Zulmün öteki yüzü…

Şimdi biraz da gelelim ezilen ulusun madalyonunun öteki yüzüne. Kürt halkı gibi kadim bir halk yüzlerce yıldır sonu gelmeyen bir zulmün ve sömürünün pençesinde kıvranıyorsa, hiç kuşkusuz ki bunda emperyalizmin kirli oyunlarının olduğu kadar; kendi sermaye sınıfının, aydınlarının, politikacılarının ve muktedirlerinin sorumluluğu da çok büyüktür.

Senelerdir her iki taraftan da maruz kaldığım çirkin saldırılar nedeniyle tekrar vurgulamak istiyorum ki ben birilerinin alçakça iddia ettiği gibi, “Kürdün acısından nemalanan asalak bir Kürt kuyrukçusu,” da; “görünürde onların dertlerini yazıyormuş gibi yapan, ama aslında onlardan nefret eden bir gizli ırkçı beyaz Türk” de değilim. Benim gibi herkesin ötekisi olmak ve her türlü riski göze almak pahasına daima doğruları söylemek suretiyle halklar arasında köprü olan bir kalemi bu iğrenç karalamalarla itibarsızlaştırmaya çalışanların tamamı ya halkların düşmanlığından çıkarı olan ajan provokatörler ya da ezilen olmalarından devşirdikleri tiksinç üstünlük kompleksleriyle kendi acılarına bir tüccarın malına sahiplenmesi gibi hasis bir hırsla sahiplenerek onları sadece kendi nefret pencerelerinden anlatarak ucuz primler toplamak, yani ki asıl kendi kardeşlerinin acısından kendileri nemalanmak derdinde olan, kendi ezilen halkının asalağı kifayetsiz muhteris kalemşörlerdir.

O nedenle, diğer bütün yazılarım gibi bu yazımın da hiçbir ön yargının tuzağına düşmeden; vicdanından başka hiçbir aidiyeti olmayan antimilitarist bir bireysel yaşam hakkı savunucusu yazarın son derece iyi niyetlerle kaleme aldığı bir objektif sorumluluk yazısı olarak okunmasını rica ediyorum.

Ey bir kısım Kürt arkadaşlar! Size bir maruzatım var!

Şimdi elinizdeki zehirli okları yavaşça yere bırakınız ve söyleyeceklerimi sonuna kadar sabırla okuyunuz.

TC’nin ötekileri sadece siz değilsiniz.

Bu toplumun yüzde seksenini kapsayan islamcı faşistlerden, ulusalcı faşistlerden ve ülkücü faşistlerden geriye kalan yüzde yirmilik kesimin yarısını Kürtler oluşturuyorsa, öbür yarısını da diğer azınlıklar; lgbti’ler, seks işçileri, mülteciler, engelliler gibi ağır ezilen diğer kesimler; anarşistler, ateistler, feministler, hayvan hakları savunucuları, gerçek muhalif kalemler, sanatçılar gibi marjinal gruplar oluşturuyor ve onların da çoğu ağır ötekileştirilmelere maruz kalıyor.

Ve bu ülkenin sizin beğenmediğiniz diğer ötekileri olarak biz marjinaller veriyoruz en içten desteği size… Hem de sizin tek acı çeken kesimin kendiniz olduğunu düşünerek bizim hiçbir derdimizde yanımızda olmamanıza, yüreğimizden koparak yaptığımız her dayanışmayı küçümsemenize, sürekli açığımızı bulmak için apartta bekleyerek en ufak fikir ayrılığımızda ya da hatamızda bizi büyük çukurlara gömmenize rağmen…

Size en zor günlerinizde en samimi elleri uzatan bizler olduğumuz halde, ezilmişliğinizden üstünlük devşirme boyutuna geçen patolojik ruh haliniz yüzünden dertlerinize bir tüccar cimriliğiyle sarılıp, birçok durumda samimi yüreğimizi, “acılarınızdan nemalanmakla” itham etmenizi kendi adıma protesto ediyorum.

Üstelik de bu büyük ayıpları sergileyenleriniz, çoğunlukla Batı illerindeki konforlu ortamlarında ya da çekip gittiği güvenli Avrupa ülkelerinde ellerini hiçbir taşın altına koymadan klavye kahramanlığı taslayan tuzu kurularınız… Çok belli ki kendi eksikliklerinizin utancını bizlere projekte ediyorsunuz.

Bazılarınız bu çarpık bakış açınızı ve söyleminizi öyle hastalıklı bir noktaya taşıdınız ki size göre ezen ulusa mensup herkes zalim, ezilen ulusa mensup herkes melek!

Korucularınız kim o zaman arkadaşım? On yıllardır kentlerinizin en rantabl bölgelerini peşkeş çekerek iktidarlarla iş tutan satılmış müteahhitleriniz, tüccarlarınız kim? Yoksul köylülerin iliğini kemiğini sömüren ağalarınız, ruhunuzu iğdiş eden din simsarlarınız, on yaşındaki kızlarını iki öküze kerhane artığı moruklara satan babalarınız kim? Ablukalar esnasında Sur’dan sürülen ya da Van depreminde evsiz kalan kardeşlerine üç kuruşluk evlerini on kuruşa kiralayan vicdansızlarınız kim? Aranızda yaşamaya çalışan bir avuç Süryani’yi, Ermeni’yi, Ezidi’yi tıpkı Türk’ün kendisini ötekileştirdiği gibi vahşice ötekileştiren; Suriyeli gariban mültecilere aynen Türk’ün kendisine kustuğu gibi kin ve nefret kusan ırkçılarınız kim? Son derece yanlış ve zamansız kararlarla öz yönetim ilan ettikleri bölgelerde son derece orantısız güçler arasında yaşanan korkunç çatışmalarda gencecik yoksul çocukların ölümüne neden olan politikacılarınız, bir kısım sözde kurtarıcılarınız, asla elini yeterince taşın altına koymayan bir kısım aydınlarınız kim? Yarısı yaprak dökerken yarısı bahar bahçe olan Diyarbakır’da yoksul kardeşlerinin başına bombalar yağar, cenazeleri sokaklarda kurda kuşa yem edilirken Yetmiş Beş, Dicle Kent gibi lüks semtlerde ve şehrin dört bir yanınını kuşatan trilyonluk villalarda zevk-ü sefa içinde yaşayarak altlarındaki son model arabalarla fink atan binlerce multi milyarder zengininiz; senelerdir süren ve sadece yoksulların ölüp sürgün edildiği bir kirli savaştan maddî manevî her türlü nemalanan yığınla fırsatçınız kim? Her seçimde katiline oy veren milyonlarca seçmeniniz kim?

Elbette ki her yaşam hakkı savunucusu, ezilen uluslara ve kesimlere pozitif ayrımcılık ilkesiyle yaklaşmak zorundadır ki ben de aynen öyle yapıyorum; ama hiç kusura bakmayın, hiç kimse yukarıda sıraladığım suçları ve ayıpları bu ilke sınırları dahiline sokamaz.

Senelerdir gerek reelde gerekse sanalda her türlü muhalif platformda bulundum; bugüne kadar birinizin de çıkıp madalyonunuzun bu çirkin yüzüne dair tek laf ettiğini görmedim. Varsa yoksa mağdur edebiyatı yapıyor; habire size uzanan içtenlikli elleri ısırıyor; hem kendi halkınızın hem de karşınızdakinin içindeki gerçek suçlu ve zalimlerden soramadığınız hesapları dostlarınıza sormaya, onlardan çıkaramadığınız hınçları dostlarınızdan çıkarmaya çalışıyorsunuz. Evet, elbette ki hem de fazlasıyla mağdursunuz da hırsızın hiç mi suçu, sizin hiç mi objektifliğiniz yok kardeşim?

Kim demiş ezilen ulusa mensup herkes masumdur, ezen ulusa mensup herkes zalimdir diye? Böyle bir safsatayı savunanlar halt ediyordur! Net!

Hem ayrıca kim kendisi seçebiliyor ki hangi ırkın içine doğacağını? Ezilen ulustan bir insanın işlediği yukarıda saydığım insanlık suçlarını, ezilmişliğinin travmatik patolojisini bahane ederek aklamaya kalkan oportünist zihniyet; ezen ulusun içine doğmuş olanın travmatik patolojisini de otomatikman aynı şekilde zulme bahane kabul etmek durumuna düşer. Ne farkı var? Şayet insanlığımızı içine doğduğumuz ortamlar, ırksal empozeler belirleyecekse, her kesimin zalimini aklamak zorunda kalırız; ki bu, insanlık adına yapabileceğimiz en büyük hata olur. Hiçbir halk, toptancı bir zihniyetle mazlum ya da zalim ilan edilemez. Her halkın içinde iyi olmaya çabalayanlar da vardır kolaya kaçıp kötülüğü tercih edenler de… Cahil halkları, sistemlerin beyin yıkama taktikleri birbirine düşürür; insanları kategorize edebileceğimiz tek olgu da bu empozelere karşı koyabilen vicdandır.

Çok rica ediyorum, en azından bizim gibi keder ortaklarınızı acınızla dövme sevdânızdan vazgeçiniz artık.

Biz Beyaz Türk değiliz arkadaşım! En az sizin kadar; hatta evet, iddia ediyorum ki sizden daha ötekiyiz.

Neden biliyor musunuz? Görünen o ki sizin etnik kimliğinizden kaynaklı sorunlarınız hasbelkader çözülse, başka hiçbir derdiniz kalmayacak ve çoğunuz bu ırkçı yobazlarınkinden bile daha güçlü olan dinî inançlarınız ve milliyetçilik duygularınızla paşa paşa yaşayıp gideceksiniz bu ülkede onlarla birlikte mutlu-mesut bir şekilde…

Ama bizim varoluşsal sorunlarımız daima devam edecek!

Biz herkesin ötekisiyiz.

Biz ezelin ve ebedin ötekisiyiz.

Elbette ki hepinize değil; ama azımsanamayacak sayıda olan bazılarınıza sesleniyorum:

Biz dostuz arkadaşım, ve en az sizin kadar da acılıyız; yaptığınız iş değil.

Biz, en azından benim gibi yüreğiyle bu yola baş koyan bazılarımız size dibine kadar gerçek bir sevgi ve saygı ile sarılıyor; acınızı paylaşmak için yanınıza geldiğimizde bazılarınızla sarmaş dolaş olduğumuz hiçbir fotoğrafımızı son derece çirkin bir iftirayla iddia ettiğiniz gibi reklam olsun diye çektirmeyip, bir kez gönüldaş olduktan sonra bir daha asla birbirimizi arayıp sormayı bırakmıyoruz. Ve biliyor musunuz ki, en az benim onların derdine yoldaş olduğum kadar onlar da benim dertlerime yoldaş oluyor.

Özetle, biz bütün halkların iyi olmaya çabalayan, vicdanlı, âdil ve objektif insanları birbirimizi anlıyor, seviyor; birbirimizin yaralarını sarmaya çabalıyoruz. Size rağmen de bundan vazgeçmeyeceğiz.

Nefret ezenden de ezilenden de gelse nefrettir ve ruhun virüsüdür.

YAŞASIN HALKLARIN EŞİTLİĞİ!

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları