Kıbrıs sorunu-1

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bir röportajında söyledikleri Kıbrıs sorunu yeniden politik gündem oldu. Akıncı, The Guardian’a demecinde “Kıbrıs’ta bir an evvel federal çözüme varılmazsa bölünmüşlüğün kalıcı hale geleceğini,  federal çözüme varılmaması halinde ‘Kuzey Kıbrıs’ın daha fazla bağımlı hale gelerek Ankara tarafından yutulabileceğini ve de facto bir Türkiye iline dönüşebileceğini” dile getirmişti. “Kıbrıslı Türklerin laik, demokratik ve çoğulcu kimliğini korumak istediklerini’ söyleyen Akıncı’ya karşı AKP, MHP ve İP sert açıklamalar yaptı. Henüz CHP ve SP’de bu konuda bir açıklama gelmedi, ancak iktidar İdlip ve Libya’da iyi gitmeyen işler nedeniyle gündemi değiştirmeyi tercih ederse, bu konu milli mutabakata ve beka sorununa dönüşebilir. Bu arada sol ve sosyalist hareket de suskunluğunu sürdürüyor. Bu nedenlerle Kıbrıs Sorunu’nu irdelemek istiyorum.

Kıbrıs, AsyaAfrika ve Avrupa kıtalarının geçiş noktasında ve eski büyük uygarlıkların yer aldığı Ortadoğu ve Anadolu bölgelerinin kesişimindedir. Akdeniz’in 3.büyük adası olan Kıbrıs’ın 9251 km² olan yüzölçümünün günümüzdeki dağılımı şöyledir: 1) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC): 3155 km² (ada yüz ölçümünün % 34’ü). 2) Güney Kıbrıs Rum Bölgesi: 5568 km² (ada yüz ölçümünün % 60,1’i). 3) İngiliz üsleri: 278 km² (ada yüz ölçümünün % 3’ü). 4) Barış Gücü kontrolündeki ara bölge: 250 km²(ada yüz ölçümünün % 2,7’si).

Kıbrıs, bütün hâkimiyet teorileri içinde yer almaktadır. Stratejik hedeftir ve birçok stratejik hedefi kontrol etmektedir. Stratejistler ve uluslararası siyaset bilimcileri Kıbrıs sorunun ortaya çıkısının esas olarak adanın jeopolitik öneminden kaynaklandığını öne sürüyorlar. Bu bağlamda Kıbrıs’ın genel olarak stratejik önemi günümüzde şöyle vurgulanıyor:

a) Ortadoğu petrolünün ulaşım yollarına egemendir. b) Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan ekseni kontrol eder. Anadolu, Ortadoğu ve Süveyş Kanalı eksenini kontrol altında tutabilir. c) Süveyş Kanalı’nda Hint Pasifik Okyanusu’na uzanan deniz yollarını kontrol edebilecek noktadadır. D) Hava hâkimiyeti teorisine göre, hava gücünün her istikamete yönlendirilmesinde önemli bir stratejik platformdur. Bu niteliği ile sabit uçak gemisi olarak da nitelendirilir. e) Ortadoğu’da petrol nedeniyle çıkabilecek savaşta depo görevini üstlenecek bir konumdadır. f) Adaya sahip olan, Ortadoğu devletleri üzerinde saygınlık sahibi olur.

Kıbrıs 15 Eylül 1570 tarihinde fethedilerek Osmanlı imparatorluğu idaresine girdi. 1571 yılında Kıbrıs’ta yapılan nüfus sayımında yerli halkın nüfusu 150 bindi. Osmanlı askerinin sayısı ise 30 bin kadardı.  Adanın ilhak edilmesinin ardından Karaman, Beyşehir, Ürgüp, Niğde, Aksaray ve Akşehir gibi Orta Anadolu kentlerinden aileler getirilerek yerleştirildi. Bugün adada yaşayan Kıbrıs Türkleri’nin (1974 Kıbrıs Harekâtı‘ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nden gelenler hariç) soyu bu Osmanlı idaresinde adaya gönderilenlerden gelmektedir.

1977-78 Savaşı’nda Rusya İmparatorluğu’na yenilen Osmanlı Devleti, Ruslara karşı fazla ödün vermemek amacıyla adayı İngiltere’ye 92.799 sterline kiraladı. Osmanlı mülkiyeti devam ederken 1914‘te başlayan I. Dünya Savaşı‘nda Almanya‘nın yanında savaşa giren Osmanlı Devleti’nin de yenilmesi üzerine İngiltere adayı ilhak etti. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nın 16, 20 ve 21. maddeleri gereği Kıbrıs resmen İngiltere’ye bırakıldı. 30 Lozan Antlaşması’nın 20. maddesine göre adadaki Türkiye kökenlilerin Türk veya İngiliz vatandaşlıklarından birini seçmesi gerekiyordu. Türk vatandaşlığını seçenler Türkiye’ye veya İngiltere’ye göç etti. Bu göçler sonucunda 2000 yılı verilerine göre Türkiye’de 235.000, İngiltere’de 120.000, Avustralya’da 40.000, Amerika ve Kanada’da 17.000 Türk kökenli Kıbrıslı bulunmaktadır.

