Hem Despotizmin Hem de Özgürlükçü Düşüncenin Kaynakları…

Tanınmış anarko-sendikalist düşünür Rudolf Rocker (1873-1958), anarşizmin temel direklerinden olan devasa eseri Milliyetçilik ve Kültür’ü Hitler’in iktidara gelmesinden kısa süre önce tamamlamış. Kitabın yazılış ve basılış öyküsü kısaca şöyle: kitap Nazilerin iktidarı ele geçirmesinden kısa süre önce tamamlanıyor; o sırada Almanya’da basılması imkânsız olduğundan, üç cilt halindeki ilk İspanyolca baskısı 1936-37’de Barselona’da, Tierra y Libertad yayınevi, ilk İngilizce baskısıysa 1937’de New York’taki Covici-Friede; Flamanca bir baskı Amsterdam’da, 1939’da, İspanyolca ikinci baskısı Buenos Aires’te, 1942’de Ediciones Imán tarafından yapılıyor; Yidce, Portekizce ve İsveççe baskılar, Buenos Aires, Sao Paulo ve Stockholm’de yayınlanıyor.

Bilmiyorum ama, mutlaka bu tarihlerden sonra da kitabın başka birçok dillerde çevirileri yayınlanmıştır. Yılların tozu dumanı altında yitip gitmemiş olan bu kitap, neredeyse ilk basımından 80 yılı aşkın bir zaman sonra, Türkçede Kaos Yayınları tarafından, Ali Çakıroğlu’nun güzel çevirisiyle basılmış bulunuyor.

Dünya toplumsal tarihinin ayrıntılı bir ele alınışı olarak da okunabilecek Rocker’in kitabı, çok önemli noktalarda, hem o gün, hem de bugün kafalara kazınan temel bazı kavramları, ön kabulleri sorguluyor ve esaslı, sağlam argümanlarla sarsıyor, alt üst ediyor, tarihi akış içinde millet ve milliyetçilikle kültür karşıtlığını ortaya koyuyor.

Rocker’in temel ayrım çizgilerinden biri, “diyalektik ve tarihi materyalizmin” iddialarının tersine, toplumlarda, doğada olduğu gibi kesin yasalar olmadığı yönünde. Dolayısıyla, Rocker’e göre, “tarihsel zorunluluk” ya da bir zamanlar pek moda olduğu gibi, “tarihin tekerlekleri”nin belli bir yönde dönmesi gibi bir tunç yasa yoktur:

Tüm tarihsel olayların birbirini zorunlu olarak izlediğine inanan, geleceği geçmişe kurban eder; toplumsal yaşamın fenomenlerini açıklayabilir ama değiştirmez. Bu bakımdan ister dini ve siyasi, isterse ekonomik olsun, kaderciliklerin hepsi aynıdır. Onun tuzağına düşen böylece hayatta sahibi olduğu en değerli şeyi, kendi ihtiyaçlarına göre davranma dürtüsünü yitirir.” (s. 30)

Hele insan güdülerini matematik bir kesinlikle hesaplayıp kesin toplumsal sonuçlara varmaya çalışmak iyice saçmadır. Bu yüzdendir ki, “İnsanın içinde yaşadığı toplumsal koşulların iyileştirilmesiyle ilgilenen her beşerî tasavvur, öncelikle sadece olasılığa dayanan bir temennidir.” (s. 29)

Bundan sonra Rocker, 18. Ve 19. Yüzyıl’da ortaya çıkan, J. J. Rousseau, Hegel, Kant, Fitche ve Hegel gibi, “tarihin tekerleklerinin bütünsellik yolunda dönmesini” sağlayan “milli ruhun” temsilcisi devletin kutsallığını teorileştiren filozofların eleştirisine girişiyor ve doğal hayatı ve bireyi hiçleyen bu düşünürlerin sıkı bir eleştirisini yapıyor. Bu düşünürlerin temelde bireyi de, toplumu da cendere altına alan kaderci bir devletsel hegemonyanın temsilcileri olduğunu ortaya koyuyor.

Rousseau ve Hegel… bugün faşizmde kudretinin zirvesine tırmanmaya hazırlanan modern devlet gericiliğinin iki muhafızıdır.” (s. 194)

Bu devletçi-kaderci ve özgürlük karşıtı düşünürlerin karşısında, Rocker, Proudhon, Bakunin gibi anarşist ve 19. Yüzyıl’da Amerikan toprağında yetişen T. Paine, T. Jefferson ve H. D. Thoreau gibi özgürlükçü ve liberal düşünürlerin görüşlerini ortaya koyuyor. Thoreau’nun en sonunda “En iyi hükümet hiç yönetmeyendir” (s. 177) noktasına varması, liberal düşüncenin özgürlük bayrağını, devleti tümüyle reddeden anarşizme devrettiğinin en net ifadesidir.

Rocker’in temel paradigmaları: diktatörlüğe ve devlet despotizmine karşı özgürlük; bireyin bastırılmasına karşı bireyin savunulması; milliyetçiliğe karşı toplumun serbest kültürel gelişmesi; ırkçılığa karşı ırkların karışması; arı dil çabalarına karşı dillerin kaynaşması; dinsel baskıya karşı insan ve kültür; siyasete karşı kültür; militarizm ve savaşa karşı barış; Roma merkeziyetçiliğine karşı eski Yunan uygarlığının ademimerkeziyetçiliği; ulus devlete karşı federalizm; totaliter sosyalizme karşı özgürlükçü kolektivizm; merkeziyetçiliğe karşı yerellik; monolitik Jakobenizm, komünizm ve faşizme karşı çoğulcu toplumsal faaliyet; tepeden bürokrasiye karşı halk inisiyatifi; vatanseverliğe karşı memleket sevgisidir.

Rocker, bütün bunları, tarihteki köklerinden alarak, kültürün bütün öğeleri, edebiyat, müzik, resim, mimari vb. temelinde etraflı olarak inceliyor kitabında. Ayrıca, anarşizmle ilgili olarak, örneğin, “devlet olmadan işler nasıl yürür ki?” gibi sorulara da çok güzel ve yerinde yanıtları var Rocker’in.

Kütüphanemizin temel bir esere daha kavuştuğunu söyleyebiliriz. Bu kriz koşullarında böyle kapsamlı bir kitabı basabilmek, ancak yayıncılığı kâr için değil, kültürel bir faaliyet olarak ele alan Kaos gibi yayınevlerinin altından kalkabileceği bir iş olabilirdi.

Rudolf Rocker, Milliyetçilik ve Kültür, çev: Ali Çakıroğlu, Kaos, 2019, 703 sayfa

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları