2  Temmuz’u Doğru Anlamak

2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Otelinde olanlara yönelik yapılan toplu saldırı ve yaşatılan kıyım ve vahşetin izleri hala canlılığını ve tazeliğini belleklerimizde koruyor. Çünkü o kıyımı bizlere televizyonda canlı izletmişlerdi. Bizimle beraber devlet erki de izlemiş ve hiçbir şey yapmamış. Üstüne üstlük, saldıranlara bir şey olmadığı için hoşnut olmuşlardı.

   Yaşanan katliam ve kıyımların önlenmesi ve yenilerinin bir daha yaşanmaması için, yaşananların doğru tahlil edilip, tavır geliştirilmesi ile olur. Yaşananların sorgulanıp, halka, yığınlara doğru aktarılması ve halkın, emekçilerin bu konularda  uyanık ve duyarlı davranmasını sağlamakla olur.

    2 Temmuz’daki saldırı, aydınlanma çalışmalarına yapılan bir saldırıydı. Devrimcilere yapılan bir saldırıydı. Emekçilere yapılan bir saldırıydı. Çünkü orada katledilenler, her biri kendi alanında uzman ve isim yapmış, işinin ehli emekçi aydın ve sanatçılardı. Onların yaptığı iş ve icra ettikleri çalışmalar sistemi, egemenleri ve onların uşaklarını rahatsız ediyordu. İşte yaptıkları aydınlanma çalışmalarının bedeli ise bu saldırı ve katliam oldu.

    Evet 2 Temmuz’daki saldırının hedeflerinden biride aleviler olabilir. Ama asıl neden değildi. Asıl neden; ülkenin aydınları, ilericileri, demokratları ve devrimcileriydi. Çünkü saldırı, derinden ve çok önceden planlanıp, derin güçlerce de organize ve yönlendirmeyle yapılmıştı. Saldırganlarda bu odaklar tarafında kollanıp-korunmuşlardı.

    Ben bir alevi olarak büyüdüm. Ancak önce insanım. Emekçiyim. Devrimciyim. Faşistlerin bana ve arkadaşlarıma ilk saldırılarının nedeni; Okuldaki haksızlıkları, baskıları ve saldırıları yetkili mercilere şikayet için imza toplamış olmamızdı. Bu şikayetimiz ve imza verenlerimiz, yukardan aşağıya bilgi akışı yolu ile okul idaresine, oradan da sivil faşistlere iletilmesi sonucu, saldırıya uğradık. Bizlere saldırarak, bizleri okuldan uzaklaştırmak için yoğun çaba içine girdiler.

   Saldırıya uğrayan bizlerin hepsi alevi değildi. Ve Sünni arkadaşlarımızda vardı. Saldırıdaki ortak yan, ilerici, demokrat, devrimci olmamızdı. Yani faşistlerden, gericilerden yana olmamamızdandı. Gericiliğin ve faşizmin en ayırt edici özelliği, “ya bendensin, yada düşmanımdasın, ara yolu olmaz”dır. Faşizmin mantığı budur.

   Sivas saldırganları, ağızlarında salya akıtıp, bağırdıklarında; “Cumhuriyete”, “laikliğe” ve devrimcilere küfrediyorlardı. “Dinsizlere ölüm” diyorlardı. Şu bir gerçek ki, saldırı nedenlerinden sadece biri Aleviliktir. Esas nedenler değildir. Egemenlerin, halkların kardeşleşmesini engellemek için asıl nedenleri, emekçi olmaları, Devrimci olmaları. Aydın olmaları. İlerici olmaları ve de sistemi sorgulayan, yargılayan, eleştiren olmalarıdır.

   Alevi örgütleri ve aleviler, saldırıların asıl nedenlerini doğru tahlil edebilirlerse, o zaman tüm saldırılara karşı aynı tepki ve duyarlılığı göstermelidirler. Aleviler ve diğer emekçi ve devrimciler sadece Sivas’ta yakılmadılar. Maraş’ta, Çorum’dada yakıldılar, kıyıldılar, kesildiler, kurşunlandılar, satırla-nacakla-baltayla doğrandılar. İşkence gördüler. Şehitlerimiz tarlalarda, dere yataklarında, ormanlıklarda, bodrumlarda toplandı. 2 Temmuz’u sahiplenip, hesabını sormanın yolu, tüm bu yazdıklarımızın yaşandığı Maraş’ın, Çorum’un hesabını sorup  sahiplenmesinden geçer. Eğer onların hesabını sormayı başarabilseydik, Sivas’ı yaşamazdık.

