Savaşa Hayır

Şükretmek lazım(!) ; savaşa hayır demek, barış istemek bu kez hiç değilse sadece yasaklandı. Ya 10 Ekim 2015’de Ankara’da düzenlene(meye)cek Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ndeki gibi “önlemler!” alınsaydı da patlayan bombalarda 109 dostumuzu yitirseydik. Ya siyasal şiddetin ve operasyonların bir an önce durdurulmasını talep ederek Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı bildiriyi kaleme alan Barış İçin Akademisyenler’e karşı alınan önlemler gibi önlemler alınsaydı da, Savaşa Hayır diyenler de işlerinden edilseler, kamu haklarından mahrum edilseler, sivil ölüme terkedilselerdi. Hadi yatıp kalkıp dua edelim (!) “henüz” savaşa hayır dediği için ölen, yaralanan, dövülen, yok; işinden atılan yok, cezaevine tıkılan yok.

Yasaklama kararında başı İstanbul Valiliği çekti.  Valilik 2 Mart’ta  İl İdaresi ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanunlarına dayanarak İstanbul genelinde Savaşa Hayır konulu her türlü etkinliği yasakladı. Valiliği açıklaması şu şekilde: “Suriye’de şehitlerimiz ve gazilerimizin olduğu böylesi hassas bir dönemde, toplumda infial uyandıracak; milli, vicdani ve insani değerlere dokunacak, toplumsal iç barışı tehdit edebilecek şekilde “Savaşa Hayır” vb. konular adı altında; miting, yürüyüş, basın açıklaması, imza kampanyası, stant/ çadır açma, bildiri, afiş dağıtma vb. eylem ve etkinlikleri gerçekleştirecek grup/şahıslar ile vatandaşlarımız arasında sözlü ve fiziksel provokasyon amaçlı olayların olabileceği dikkate alındığında kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, ilimiz sınırları dâhilinde huzur ve güvenliğin, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, müessif ve provokatif olayların yaşanmaması için, Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin Suriye’de yürütmekte olduğu askeri operasyonları eleştirmeye veya bu operasyonların sonlandırılması amacıyla kamuoyu oluşturmaya yönelik toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, stant açma, imza toplama, bildiri, broşür dağıtma vb. etkinlikler… yasaklanmıştır.

İstanbul’u başka illerin valilikleri de izledi. Adana, Aydın, Kilis, Kırklareli ve Osmaniye valilikleri de İstanbul Valiliği’nin açıklamasını neredeyse aynen kopyalayıp yapıştırarak her türlü savaş karşıtı etkinlikleri yasakladılar.

Valiliklerin, birbirleriyle neredeyse aynı yasaklama kararlarındaki bazı noktalar dikkatimi çekti. Valiler afiş asarak, bildiri dağıtarak vb. Savaşa Hayır demenin toplumda infial uyandıracak; milli, vicdani ve insani değerlere dokunacak bir şey olduğunu düşünüyorlar.

İkinci bir nokta, yasaklama metinlerinde, olası bir eylem ya da etkinlik gerçekleştirecek olanların “grup/şahıslar” şeklinde, Savaşa Hayır diyecek olanlara saldıracak çetelerin ise  “vatandaşlarımız”  şeklinde tanımlanmış olmalarıdır.   Tekrar edeyim, sanılmasın ki bu ifadeler sadece İstanbul Valiliği’nin açıklamasında var. Gerçekten yasaklama kararı alan valiliklerin açıklaması neredeyse birbirlerinden kopyalanıp yapıştırılmış şekilde. Örneğin Kırklareli Valiliği’nin 5 Mart tarihli kararında da “…eylem ve etkinlikleri gerçekleştirecek grup/şahıslar ile vatandaşlarımız arasında sözlü ve fiziksel provokasyon amaçlı olayların olabileceği dikkate alındığında” ifadesi geçiyor. Adana Valiliği’nin aynı tarihli kararında ise bu “İlimiz sınırları içerisinde, farklı kesimler arasında çatışma çıkmasının önlenmesi, milli birlik ve beraberliğimizi zedeleyici provokatif eylemlerin önüne geçilmesi” şeklinde ifade edilmiş; lafı uzatmayayım.

Yasaklama kararında dikkat çeken bir diğer husus; husus da denmez ya artık bariz bir oxymoron, yasaklama kararının hak ve özgürlüklerinin korunması için alınıyor olmasıdır. Biliyorsunuz, oxymoron, sessiz çığlık gibi, kalabalık yalnızlık gibi yan yana gelmesi imkânsız, çelişkili ifadelerin bir arada kullanılması ile oluşan ifadelere deniyor. Temel hak ve özgürlüklerin korunması için temel hak ve özgürlüklerin yasaklanması, bir insanlık durumu olarak barışı savunma ve savaşa karşı çıkmanın yasaklanmasının gerekçesi olarak temel hak ve özgürlüklerin korunmasının gerekçe olarak gösterilmesi de birer oxymoron olarak not edilebilir.

“Savaşa Hayır” Demek Hakkı

Evet, bu bir hak; “Savaşa Hayır” demek, barışı savunmak bir hak. Soyut bir hak da değil. Uluslararası hukuk metinlerinde olduğu kadar, ulusal hukukumuzda da tanımlı bir hak, barış durumunu istemek ve savaşa karşı çıkmak. Tersini savunmak ise elbette ki suç.

Bu hak, uluslararası hukukta ICCPR Sözleşmesi (International Covenant on Civil and Political Rights) yani Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’den kaynaklanan bir haktır. ICCPR, 16 Aralık 1966’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve 23 Mart 1976 itibarıyla yürürlüğe giren bir uluslararası metindir. Malum, uluslararası metinler, ilgili ülkeler onları imzaladıkları, yani kendi iç hukuklarında tanımlı hale getirdiklerinde anlamlıdırlar. Türkiye Cumhuriyet de ICCPR’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun sarihen şöyle der:

MADDE 1. — Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye Cumhuriyeti adına 15 Ağustos 2000 tarihinde New York’ta imzalanan “Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin, beyanlar ve çekince ile onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 2003 tarih ve 2003 /5851 sayılı kararıyla Sözleşme’nin onaylanması (27. Maddeye şerh konulmuş) kararlaştırılmış ve Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye’nin koyduğu şerh Lozan Antlaşması hükümleriyle alakalı siyasi değil, teknik bir şerhtir. Şerh hükmü şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti Sözleşmenin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması ve Ek’lerinin ilgili hükümlerine ve usullerine göre uygulama hakkını saklı tutar.”

ICPPR Sözleşmenin, pardon artık sadece herhangi bir uluslararası sözleşme değil, 18 Haziran 2003 tarih 4868 sayılı Kanun’un 20 maddesi şöyledir:

MADDE 20: 1 Her türlü savaş propagandası yasalarla yasaklanır. 2 Ulusal, ırksal ya da dinsel nefretin ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddete kışkırtma şeklini alacak biçimde savunulması yasaklanır.

Özetleyelim, ülkemizdeki kanunlara göre değil “Savaşa Hayır” demeyi yasaklamak, aksine savaş çığırtkanlığı yapmak, Savaşa Hayır Demeyi Yasaklamak Yasaktır.

Keyifli Pazarlar

Mete Kaan KAYNAR
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları