur. Söyleyiş tarzı ve teması dönemin diğer “toplumcu gerçekçi” şairlerinden söyleyiş bakımından farklılıklar gösteriyor. Şiirlerinde Mezopotamya’nın doğal yapısına, gelenek ve göreneklerine, yaşam tarzına uygun olarak sancıyı, korkuyu, isyankâr yapıyı, destansı, sert, çarpıcı özellikleri kendisine özgü imgeleri ve halk dilini ön plana çıkararak lirik bir tarzda ifade etmiştir. Halk edebiyatına yönelme tarzı, halk dilinden söyleyiş zenginliği ve ahengi temalarında görebiliyoruz. Diğer bir deyişle Ahmed Arif, Mezopotamya’nın acımasız ve sert doğasını, yerleşik insanının zorluklar içinde geçen yaşam koşullarını, tarih boyunca çektiği acılarını, isyanını ve sevdasını dizelerinde görüyoruz. Tüm bunları taşırken de bu coğrafyanın tüm özelliklerinden, yaşam tarzından ve kültürel yapısından yararlanmıştır. Çocukluğunu ve gençlik dönemlerini geçirdiği Diyarbakır ve Urfa gibi kadim kentlerin kültürel unsurlarını, destanlarını, türkülerini ve hatta sokak dilini yansıtmıştır dizelerine. Bu nedenledir ki dizeleri aynı zamanda mücadeledir, kavgadır, savaştır, isyandır, öfkedir, başkaldırıdır, yoksulluktur, sömürüdür, soygundur, zulümdür, barıştır, hasrettir, özlemdir, umuttur, sevdadır, harbidir, özgürlüktür, devrimdir. Kısacası hayatın ta kendisidir. Bu coğrafyanın geleneğiyle, binlerce yıllık tarihiyle, yaşamıyla, serüveniyle yoğrulan bir yaşam tarzıdır. Şiirlerinde sınıfsal perspektif ön plana çıkmış, bunları işlerken de umudu, insan sevgisini ve inancı eksik etmemiştir.  Şairin “halk edebiyatı, türkü, ağıt ve masallardan beslenen “toplumcu gerçekçi”’ şiirlerinden” oluşan kitap, “sosyalist hareketin en değerli kitaplarından biri” olarak anılmaktadır.

Gençlik yıllarında kaleme aldığı şiirlerin çoğu kaybolmuştur. Büyük bir kısmı polis tarafından imha edilmiş, kız arkadaşlarında kalan kısımları geri alamamış, bir söyleşide şunları anlatmıştır: “Defterler dolusu şiir vardı. Gecede 8-10 sayfa yazardım. Elbet kaliteli olanı vardı, olmayanı… Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste… Geri alamadım, vermiyorlar…”

Ahmed Arif, birinci yeni diye adlandırılan “Garip Akım”ı ve bu hareketin öncülerinden Orhan Veli tarzıyla yazmayı reddetmiştir. O dönem hakkında şunları söylüyor: “Orhan Veli olsun, çevresindekiler olsun, birer küçük burjuvaydılar. Hem de İstanbul burjuvası düşünce ve davranışları, kendilerine örnek seçtikleri Fransız şairlerinin paralelindeydi. Oysa ben doğuluydum. ‘az gelişmiş’ değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin, aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuydum. Sömürgeci Fransız toplumunun, bohemi, serseriliği ve gerçekten kaçma çabalarını kutsayan şairleri, elbette beni ırgalamazdı…” [7]

“Umut”, korkusuzluk, yoksulluk ve yalnızlık”, şiirlerinin temel gerçekliğini oluşturmaktadır. Hasretinden Prangalar Eskittim eserinde bu temel gerçeği ve yüzleşmeyi; buna karşı direnişi, mücadeleyi haykırışı ve  isyanı görüyoruz.

“Umut”, ustanın şiirlerinde yoğun olarak işlenen temadır. Engellerin aşılması, çözüm yolunun bulunması için yapılan tüm çabaların sonuçsuz kalması durumunda insanda beliren çaresizlik ve buna bağlı karamsarlık durumlarında bile umut eksik olmamıştır. Umuttur insanı yaşama bağlayan ve ona yaşam direncini veren. Umut, yalnızlığın, çaresizliğin üstesinden gelmek için insana güç verdiği gibi kurtuluş için mücadele azmini verir. Tüm bunlar Ahmed Arif’in dizelerine taşınmıştır. “Yalnız Değiliz”, “Anadolu”, “Ay Karanlık”, şiirinde umut teması ön plana çıkmıştır. 

“Yalnız Değiliz” şiiri aynı zamanda Ahmed Arif’in engel tanımama olarak nitelediği “Korkusuzluk” temasını destansı bir şekilde işlemiştir. Şiirde pamuk, tütün, pirinç tarlalarında çalışan geçici mevsimlik işçilerin yaşam tarzını, acılarını gerçekçi bir dille tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. Korkusuzluk teması tıpkı “umut” teması gibi Anadolu şiirinde de görebiliyoruz. 

“Anadolu”, “Yalnız Değiliz” şiirleri “Yoksulluk” temasının işlendiği tipik şiirlerdir. “Yoksulluk” teması toplumsal yapının en baskın özelliğini sergilemektedir. Toplumsal yapının özellikle üretim ilişkilerinden doğan ve gelir dağılımının adil ve insancıl olmayan yöntemlerle sistem gereği bölüşümündeki çaresizlik gerçeğini çıplaklığıyla sergilemektedir.

“Anadolu”, “Ay Karanlık”, “Yalnız Değiliz” şiirleri en etkin bir şekilde işlendiği tema “Yalnızlık” temasıdır. Bu yazılanlar sadece birer örnektir. Özünde yukarıda sıralanan temaların tümü bir bütün halinde tüm şiirlerinde ve şiirlerin her dizesinde kendisini hissettiriyor. 

Ahmed Arif, hayatı boyunca sık sık gözaltına alınmış, tutuklanmış, işkencelere maruz kalmıştır. “Şairin hayatı şiire dahildir” diyen Cemal Süreya, sanki bu veciz sözü Ahmed Arif için söylemiştir. Sabahattin Ali’nin faili meçhule kurban gitmesinin ardından aynı durum Nazım Hikmet ve kendisi için de söz konusuydu. Her iki değerli usta, tıpkı Sabahattin Ali gibi görüş ve düşüncelerinden taviz vermemişlerdi. Tutukluluk zamanlarında bile şiirlerini imaj ve sembollerle oluşturmaya devam etmiş, şiirlerindeki Anadolu insanı, adeta onun parmak izini oluşturmuştur. 

İşkenceden söz ederken, sadece bir örnek vermek istiyorum: Temmuz 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde hayvan kaçakçılığı iddiası ile 3. Ordu komutanı Mustafa Muğlalı’nın emriyle kurşuna dizilerek yargısız infaz edilen 32 insanımızın ölümü, bir insanımızın de kaçırılması olayından sonra kaleme aldığı “Otuzüç Kurşun” adlı şiirinden sonra defalarca sorgulanmış, dövülmüş, işkence edilmiş ve öldüğü sanılarak çöplüğe atılmıştı.. Bu olayı kendisinden dinleyelim: 

“Şu Bahçelievler’de manyağın biri otuz tane tavuğu çalsa, kesse, ertesi gün Ulus gazetesi olayı dört sütun üzerinden verir. Tavuk değil bu yahu 33 tane senin vatandaşın… Hiçbir suçu yok… Tertemiz… Belki hepimizden daha suçsuz… Kimsesizlikten başka suçu yok. Kimsesiz adamlar o kadar…”

 “İşte bu “Otuzüç Kurşun” şiiri yüzünden geldiler götürdüler beni… Gece sabaha kadar dövdüler. “Oku” dediler, okumadım. … Dövdükten sonra o tellerden aşağı attılar beni. Orada öylece kalmışım. Sabah çöpçüler gelip buluyorlar. Sokak köpekleri gelip gelip kokladılar beni. Ödüm koptu, ölü sanıp yiyecekler diye…”

 “Ne İskender takmışım, ne şah, ne sultan, göçüp gitmişler, gölgesiz dizeleriyle devrimci kişiliği, asiliği, zulme direnmeyi, haksızlığa haykırışı ve muktedirleri hiçe ‘saymayı’ anlatmıştır. İnsan ve ülke sevgisi onun olmazsa, olmazıydı. Yaşam tarzı, özlemleri, aşkı şiirlerine taşımıştır. Mezopotamya toprağının direnciyle yoğrulmuş, inancı, umudu, özlemi, sevdayı yaşam tarzına yansımıştır. Şiirlerinde bu diyardan yükselen çığlıklar yansıyor adeta… Bir şiir yüzünden üniversite yıllarında cezaeviyle tanışması, sonrasında Leyla Erbil’e duyduğu karşılıksız aşkı belki de onu bir sevda şairi yapmıştır. 

Cezaevlerindeki tutukluluk günlerinde sevdiklerini düşünmeye devam etmiş, sevdadan ve sevgiden asla ödün vermemiş, bestelere konu olan şiirlerini bu eksende yazmaya devam etmiştir. Şiirlerinde sade, pürüzsüz bir dil kullanmış, şiirin bıraktığı etki gücü geniş alanlara yayılmıştır. Şiir sanatının tüm niteliklerini dizelerine taşımıştır. 

1968 yılından itibaren yayınlanmaya başlayan ve 53 yılını tamamlayan “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı şiir kitabı 20 yılın birikimiydi. Korsan yayınlar hariç, 2006 yılında 57. baskısını yapan kitap satış rekorlarını kırmıştır.  25 Eylül 2012 tarihinde şairin gençliğinin bir kısmını geçirdiği Urfa’nın Siverek ilçesinde, 30.321 kişi aynı anda Anadolu şiirini okuyarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. [8] Halkı, Ahmed Arif’i ve o güzel şiirlerini unutmadı. Ahmed Arif’in “halk edebiyatı, türkü, ağıt ve masallardan beslenen ‘toplumcu-devrimci’ şiirlerinden” oluşan kitap, “sosyalist hareketin en değerli kitaplarından biri” olarak anılmaktadır.

Cemal Süreya onun için şu yorumu yapmıştır : “Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. Pir Sultan Abdal’ı, Urfalı Nazif’i, Köroğlu’na, Bedrettin’e bağlıyor (…)  imge onda sınırlı bir öğe değil. Bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif’te. Öte yandan, şiirin içinde birer ikişer kelimelik mısralar halinde akan bu sözler biçim yönünden de önem kazanmaktadır. Öyle ki, kendiliğinden doğan ve yalnız Ahmed Arif’e özgü gizli bir aruz gibi bu sözlerden bütün şiire bir müzik yayılmakta, ya da bütün şiir çekidüzenini onlarda bulmaktadır.” [9]

Ahmed Arif’in Edebi Kişiliğini özetlersek:

    • “Toplumcu gerçekçi” şiir akımının önemli şairlerindendir.
    • 1960’lar, şiire yönelmesinde milattır.
    • Gerek kendi döneminde ve gerekse günümüzde edebiyat üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
    • “İmge Ustası” olarak tanınır. Bu konuda şiire yönelen gençlere en iyi örnek şair olarak bilinir.
    • Umut, isyan, direniş temaları üzerinde sıklıkla durarak “haksızlık” ve “Anadolu” konusu üzerinde vurgu yapmıştır.
    • Güçlü bir lirizme sahiptir. Lirik, epik ve koçaklama (savaş, yiğitlik, coşku) tarzını kusursuz bir kurgu kullanarak, tutkulu, özgün ve ezgili şiirler yazmıştır.
    • Türkçeyi akıcı, arı, sade ve net bir şekilde kullanan şairlerin başında gelir. Şiirlerinde katmanlık ve düşsel öge yoktur. Kullandığı imgeler, toplumsal yapıya uygundur.
    • “Yurdum Benim Şahdamarım” eserinden sonra tüm şiirlerinin toplandığı “Hasretinden Prangalar Eskittim” onlarca defa baskı yapmıştır.
    • Türk şiirine en büyük katkıyı sağlamıştır, “toplumcu gerçekçi” şiir ortamını etkileyen ve bir öncü olan şiirlerine bir yenisini katmamıştır. Edebiyatımızda hatırı sayılır bir yere sahiptir.
    • Mezopotamya’nın kültürel yapısını, acımasız koşullarını, zalimlerini, mazlum halkını en iyi anlatan tek şairdir.
    • Çağdaş şairlerimizin başında gelir, özgün, ezgili, çağdaş şiirleri kaleme aldığı gibi, Anadolu insanına eleştiri ve sorgulama yükümlülüğüne de kapı aralamıştır.
    • Şiirlerinin birçoğu türkülere ve destanlara dayanmıştır.
    • Şiirlerinde sürekli ezilen insanı ve ezilenlerin kardeşliğine ve dayanışmasına vurgu yapmıştır.
    • Ahmed Arif ile ilgili “Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm için önümüze yığıyor.” demiştir Cemal Süreya…
  • Şiirlerinin önemli bir kısmı bestelenmiştir.

Bestelere konu olan şiirleri oldukça fazladır. Ahmed Arif’in birçok şiiri sanatçılar tarafından bestelenmiştir. Bunlarda öne çıkanları sıralarsak: [10]

  • Akşam Erken İner Mahpushaneye Cem Karaca – Akşam Erken İner Mahpushaneye
  • Akşam Erken İner Mahpushaneye Fuat Saka – Akşam Erken İner Mahpushaneye
  • Ay Karanlık: Ahmet Kaya – Maviye Çalar Gözlerin 
  • Ay Karanlık: Cem Karaca 
  • Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi: Cem Karaca – Adiloş Bebe 
  • Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi: Grup Yorum – Adiloş Bebe
  • Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi: Kızılırmak – Adiloş Bebe
  • Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi: Moğollar – Adiloş Bebe
  • Hasretinden Prangalar Eskittim: Ahmet Kaya – Hasretinden Prangalar Eskittim 
  • Hasretinden Prangalar Eskittim: Suavi – Hasretinden Prangalar Eskittim
  • İçerde: Rahmi Saltuk – Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin
  • İçerde: Manuş Baba – Haberin Var Mı?
  • Kara: Cem Karaca – Karam
  • Kara: Grup Ekin – De Be Aslan Karam
  • Otuzüç Kurşun: Cem Karaca – Otuzüç Kurşun
  • Otuzüç Kurşun: Grup Baran – Otuzüç Kurşun
  • Otuzüç Kurşun: Zülfü Livaneli – Kirvem
  • Otuzüç Kurşun: Fikret Kızılok – Vurulmuşum
  • Otuzüç Kurşun: Onur Akın – Otuzüç Kurşun
  • Otuzüç Kurşun: Ciwan Haco – Sî û Sê Gule 
  • Sevdan Beni: Cem Karaca – Sevdan Beni
  • Sevdan Beni: Fikret Kızılok – Haberin Var Mı
  • Suskun: Fikret Kızılok – İki Parça Can
  • Suskun: Ahmet Kaya – Suskun 
  • Suskun: Edip Akbayram – Suskun
  • Suskun: Alaaddin Us – Suskun
  • Unutamadığım: Cem Karaca – Unutamadığım
  • Unutamadığım: Grup Baran – Unutamadığım
  • Uy Havar!: Ahmet Kaya – Oy Havar
  • Vay Kurban: Cem Karaca – Vay Kurban
  • Vay Kurban: Grup Baran – Seni Sevmek Felsefedir
  • Vay Kurban: Grup Yorum – Gün Ola
  • Adiloş Bebe: Grup Yorum – Gün Ola

Ahmed Arif yaşadığı dönemde ne yazık ki hep üvey evlat muamelesine tabi tutulmuştur. Devlet bir yana… Çünkü burjuva devletinin sosyalist düşünürlere, aydınlara, sanatçılara, kurum ve kuruluşlara tahammülü olmayan tekçi, ırkçı bir yapıya sahiptir. Ahmed Arif, tüm “toplumcu gerçekçi” düşünürler gibi sosyalist bir düşünceye sahipti. Şeyhmus Diken “Ahmed Arif: Abisi Olmak Halkının” adlı eserinde bu muameleyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Ahmed Arif, “Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz” sorusuna da “Tüm şiirler ezberimde, İstanbul’a dönüşte hepsini yazacağım” demişti. Ancak bir hafta sonra Ankara’da hayata gözlerini kapatmıştı. [11]

Eserleri:

  • Yurdum Benim Şahdamarım (Everest yayınları, İstanbul, Kasım 2005, 5. Basım),
  • Hasretinden Prangalar Eskittim (Everest yayınları, 57. basım, 2006).

Sonuç 

“Toplumcu gerçekçi” sanat anlayışının önemli isimlerinden biri olan Ahmed Arif, şiire 1950’li yıllarda başlamış ve 1960’lardaki toplumcu şairler üzerinde önemli etkiler bırakmıştır. Şiirleri az ve özdür. “Tek bir kitapla şair olunmaz” eleştirisine ve “tek kitapla nasıl bu kadar ünlü bir ozan oldunuz?” sorusuna soruyla yanıt vermiştir. “Tek bir kitapla peygamber olunuyor da şair niye olunmasın?” Ahmed Arif, Tacim Çiçek dostumuzun dediği gibi tek kitapla en çok kitabı yayımlanan ve neredeyse tüm şiirleri ünlü/ünsüz onlarca sanatçı tarafından bestelenen ve türküleşmiş olsa da olmasa da dillere pelesenk olmuş has ve sahici biridir..”

Ahmed Arif’in tüm şiirlerinin toplandığı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı tek kitapta toplanmış olmasına rağmen her bir şiiri, her bir dizesi toplumun derinliklerinden gelen acılarla, öfke, yoksulluk, umutsuzluk, hasret, zulüm, yoksulluk, özlem ve umutlarla doludur. Az ve öz olan her bir şiirine koskoca dünyalar sığdırmıştır. Değerli hocamız Yusuf Aydoğdu’nun dediği gibi “öğütçü ve slogancı türü söylemlerden uzak, samimi, doğal ve özgün bir şiir dili oluşturmayı başarmıştır. Şiiri bu yönüyle halktan, Anadolu’dan beslenmiştir. Şair çıkış kaynağı olan Anadolu’ya sarılır, fakat burada boğulup kalmaz, bu yönelişi modern şiir ile bütünleştirmeyi başarır. Diğer taraftan bu tutumu politik anlamda sosyalist düşünce ile [12] bütünleşir. 

Ahmed Arif’in adı yeter!

30 yıl önce yitirdiğimiz büyük ozanın dizeleri ışıldamaya devam ediyor.

2 Haziran 1991 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucunda aramızdan ayrılan usta şairimizi saygıyla, özlemle ve minnetle anıyorum. İyi ki gençliğimde onu tanımışım, iyi ki sohbetimiz olmuş, iyi bir dost, arkadaş ve baba gibiydi benim için.

Bu arada değişik tarihlerin Haziran ayında yitirdiğimiz, Orhan Kemal, Ahmed Haşim, Cahit Zarifoğlu, Cemil Meriç, Peyami Safa, Nazım Hikmet, Ahmet Muhip Dıranas, Hasan İzzettin Dinamo gibi edebiyat ustalarımızı saygıyla ve özlemle anıyorum.


[1] http://ahmetarif.net/d/51/ahmed-arifin-siirinin-yapisi

[2] a.g.e

[3] Yusuf Aydoğdu, Ahmed Arif’in Şiir Anlayışı ve Gelenekle İlişkisi (Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2020)

[4] Kamuran Eronat, Ahmed Arif’in Şiir Sanatı ve Şiirlerindeki Tematik Kurgu, (955·Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu)

[5] Gülten Akın, Şiir Üzerine Notlar, İstanbul, (Yapı Kredi Yayınları, 2004, s. 58).

[6] Yakup Çelik, 1940 Kuşağı Toplumcu Şairleri ve Halk Şiiri (Kültür ve Sanat TV, 20 Eylül 2019)

[7] Nihal Bıkım (Türkiye Edebiyatında Haziran ya da Haziran’da Ahmed Arif Olmak, 3 Haziran 2015)

[8] Ahmed Arif’le Guinness’e girdiler (Radikal, 17. 10.2012)

[9] Diba Bahadıroğlu, Ahmed Arif’in Edebi Kişiliği (makaleler.com)

[10] Ahmed Arif kimdir, hangi şiirleri bestelendi (Evrensel Gazetesi, 02.06.2021)

[11] Şeyhmus Diken, Ahmed Arif: Abisi Olmak Halkının ( İletişim yayınları, 2018)

[12] Yusuf Aydoğdu, Ahmed Arif’in Şiir Anlayışı ve Gelenekle İlişkisi (Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2020 8(4) 1305–1313)

Mazhar ÖZSARUHAN
Latest posts by Mazhar ÖZSARUHAN (see all)