Neo Milli Şef Tartışmaları (II)

Tük Sağının Entelektüel İntiharı: “Menderes’in izinden gitmek”le iftihar edenler, Hürriyet Misakı’nı bir daha okuyabilecekler mi?

Geçtiğimiz hafta, Türkiye’de şu anda uygulanmakta olan sistemin  “başkanlık sistemi” ile uzaktan yakından alakalı olmayıp, daha çok Türkiye’nin “milli şef sistemi”ne dönüşünü ima ettiğini yazmaya çalıştım: Adı başkanlık sistemi olarak konulmaya çalışılsa da kuvvetler ayrılığının silikleştirildiği bir yeni sistemin ülkemiz için ifade edeceği anlam, gerçekten de erken Cumhuriyet döneminin milli şef dönemi pratiğinden çok da farklı bir şeye tekabül etmeyecektir. Yine geçen hafta, böylesi bir sistemin en çok da bir parti olarak AKP’yi sistemden dışladığını, onu bir siyasal özne, bir siyasi karar alma mekanizması olmaktan çıkardığını yazmaya çalıştım. Erken Cumhuriyet dönemi CHP’sinin başına gelenler (ki dönemin CHP’si için de aynı tespitleri rahatlıkla yapabiliriz. Hatta, diyebiliriz ki, siyaset biliminde kullandığımız anlama yakın bir CHP, 1950’li yıllarda kurulmaya başlandı, bu parti gerçek anlamda bir siyasi kimliğe ise 1965 sonrasında kavuştu.) AKP’nin de başına gelmekte.

Anayasa değişiklik paketinin kabul edilmesi sonrasında AKP, tek adamın, başkanın iradesini kitlelere duyurmaya, bu iradeye toplumsal destek devşirmeye çalışan bir “araç” olmaktan fazla bir anlam taşımayacaktır: Unutmayalım, erken Cumhuriyet CHP’si de bundan çok farklı bir işleve sahip değildi.

*

Bu hafta dikkat çekmek istediğim husus, İkinci Milli Şef dönemine geçişin, Türk sağının tamamı için entelektüel bir intihar anlamına geleceğidir.  Türk sağı için böylesi bir sisteme “evet” demek, 1946’dan bu yana savunduğu tüm değerleri, özellikle de Türkiye sağının, erken cumhuriyet ile ilgili her türlü eleştirisini toprağa gömmesini gerektirecektir.

Başka tüm örnekleri bir kenara koyarak, Demokrat Parti’nin ilk kongresinde, Ana Davalar Komisyonu’nda kabul edilen  Hürriyet Misakı’na bir bakalım. Bakalım da, henüz ilk kongresini toplamış olan ve ülkede bir demokrasi, hürriyet rüzgarı estirmekte olan Demokrat Parti ve onun yükselen yıldızı Adnan Menderes, tek parti CHP’sini ve Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İnönü’yü nasıl eleştirmektedir, görelim.

1946 Ocak’ında kurulan DP, ilk kongresini 7-11 Ocak 19467 tarihinde toplamıştı. Ekte okuyacağınız metin, partinin Ana Davalar Komisyonu’nda kabul edildi.  Hürriyet Misakı’nda “…milli vicdanda şuurlaşan davalar” olarak adlandırdığı şu üç maddeyi mutlaka hatırlamak gerekiyor:                                                         Merak ettiğim şu: Anayasa değişiklikleri kabul edilip yürürlüğe girerse, bir daha bu metni yüksek sesle okuyabilecek bir Türk liberali çıkar mı?  Yine tekrar edeyim; böylesi onlarca örnek sıralayabilirim. Hürriyet Misakı bu örneklerden sadece biridir.

  • Vatandaş hak ve hürriyetlerini haleldar eder mahiyette olan ve Anayasamızın ruhuna ve metnine uymayan kanun ve hükümlerin kaldırılmas
  • Vatandaş reyinin emniyet ve masuniyetini  sağlamak ve milli hakimiyet prensiplerini teminat altına almak maksatlarıyle seçim kanununda değişikliklikler yapılma
  • DEVLET REİSLİĞİ İLE FİİLİ PARTİ REİSLİĞİNİN BİR ZAT UHDESİNDE BİRLEŞMEMESİ ESASININ KABULÜ

Hürriyet Misakı, Demokrat Parti’nin 14 Mayıs’taki başarısının kilit noktasını oluşturur. 14 Mayıs 1950’deki seçimlerde parti 27 yıllık tek partiyi devirmekle kalmayacak, Hürriyet Misakı’nda verdiği sözü de yerine getirerek Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığın birbirinden ayrılmasının yolunu da açacaktır: Cumhurbaşkanı Celal Bayar, partisinden istifa edecek ve Genel Başkanlığa Adnan Menderes Seçilecektir.

Şimdi tek sorum şu: 1947’de Hürriyet Misakı’nı ilan eden bir siyasi geleneğin mirasçıları içinden, 14 Mayıs’ta tek parti iktidarını devirerek cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığın siyasi güçlerini birbirinden ayıranların siyasi mirasçıları içinden, Neredeyse 70 yıldır politik söylemlerini bunun üzerine inşa etmiş bir siyasi geleneğin mirasçıları içinden, aşağıdaki cümleyi yutkunmadan, utanmadan, başını yere eğmeden bu cümleyi okuyabilecek insan var mıdır?

Keyifli Pazarlar

Diğer Sayfalar: 12 

Mete Kaan KAYNAR

1972 yılında Ankara’da doğan Mete Kaan Kaynar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Bir süre Westminster Ünivesitesi’nin Demokrasi Çalışmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Kaynar, 2009 yılında siyasal hayat ve kurumlar alanında doçentlik unvanı aldı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları