Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, T24’te yayımlanan kapsamlı köşe yazısında, Abdullah Çatlı’nın sinema yoluyla “kahramanlaştırılma” girişimini Türkiye’nin faili meçhul cinayetler, cezasızlık ve devlet içi karanlık ilişkilerle yüzleşememe sorunuyla birlikte ele alarak, hafızanın sistemli biçimde tahrif edildiğine dikkat çekiyor.
Hafızaya Müdahale Ve Sinema Üzerinden Meşrulaştırma
Tahincioğlu’nun yazısı, Abdullah Çatlı’yı merkezine alan ve mart ayında vizyona girmesi planlanan filmin fragmanlarından hareketle, Türkiye’de şiddet faillerinin kültürel araçlarla nasıl meşrulaştırıldığını sorguluyor. Bayrak, dini semboller ve milliyetçi müzik eşliğinde kurulan anlatının, Çatlı’yı “fedakâr bir devlet görevlisi” gibi sunmayı amaçladığını belirten Tahincioğlu, bunun tarihsel gerçeklerle açık bir çelişki taşıdığını vurguluyor.
Yazıya göre bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir figürü aklamıyor; aynı zamanda işkenceyi, faili meçhul cinayetleri ve hukuk dışı infazları “olağan” hatta “gerekli” göstermeye yarayan ideolojik bir zemini yeniden üretiyor.
Faili Meçhuller, Cezasızlık Ve Süreklilik
Tahincioğlu, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve Metin Göktepe gibi isimlerin ölüm yıldönümlerinin hemen ardından böylesi bir filmin gündeme gelmesini tesadüf olarak görmüyor. Yazıda, bu cinayetlerin ortak noktasının, devlet içindeki karanlık yapılarla yüzleşilememesi ve faillerin ya korunması ya da sembolik cezalarla aklanması olduğu belirtiliyor.
Abdullah Çatlı’nın adı, Bahçelievler Katliamı’ndan Abdi İpekçi suikastına, ASALA eylemleri iddialarından Susurluk skandalına kadar uzanan geniş bir suç zinciriyle birlikte anılıyor. Tahincioğlu, bu olayların tamamının yargı kayıtlarında, Meclis raporlarında ve resmi belgelerde yer aldığına dikkat çekerek, “bilinmeyen” değil, bilinmesine rağmen bastırılan bir tarihten söz edildiğini vurguluyor.
Devlet-Çete İlişkileri Ve Susurluk Gerçeği
Yazıda, 1996’daki Susurluk kazasıyla açığa çıkan devlet-mafya-siyaset ilişkileri ayrıntılı biçimde hatırlatılıyor. Çatlı’nın sahte kimliklerle dolaşabilmesi, silah ruhsatı alabilmesi ve güvenlik bürokrasisiyle kurduğu ilişkilerin, bireysel suçtan ziyade yapısal bir soruna işaret ettiği ifade ediliyor.
Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Susurluk Raporu’na atıf yapan Tahincioğlu, bu ilişkiler ağının resmî belgelerle sabit olduğunu, ancak siyasal sorumluluğun hiçbir zaman gerçek anlamda üstlenilmediğini belirtiyor. Mehmet Ağar’a verilen cezanın infaz biçimi, cezasızlık pratiğinin sembolik örneklerinden biri olarak sunuluyor.
“Kahramanlık” Anlatısının Politik İşlevi
Tahincioğlu’na göre Çatlı’nın kahramanlaştırılması, yalnızca geçmişin yeniden yazılması değil; bugünün siyasal iklimine de doğrudan müdahale anlamı taşıyor. Yazı, düşmanlaştırma diliyle büyütülen kuşakların, şiddeti meşru bir siyasal araç olarak görmeye alıştırıldığını savunuyor.
Bu bağlamda sinema ve popüler kültür, bir yüzleşme alanı olmaktan çıkarak, inkârın ve manipülasyonun taşıyıcısına dönüşüyor. Tahincioğlu, bu durumun sadece mağdurların yakınlarına değil, toplumsal vicdana yönelmiş bir tehdit olduğunu vurguluyor.
Karşıt İki “Kahramanlık” Tanımı
Yazının en çarpıcı bölümlerinden biri, “kahraman” kavramının karşı karşıya getirildiği bölüm oluyor. Bir tarafta Mumcu’lar, Dink’ler, Göktepe’ler; gerçeği yazdığı, söylediği için öldürülenler… Diğer tarafta ise devlet içi karanlık ilişkilerle bağlantılı, çok sayıda cinayet ve suçla anılan figürler.
Tahincioğlu, bu karşıtlığın Türkiye’nin ahlaki ve siyasal kırılma hattını gösterdiğini savunuyor: Bir ülkede kimin kahraman ilan edildiği, o ülkenin adalet anlayışını da ele veriyor.
Hafıza, Adalet Ve Yüzleşme Çağrısı
Yazı, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün açıklamalarına yer vererek, Çatlı ve ekibinin eylemlerinin “devlet adına” yapıldığı iddialarının dahi kendi içinde çelişkiler barındırdığını aktarıyor. Eymür’ün, menfaat ilişkilerine ve suç örgütü niteliğine işaret eden sözleri, resmi kahramanlık anlatısını boşa düşüren önemli bir tanıklık olarak sunuluyor.
Tahincioğlu’nun yazısı, sonuçta bir çağrıyla bitiyor: Gerçek adalet, ancak kahramanlaştırma kültüründen vazgeçilip, faili meçhul cinayetlerle ve onları mümkün kılan siyasal yapılarla yüzleşildiğinde mümkün olabilir.
- NHY / Gökçer Tahincioğlu, “Bir katilden ‘kahraman’ yaratma dramı!”, T24













