Obezitede çözüme yaklaşılıyor mu?


Her sorunumuzun çözümünü söyleyen, iyi günde kötü günde yanımızda olup desteğini esirgemeyen, sorduğumuz her şeye iyi kötü yanıt bulan bir can dostumuz var. Hasta olmuyor, yorulmuyor, bugün git yarın gel dediği hiç olmuyor. Yeter ki, bize yardım edeceği bir husus olsun, hep hazır. Kim mi? Elbette ki Google.

Kendisine çağımızın hastalığını soracak olursanız obsesif kompulsif bozukluktan anksiyeteye, mükemmeliyetçilikten kansere ve hipertansiyona kadar birçok yanıtla karşılaşıyorsunuz.

Bunlara bir itirazım yok. Ancak, içinde yaşadığımız zamanda en az bunlar kadar tehlike arz eden bir başka hastalık var: Obezite.

Dünya Sağlık Örgütü, yayımladığı Avrupa Bölgesi 2022 Yılı Obezite Raporu’nda bu hastalığı “aşırı yağlanma ile tanımlanan karmaşık, çok faktörlü bir hastalık” olarak tanımlıyor. Çok faktörlü olsa da en önemli sebepleri uygunsuz beslenme, hedonik yeme adı verilen aç değilken yeme davranışı ve fiziksel aktivite eksikliği olarak sıralanabilir. Yol açtığı sağlık sorunlarına baktığımızda ise uzayıp giden bir listeyle karşılaşıyoruz. Bunların en önemlileri arasında şeker hastalığı, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, kan yağlarının yükselmesi, bazı kanser türleri, felç, karaciğer yağlanması, astım gibi adını bile duyduğumuzda tüylerimizi ürpertecek olanlar var.

Obezitenin ne kadar ciddi bir sağlık sorunu olduğunu anlatabilmek için başkaca bir şey söylemeye gerek yok sanırım.

Peki, ne kadar yaygın? Direkt yanıtı vereyim, çok. Tahayyül edebileceğinizden çok daha fazla yaygın. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 2016 yılında, 18 yaş ve üzeri 1,9 milyar yetişkin aşırı kiloluyken bunların 650 milyonu obezdi. Andığımız rakamların dünya nüfusuna oranı %39 ve %13’e karşılık geliyor. Dahası, yaygınlığı giderek artıyor. Yine Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, obezite 1975’ten bu yana neredeyse üç katına çıktı. Dünya Obezite Federasyonu verilerine göre, 2030 yılına kadar obez insan sayısının bir milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Obezitenin ortaya koyduğu maliyet de çok yüksek. Aşırı kilo ve obezitenin maliyetinin, 2060 yılına kadar küresel GSYİH’nın %3,3’üne ulaşması bekleniyor. Bir dipnot olarak ekleyelim, 2021 yılında dünya GSYİH’sı 96 trilyon dolar. Bunun % 3,3’ü 3,2 trilyon dolar seviyesinde bir rakama karşılık geliyor. Neredeyse dört adet Türkiye ekonomisi büyüklüğünde.

Ekonomik faturası bu kadar yüksek olan obezite diyet, egzersiz, ilaç yoluyla tedavi edilebildiği gibi, muhtelif cerrahi yöntemlerle de tedaviye konu edilebiliyor ancak tedavi yöntemlerinin de kendisine özgü kısıtları, hatta bazen sakıncaları var.

Yukarıda bir çok yönüne değindiğimiz bu hastalık, yarattığı sağlık tehdidi yanında ekonomik faturası da değerlendirilerek araştırmacıların dikkatini çekiyor ve soruna odaklanmasına sebep oluyor.

Son dönemde yapılan bir araştırma, bu konuda umut ışığı belirmesini sağladı. Araştırmacılar, amigdaladaki (beynin duyguları deneyimleme ve karar vermeyle ilgili bir parçası) bir grup nöronun hedonik yemeyi (enerji ihtiyacı yokken, keyif alma amaçlı yeme şeklinde tanımlayabiliriz) tetikleyebileceğini keşfettiler.

Araştırma kapsamında, bir bölüm farenin bahsettiğimiz nöronları aktif hale getirilmiş ve bu fareler tok olmalarına rağmen daha fazla yiyecek ve sıvı tüketmişler. Dahası, iştahları hindistancevizi ve zeytinyağı aromalı yüksek yağ içeren diyetler ve beyaz çikolata için, normal yemek ve bitter çikolataya göre daha büyük olmuş. Diğer bir ifadeyle, bu nöronlar uyarıldıklarında fareleri yağlı ve şekerli yiyecekleri tüketmeye yönlendirmiş. İlk aşamayı takiben, söz konusu nöronlar inaktif hale getirilince farelerin beslenme ihtiyaçları da azalma göstermiş.

Dahası, bu spesifik nöronların etkisizleştirilmesi durumunda, yağ yakım hızının arttığı, daha fazla enerji harcandığı ve kan şekerinin düştüğü gibi bazı sonuçlara da ulaşılmış.

Yetkililer, fareler üzerinde yürütülen bu deneyin sağladığı bilgilerin insanlara uyarlanmasının mümkün olması halinde, biyokimyasal hedefler belirlenmesi veya psikoterapi hizmetleri tasarlanması yoluyla ihtiyacı olan insanlarda sonuç alınmasının mümkün olabileceğini ifade ediyorlar.

İlgilenenler Nature Neuroscience’da çalışmanın geniş halini bulabilir ve inceleyebilirler.

Tıp hızla gelişiyor. Yapay zekanın hayatımızda daha geniş yer bulmasıyla bu gelişimin sürati bizim tahayyül sınırlarımızın ötesine geçecek ve hiç kuşkusuz, şu an önemli riskler oluşturan birçok hastalığa çare bulunacak. Ancak, o güne kadar hepimizin görevi kendimize iyi bakmak, bedenimizi hor kullanmamak.

Bir sonraki yazıda görüşene kadar, sağlıcakla kalın.

Özgün ÇINAR
Latest posts by Özgün ÇINAR (see all)