   Bu saldırılarda, sadece alevi oldukları için değil, aydın, ilerici, devrimci oldukları için insanlarımız katledildiler. Sonrada medya ve egemenlerin yalan propaganda odakları, “alevi-Sünni” çatışması şeklinde yansıtarak, işi o odağa çektiler. Ve de katliamın yaşandığı kentlerde emekçiler, işçiler alevi ve Sünni mahallelerine ayrıldılar. Hem alevi ve hem de Sünni emekçiler tüm mal varlıklarını haraç-meraç yok pahasına alevi ve Sünni kökenli patronlara, işadamlarına, sermaye sahiplerine kaptırdılar. Egemenlerin yarattığı çatışmalı ortamda, sermaye çevreleri nemalandırılmış oldu. Kaybedenlerde hem alevi, hem de Sünni emekçiler ve çalışanlar oldu. Olaylar, yoksulları tam yoksulluğa, zengini de tam zenginliğe taşıdı. Ve birde emekçiler düşmanlaştırılmış oldu.

   İşte asıl anlatmamız gereken ve emekçileri aydınlatmamız gereken noktada budur. Hiçbir sorunu olmayan emekçiler, sistem ve onların ortalıktaki uşaklarının yarattığı provokasyon ve yalan haberlerle  sorunlu, çatışmalı ve düşmanlaşmış hale getirilmeleridir. Buna dikkat ederek, emekçilerin birliğini yeniden sağlayabilirsek, yaşananların hesabını sorabiliriz. Ve gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarabiliriz.

   Katliamlarda rol alan güruhlar devlet destekli, Osmanlı gelenekli faşist-gerici güçlerdi. Bu güçler her olayı kendi istedikleri doğrultuda gitmesi için her tür planı önceden hazırlarlar. Saldırılarının hedefinde de halk güçleri vardır. Halk güçlerini ve emekçilerini birliğini zedeleyecek her eylem onlar için kaçınılmazdır. Emekçilere, devrimcilere zarar verecek her eylemi yapmaktan sakınmazlar. Bedeli ne olursa olsun. Egemenler onlara o görevi biçmiştir. İşlerinden sonrada korunup-kollanma garantileri de verilerek yaptırılır.

   Temmuz’da Çorum’u unutturma çabaları gerçekleşmiş gibi. 30 Haziran-5 Temmuz 1980 Çorum olayları diye yazılı tarihe geçen kıyım günleri, bugün Çorum Belediyesi ve sanayi odasının birlikte organize ettikleri Hitit Festivalini bu günlere taşıyarak unutturma amaçlarına ulaşmış gibiler. Bu festivale sanatçıları getirerek, Çorumluları kendinden geçirmeyi ve geçmişi unutturmayı başarıyorlar. Önceki yıllarda  Musa Eroğlu’nu getirmişlerdi. Bu yıl ise Ali Mahzuni’yi 5 Temmuz’da getiriyorlar. Yani kıyım günlerinin yıldönümünde, kıyıma uğrayanlardan sanatçılarla unutturmayı amaçlıyorlar.

   Maraş, Çorum, Sivas, Gazi vb. tüm kıyım olaylarının hesabı sorulmadan, katilleri ortaya çıkarılıp suç ortaklarıyla teşhir edilip cezalandırılmadan, yeni katliam ve tertiplerin önüne geçilemez. Ortak zeminde, asgari müştereklerde talepler etrafında tepkiler yükseltilemezse, tüm yaşanan olaylara karşı sahiplenme gerçekleşmezse Madımak kebap salonu olarak kalır. Ve orada dumanımız ve küllerimiz yükselmeye devam eder.

   Elbette bu sahiplenme tüm emek örgütleri, tüm aydın ve ilerici çevreler, tüm toplum örgütleri ve özellikle alevi örgütleri üzerine düşeni yapmalı. Ve mücadele cephesi örülmelidir. Bu tür olaylara karşı mücadele ve birlik cephesi örülmezse geleceğimiz meçhule kalır. Ve hiçbir zamanda aydınlanamayacaktır. Ancak mücadele cephesinin kararlı karşı koyuşu olmadan, karanlık güç odaklarının ve Devleti-alünün derinindeki güçlerin ve saldırganların saldırıları bertaraf edilemez. Bunu sağlayabilirsek, o odakların ilişki-çelişki ve çıkar ortaklıkların bozabilir ve etkisizleştirebiliriz. Sermayenin ve egemenlerin, emekçileri birbirine kırdırma ve kışkırtma oyunlarını ve çabalarını emek cephesinin örülmesi ile önlenebilir. Bu cephenin örülmesinin önünde de hiçbir engel yoktur. Aydınlık gelecek için bunu başaralım.

(29.06.2007-2temmuz.com sitesinde yayınlandı.)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları