“Pandemiden psikolojik olarak en çok gençler etkilendi”


Corona virüsü pandemisiyle mücadele, tüm dünyada hız kesmeden sürüyor. Fiziksel ve ekonomik etkilerinin yanında psikolojik olarak da milyonlarca kişiyi etkileyen salgının tam olarak ne zaman sona ereceği hala bilinmiyor.

Yapılan araştırmalara göre hastalanmak kadar belirsizlik de psikolojileri olumsuz etkiliyor. Özellikle 18-30 yaş arası gençler arasında, salgının etkisiyle majör depresyon, anksiyete bozukluğu, uyum bozukluğu, kendine zarar verme ve madde kullanımı gibi etkilerde ciddi bir artış yaşanıyor.

California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma gençlerin pandemiden sanıldığından çok daha fazla etkilendiği sonucunu gözler önüne serdi. Pandemi öncesinde ve sırasında üniversite öğrencileriyle yapılan bu araştırmanın kısa süre önce yayınlanan sonuçlarına göre, genç nüfusta görülen depresyon oranı son 1 yılda % 32’den % 61’e yükseldi.

Los Angeles’ta hizmet veren psikoterapist Gözde Gökozan, nüfusun büyük bir kesiminin kaygı bozukluğu yaşadığına, araştırma sonuçlarıyla paralel olarak, salgından en çok etkilenen kesimin gençler olduğuna dikkat çekti:

“Bizler psikologlar olarak yaklaşık 1 seneden beri danışan sayılarımızda ciddi bir artış gözlemliyoruz. Fakat 1 senenin dolması ile beraber, araştırma hastaneleri ve üniversiteler, popülasyonu, anksiyete ve depresyonun nerede olduğunu belirlemek için yaptığı açıklamalar yayınlandı. Bu makalelere göre, popülasyonda gençlerin, anksiyete ve depresyon oranları, yüzde 20’lerden yüzde 60’lara, yüzde 14’lerden yüzde 44’lere çıkışı yaklaşık 2 katı. Bir endişe ve depresyon eğilimi olduğunu gösteriyor gençler arasında. Tabii pandemi süresi, hala devam etmekte, belirsizlik devam etmekte, dolayısıyla gençler bu süreçte, diğer popülasyona göre en çok etkilenen grup arasında yer almakta.”

Uzmanlar, hastalık kaygısı ve belirsizlik kadar, okulların uzaktan devam etmesi, arkadaşlarla sosyal iletişimin kesilmesi, doğum günü partileri, mezuniyetler gibi kutlamaların yapılamamasının da ağır duygusal ve gelişimsel sıkıntılar doğurduğunu söylüyor.

Uzaktan eğitim ve daha az hareket etme nedeniyle bozulan uyku düzeni de bu sürecin daha zor geçmesine neden olabiliyor.

Gözde Gökozan, “Depresyon ve anksiyetenin yanısıra son dönemde en çok duyduğum konulardan bir tanesi gençlerden, uykusuzluk. Gençler çok fazla televizyonun ekranın başında vakit geçirmeye başladılar. Ve beyinleri çok ciddi stone olmaya başladı. Özellikle anksiyete ve depresyona eğilimleri de varsa, uykusuzluk çok ciddi bir problem olmaya basladı. Uykusuzluktan kastım, uyumamak değil de, gece uykularının tam olarak alınamaması, uykunun sabaha sarkması, yeteri kadar uyku alınamadığı için ertesi gün yapılan sorumlukların geride kalması, derslerin aksaması gibi bir sürü sorundan bahsetmekteyiz. Ben kendim danışanlarıma bu süreçte, uyumadan önceki birkaç saatin tv veya ekrana bakmadan geçirilmesi gerektiğini sevdikleri başka ne aktivite varsa, resim yapmak olabilir. Müzik dinlemek olabilir. Ama ekrana bakmadan. Yazı yazmak hatta aile ile konuşmak. Bir takım halinde bu sürecin nasıl yönetileceğini beraber tanımlamak çok doğru olacaktır” diyor.

Araştırmalara göre, belirsizliğin hakim olduğu salgın hastalık sürecinde, gençler en çok kendilerinin ve yakınlarının hastalanmasından ve ölümünden endişe duyuyorlar. Aynı zamanda iş hayatına devam etmek, okulundan mezun olabilmek, geçimlerini sağlamak ve hastalanmaktan korunmak istiyorlar. Evden geçirilen zamanın artması ile, ekran önünde geçirilen sürenin paralel olarak artması da uyku düzeninin bozulması ve endişe gibi sorunları da beraberinde getiriyor.

Kübra Sancar, “Bir seneyi aşkın bir süredir, pandemi sürecindeyiz ve bu süreçle birlikte evden çalışma modeline geçtik. Evden çalışma modeli yoğunluğumuzun olduğu süreçte bizi geç saate kadar ayakta tutabiliyor. Bununla birlikte geç uyanıyoruz ve uyku düzenimizde olumsuz değişiklikler oluyor” diyor.

Pandemi sürecindeki, sosyal kısıtlamalar da, bizi daha çok evde kalmaya, televizyon izlemeye, sosyal medyaya ve internete itmeye başlayınca ruh halimizden bu endişe gün geçtikçe artıyor.

Kar amacı gütmeyen FAIR Health tarafından yapılan başka bir çalışmada ise, araştırmacılar, 13-18 ve 19-22 yaş arası iki farklı grubu inceledi. Sigorta şirketleriyle paralel yürütülen araştırma sonucuna göre, 2019’a oranla gençlerde psikolojik destek almak için yapılan başvurularda ciddi bir artış var.

Psikoterapist Gözde Gökozan da, California’da psikolojik yardım alan gençlerin sayısında artış yaşandığını doğruluyor.

“2020’den bu yana sağlık sigortasını kullanarak, danışmanlığa gelmek isteyen genç nüfusta ciddi bir artış söz konusu, bir yandan böyle bir fırsatları olduğu için mutlu olan gençler, bir yandan da aslında bu sürecin ne kadar süreceğini ve ne yapacaklarına dair çeşitli çözümler arıyorlar.”

Yalnız gençlerde değil, toplumun büyük bir kesiminde salgından sonra normal hayata dönme konusunda da karamsar bir bakış açısı yaygın. Ancak uzmanlar, kendini her kötü hissedene dep-resyon tanısı konulmasının son derece yanlış olacağı görüşünde.

Gözde Gökozan, “Biz kendi diognastik manuelimize baktığımız zaman, herhangi bir şeye alışma süresini 6 ay sürdüğünü, bu 6 ay süresinde depresyon, anksiyete, sinirlilik mutsuzluk halinin, normal olduğuna inanıyoruz. Yani herhangi bir kişiye, herhangi bir gence ya da herhangi bir yetişkine bir tanının konulması için, genelde 6 ay sonrası bekliyoruz. Dolayısıya bu 1 senelik pandeminin, bu kadar uzun sürmesi ve hatta sürecek oluyor olması, gençlere veya çalıştığımız yetişkin danışanlarımıza, depresyon ve anksiyete tanılarının konulmasına neden oluyor.”

Uzmanlar, gençler arasında yaşanan psikolojik bunalımın da karar vericiler tarafından göz önünde bulundurulması ve gerekli desteklerin sağlanarak, mevcut uygulamaların daha ulaşılabilir hale getirilmesini öneriyor.

Belirsizliğin umutları tüketebileceği bu süreçte bilgilendirici ileti-şime kaynak harcanması da büyük önem taşıyor.