1930’lu yıllarda Kıbrıslı Rumlar İngiltere’ye karşı bağımsızlık ve Enosis (Yunanistan’a bağlanma politikası) için bir mücadele başlattı. 1950’li yıllarda ise EOKA (Kıbrıslıların Milli Mücadele Örgütü)  aldı bir mukavemet örgütü kuruldu.  Örgüt, self-determinasyon için BM’ye başvurdu, fakat bu istek kabul edilmedi. EOKA’nın Türk kökenlileri de hedef alması üzerine harekete geçen Türkiye benzer bir örgüt olarak TMT(Türk Mukavemet Teşkilatı)’yi kurdu. EOKA’nın Enosis tezlerine karşı TMT’de de “taksim” tezini savunmaya başladı. Adada artık Yunanistan tarafından desteklenen EOKA ve Türkiye tarafından desteklenen TMT vardı.

İki halk ve iki ülke arasındaki Kıbrıs uyuşmazlığı 1957 yılında iki defa BM’de görüşüldü. Böylelikle Kıbrıs sorunu uluslar arası bir boyut kazanarak BM’nin gündemine girdi. 19 Şubat I959’da Londra’da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri tarafından eşit statüde “iki kurucu ortak” olarak antlaşmalara imza atıldı. Zürih ve Londra antlaşmaları neticesinde, 16 Ağustos 1960’ta, iki halkın kurucu olarak egemenliğinde ve yönetiminde iki toplumlu konfederal nitelikleri de olan fonksiyonel federatif Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kurulan Türk ve Rum ulusal yönetimleri (Anayasa’daki tabiriyle Cemaat Meclisleri), din, eğitim, kültür, sosyal hizmetler, kişi hukuku bakımından yetkili ve egemen sayıldı. Parlamento, hükümet, kamu yönetimi, polis ve jandarmanın yapılanmasında Rumlar %70 – Türkler %30, orduda ise Rumlar %60 – Türkler %40 oranlarında yer aldı. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti ancak 3 yıl yaşayabildi.

Toplumlar arasında başlayan çatışmaların durdurulması için garantör ülke olarak Türkiye garantör ülke olarak İngiltere ve Yunanistan’a çözüm için başvurdu. Üç devlet önce ortak bir kuvvetle Lefkoşa’daki çarpışmaları durdurmak maksadıyla iki taraf arasına girdi. Ayrıca İngiltere’nin teklifi üzerine Türkiye, Yunanistan ile Türk ve Rum toplumlarının temsilcileriyle 15 Ocak 1964’te Londra’da bir konferans toplandı. Ancak konferans 21 Ocak 1964’de bir sonuç alınamadan dağıldı. BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964’te aldığı bir kararla; Kıbrıs’ta barışın korunması maksadıyla BM Barış Gücü kuruldu. Barış Gücü’nün adaya gelişi, eski yasal düzeyi sağlayamadı. (*)  Bunun üzerine Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios 1960 Antlaşmalarını, tek yanlı olarak feshettiğini açıkladı.

(*) Yeşil Hat bu süreçte oluştu. O tarihte BM’ye bağlı “Barış Kuvvetleri” komutanı general Peter Young, kendine bağlı kuvvetleri Lefkoşa’nın değişik bölgelerine dağıtarak harita üzerine, daha sonra “Yeşil Hat” adını alacak olan yeşil renkli kalem ile bir hat çizdi. “Yeşil Hat2ın bugünkü sınırları ise 1974 yılında Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etmesiyle oluştu.

Görüşmeler önce ikili (1968), sonra da beşli (1972) devam etti. Bu sırada Yunanistan’da yönetimi elinde bulunduran askeri Cunta, bir oldubitti yaratarak Enosis’i gerçekleştirmek için 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs Rum kesiminde askerî bir darbe düzenledi. Makarios, Enosisi, uzun vadede gerçekleştirmek istediğinden, darbe ile adadan kaçmaya mecbur edildi. Rum yönetiminin başına getirilen EOKA’cı Nikos Sampson, Enosis’i ilan etmeyi düşündüğü bir sırada Türkiye askeri müdahale yaparak Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etti. Türk Silahlı Kuvvetleri, Garanti Antlaşması’na dayanarak 20 Temmuz’da adaya çıktı. 14 Ağustos 1974’te başlayan İkinci Harekât ile de bugünkü sınırlar çizilmiş oldu. Türkiye 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Federe Devleti’ni, (15 Kasım 1983’de de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni ilan ederek Rum yönetimini “Güney Kıbrıs” olarak telaffuz etmeye başladı.

13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgali altında olduğunu nitelendirdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti günümüzde bağımsızlığı sadece Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanımayan “de facto” bağımsız bir cumhuriyet konumundadır. Adanın kuzeyi “de jure” olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait kabul edilmektedir. 3 Temmuz 1990 Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye tam üyelik için başvurdu. KKTC bunu tanımayacağını ve kabul etmeyeceğini açıkladı. Ancak AB Konseyi KKTC’nin itirazını dikkate almadı.

 

 

Şaban İBA

Latest posts by Şaban İBA (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları