Sadece ellerde birikmez kir, yüzeyde durmaz, derinin altına sızar. Dile, bakışa, hukuka, ekonomiye yerleşir. Ve en çok da “normal” denilen şeyin içinde saklanır.
Kaybolanlardan mı söz etmeli önce. Bir sabah okula giden ve akşam dönmeyenlerden, adı istatistikte bir satıra düşenlerden, dosyası “faili meçhul” diye kapatılanlardan… Yoksa çocuk bedenleri üzerinden haz devşiren, onu bir tüketim nesnesi gibi gören, canı yalnızca bir uyarıcıya indirgeyenlerden mi? Nereden başlamalı?
Kir, iştah gibidir, doydukça büyür. Önce bakar, sonra dokunur ve sahiplenir. “Benim hakkım, ben kazandım, ben seçildim” der. Ve bu cümleler kurulduğu anda insanlıktan bir parça daha düşer yere.
Bize “istisna” diye anlatılan her şey, aslında sistemin kendisidir. Birkaç sapkın masalı, düzenin üstünü örten toplumsal bir uyuşturucudur. Oysa rezaletler bireysel değil, sınıfsaldır, örgütlüdür, korunmuştur.
Epstein bir isim değil, bir eşiktir. Bir sınıfın kendini dokunulmaz olarak duyurduğu noktadır. Paranın, gücün ve erkekliğin hesap vermeden birleştiği yerdir. Kir burada yoğunlaşır. Yalnızca yatak odalarında değil, bankalarda, mahkeme salonlarında, özel uçaklarda, kapalı adalarda. Kir, tanıklıkların üstünü örten gizlilik sözleşmeleridir. “Kanıt yetersizliği” diyen suskunluklardır. Herkesin bildiğini kimsenin söylememesidir kir. Çünkü bu düzende gerçek, yalnızca sermayeye zarar vermediği sürece gerçektir.
Yetmez. Birileri çıkar, bütün bu karanlığı hormonlara, doğaya, biyolojiye bağlar. Erkekliği aklar, suçu genlere atar. Oysa insan yalnızca etten oluşmuş değildir. Yaptığı tercihlerdir insan. Korunduğu yapıdır. Ceza görmediği suçtur. Ödüllendirilen yırtıcılıktır.
Doğaya yapılanla aynıdır bu. Ormanları keserken “gelişme”, kentleri boğarken “yatırım”, kamusal alanları yağmalarken “hak”, ülkeleri işgal ederken “güvenlik” denerek hep aynı cümleler kurulur. Kir, her şeyi metaya çevirme cüretiyle yayılır. Çocuğu, ağacı, nehri, emeği, bedeni… Dil arınır, suç aklanır. Sömürü görünmez olur. Artı-değer gibi kir de buharlaşmış numarası yapar. İyiliği dışarıda tutarken kötülük kural haline gelmiştir.
En tehlikelisi, bu çürümenin reformla düzeleceğine, “iyi niyetli” bireylerle onarılabileceğini sanan yanılgıdır. Yan yana gelmeden, birlikte mücadele etmeden, ahlakı kişisel bir temizlik sorununa indirgeyerek hiçbir şey düzelmez. Kir bulaşıcıdır çünkü. Sessizlikle çoğalır, alışkanlıkla kalıcılaşır. Ve biz her gün biraz daha az şaşırıyorsak, biraz daha çabuk unutuyorsak, biraz daha “yapacak bir şey yok” diyorsak, kir artık yalnızca onlarda değil bizdedir de.
O yüzden temizlik, adını doğru koymazsak elleri yıkamakla başlamaz. Faili işaret etmek ve yan yana durmaktadır çözüm.
Çünkü kir, kazınarak çıkar.
Üstüne parfüm sıkılarak değil.
- Kir - 7 Şubat 2026
- Onlar Konuşunca - 17 Kasım 2025
- Şafaklarda Tutuklu - 8 Ağustos 2025

















