Doktor Mehmet Emin Ayhan

O Doktor Halen Faili meçhul Bir Ölü

Ben Haziran ayını hiç sevmiyorum. Kabuk tutmayan yaralarım kanıyor. Gözleri, son sözleri hiç aklımdan çıkmıyor. Nerede kara gözlü, şemsiye gibi kirpikli bir erkek çocuk görsem  gözlerim bulut, yaşamım yağmur oluyor.

O Nusaybin’in Dala köyünde dünyaya geldi.

Doğduğu coğrafyanın makûs talihini değiştirmek zordu, kendi kaderini değiştirdi. Mardin yatılı bölge okulunda lise öğrenimini tamamlayınca Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı.  Tıp Fakültesini kazandığı, köyde duyulunca bütün yaşlılar, hastalar muayene olmak için sıraya girdi.  Henüz doktor olmadım dediyse de kimseyi inandıramadı. Doktorluğu bilmese neden kazanacaktı ki?

Yaz tatillerinde köye gittiğinde sadece insanları değil hayvanları da muayene ediyordu. Çünkü hayvan ve insan arasında çok fark yoktu. İhtiyacı olan her canlının yardımına koşuyordu. Fakülte de devrimci abilerle tanıştı. Büyükleri “aman oğlum solcu ol ama Kürtçü olma “ dediler.  Devrime bir adım kala postallarla tanıştı. 12 Eylül faşist darbesi kara bir leke gibi ülkenin üzerine indi. Zaten olmayan Demokrasi, insan hakları sonsuza kadar rafa kalktı.

Doktor mecburi hizmete yakalandı. Mecburi hizmetini yaparken Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları sınavını kazandı, uzman oldu. Yine mecburi hizmet duvarına çarptı. Hiç üzülmedi çünkü doğduğu topraklara mecburi olarak değil gönüllü gidecekti. Nusaybin’e yakın olsun diye Diyarbakır Silvan devlet hastanesini tercih etti.

Hastaneler, “kârhane” gibiydi, hastaları ücretsiz muayene ediyor döner sermaye az para akıyor diye şikâyet edildi. Yılmadı. Hipokrat üstadını çok sevdi; Hasta muayene ederken cins ayrımı, din ayrımı, ırk ayrımı yapmadı. Hastaneye getirilen yaralı gerilla ve askerler arasında ayrım yapmayınca şikâyet edildi. Yine büyükler devreye girdi; “oğlum git buralardan, öldürecekler seni” dediler. Gitmedi. Bu insanların bana ihtiyacı var dedi, kaldı. Öldürüleceği kulaktan kulağa yayılmaya başlayınca “Savaş hukukuna göre sağlık çalışanlarına saldırı düzenlenemez, öldürülmez.” Dedi, kaldı. Canla başla çalışmaya devam etti.

Salmonella, tifo salgını yüzünden neredeyse 24 saat hastanedeydi.  İç hastalıkları servisinde yataklar yetmeyince koridora ilave yatak koydurtarak hastalarını tedavi etti. Bu arada kendisi de tifoya yakalandı. Doktorlar ölmez, doktorlar hastalanmaz inancıyla yine hastalarına koştu.

Sular akmıyor, elektrikler sürekli kesik. Bulaşıcı hastalıkların girmediği ev yok. Olsun doktorları var ya, onları iyileştirir. Doktor serumlarını, antibiyotiğini alır almaz hastaneye koşuyor. Mesleğine âşık. E ee tam 21 yıl boşuna mı eğitim gördü? Boşuna mı aldı o diplomayı? Kalp ve tansiyon hastaları o kadar çoktu ki Kardiyoloji ihtisası yapmak istedi. Yine sınavlara hazırlanıyordu. Tıp kitapları sanıldığı kadar neşeli değildir.  Mola verdiğinde çayını içerken Orhan Kotan, Hasan Hüseyin, Ahmed Arif şiirleri okurdu. Orhan Veli’yi de severdi;

“Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.”

Yaşadığı kısacık hayatta ne kuyruk salladı, ne de kuyruksallayanlarla işi oldu. Su gibi berrak, kılıç gibi düzgündü.

Tam da makus talini yendiğine inanırken, tam da kendi dilini bildiği, kültürünü bildiği insanlara doktorluk etmenin mutluluğunu yaşarken 90 lı yıllar yani dilimizden düşürmediğimiz “Faili meçhul” yıllar. Yani en iyi Kürt Ölü Kürt’tür denilen yıllar…

10-6-1992 saat 21.30 günlerden Çarşamba. Bayram arifesi, hasta muayenesinden dönen doktor otomobilini park ettiği sırada arkasından gelen katil ensesine bir kurşun sıktı. O muhteşem beyin durdu. Katil karanlığa karışıp kayboldu. Emin! Emin kalk! Emin uyan çığlıkları Silvan’ın üzerine bomba gibi düştü ama kimse yardıma gelmedi. Karısı hayatı boyunca hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı, hiç o günkü kadar kendisini yalnız hissetmemişti. Çok ölümler görmüştü ama sevdiği adamın öleceğini hiç düşünmemişti.

Daha önce de sordum, yine soruyorum, sormaya devam edeceğim; Bu doktorun suçu neydi de öldürüldü? Bir doktor kolay mı yetişiyor? Kürt olmak mıydı tek suçu?

Ben sizi daha fazla bunaltmayayım sorularımla; “Ben devletim Öldürürüm” Reha Öz  kitabında cevabı verdi. Ve ben devletin adam öldürdüğünü öğrendiğimde; Bir ana oğulsuz kaldı, yüzbinlerce hasta doktorsuz kaldı. Daha 38 yaşındaki bir uzman doktorun ölümü faili meçhul kaldı. Doktor Mehmet Emin Ayhan. Işığın daima üzerimde, seni çok özlüyorum.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları