Mehlenin Yakışığı

Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler susmazdı evimizde. Babam yerdeki divana uzanır, radyoyu sonuna kadar açardı; Her sanatçı sırayla bir eser yorumlardı. Her biri ayrı dünyalara sürüklerdi bizi. Yüzlerini görmeden seslere aşık olmak, sanatçıları hayal etmek güzeldi. Ümit Tokcan, “Bu gün ayın ışığı, elinde bal kaşığı yine nerden geliyon mehlenin yakışığı” yanık sesiyle türkü söylerken, Bedia Akartürk cıvıldayan sesiyle “Yeşil başlı gövel ördek” der, sonra davudi sesiyle Aşık Veysel baba alırdı sazını eline, gönül tellerimizi titretirdi. “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa” derken ben aşktan bir haberdim o zamanlar tabii. Hacer Buluş “Beni muhannete muhtaç eyleme”, Muazzez Turing “Geçti dost kervanı eğleme beni” diye söylemeye başlayınca babamın gözleri bulutlanırdı. Radyoyla yetinmeyip bir de kasetçalar almıştı babam. Çünkü o zamanlar TRT bazı sanatçıları yasaklamıştı. Aşık Mahsuni, Şah Turna, Aşık İhsani gibi ses sanatçıları sakıncalıydı lakin evimizde bu sanatçılara karşı inanılmaz bir sevgi duyardık, dinlemediğimiz günü yaşanmamış sanıyorduk. Tabii ailemizde devrimci duyguların temellerinin atıldığının da farkında değildim. İyi ki böyle bir ailede dünyaya geldim.

Şimdiyse aşıkların, birbirine hasret çekenlerin iletişim aracı gurbet ve hasret türküleri günümüzde zaman aşımına mı uğradı yoksa. Artık en ücra köyde bile görüntülü telefonla Amerika, Avustralya, Avrupa kıtasındaki sevdiklerinin yanında hissediyor insan kendini. Gurbet türkülerinin hükmü kalmasa da ağıtlar halen yürek dağlamaya devam ediyor. Her şeyin devri geçse de ağıtın devri geçmiyor bu coğrafyada. Gelişen teknolojiyle birlikte halk müziğinin temaları değişti ve türkülere olan rağbet azaldı sanki. Halk müziğinin elinde kala kala ağıtlar kaldı. Sözgelimi bu Eğin ezgisine bakalım;“Tez gel ağam tez gel eğlenmeyesin, elde güzel çoktur aldanmayasın.” Şimdi bu ezgi günümüzde söylense güler geçeriz. Aç telefonu sesini duy, atla uçağa git ya da atla otomobile git deriz. Gidilir gidilmesine de duygular aynı heyecanı yaşatır mı orası tartışılır.

“Daracık sokakta yâre kavuştum, yar aşağı ben yukarı savuştum.”Bu Urfa ezgisinde deki yâri görmenin anlık heyecanını içinde duyabilen kaç kişi var bilmiyorum. Bana gerçekten heyecan veriyor bu sözler. Arguvan ezgilerine doyamam, kısacık bir yaşanmışlığa sevgilinin verdiği sitem Arguvan yöresine ait bu ezgide can buluyor. Bazılarına göre çok aptalca gelebilir, mantık arayabilirler lakin seven, hasret çekende mantık ne gezer? Ben de bazılarımız gibi mantık aramıyorum, işte sözleri: “Döşeğin üstünde nar mı soyulur, bir gün görmeyinen yar mı sevilir? Gecesi gündüzü bir olmayınca.”

“Kemiğim yapsalar tarak, yar zülfün tellerine.” Aşık Seyrani’nin bu deyişindeki yar ile bütünleşme ve canalıcılığa bakar mısınız? Kaç şairin aklına gelir bu sözcükler? Yare karşı duyulan sevgiyi hangi terazi tartabilir?

Hasret ezgilerinin günümüz sanatçılarına da ilham verdiği Neşet Ertaş’ın hayat hikayesinin can bulduğu“Yazımı kışa çevirdin, karlar yağdı başa Leyla’m, viran oldu evim yurdum, ne söylesem boşa Leyla’m. Her an gözümde perdesin, nere baksam sen ordasın” ezgisini dinleyince sevdiğine kavuşamayanların yüreğine hançer gibi saplanmaz mı ayrılık acısı?

“ Sen beni gönlümce mutlu mu sandın? Ben de gülemedim yalan dünyada. Ah yalan dünya, yalandan yüzüme gülensin dünya” yine Neşet ustanın ses sanatçılarına ve müziksiz hayat hatadır diyenlere bıraktığı yüzlerce eserden biridir. Yalan dünya ezgisi. Ve bu hayatın hırslarına kapılanlara, birbirinin acısına duyarsız kalanlara ve hayatın diyalektiğine muhteşem bir örnektir.

Yol varmak için, ezgiler ise ruhumuzu beslemek içindir. Müziğin birleştirici gücüyle ezgilere, deyişlere, türkülere selam olsun.Türkiye’deki müziğin gelişmesinden, çoksesliliğinden memnunum çünkü hangi kültürden etkilendiği ve içinde barındırdığı kültürler bu coğrafyanın zenginliği ve renkleridir. Son olarak Gomidas’ı anmadan geçmeyelim bakın bize nasıl seslenmiş;

“Yolum müzikti ve Tanrıma aitti. O dönüşsüz trene
bindiğimde Tanrımı da sesimi de kaybettim.
Önce ses gitti, sonra insanlar… Sanki hiç yaşamamıştılar.
Oysa müzikleri bendeydi ama sesim çıkmıyordu artık.
O zamandan beri bu topraklarda sadece koca bir boşluk uğuldar.
Bari siz ses verin şimdi, ruhum sizi hemen duyar.”

Cennet BİLEK

Latest posts by Cennet BİLEK (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları