Xiaomi’nin Pekin’de kurduğu tamamen otonom “karanlık fabrika”, saniyede bir telefon üreterek teknolojik bir eşik aşımını simgelerken, Marx’ın emek, sermaye ve artı-değer tartışmalarını dijital çağda yeniden güncelliyor.
Makinenin Zaferi, Emeğin Tasfiyesi
Pekin’in Changping bölgesinde yükselen Xiaomi fabrikası, yalnızca yeni bir üretim tesisi değil; kapitalist üretim tarzının geldiği aşamanın kristalize olmuş bir örneği. İnsan emeğinin tümüyle dışlandığı, ışığın bile gereksiz görüldüğü bu “karanlık fabrika”, üretim sürecinde canlı emeğin yerini bütünüyle ölü emeğe —makinelere, algoritmalara, yazılıma— bırakmasının somut ifadesi.
Marx’ın Kapital’de tarif ettiği üzere makineleşme, kapitalist için üretkenliğin artışı anlamına gelirken, işçi sınıfı için iş güvencesinin erimesi anlamına gelir. Xiaomi’nin bu tesisi, bu tarihsel eğilimi yeni bir aşamaya taşıyor: Artık makine, işçinin kolunu değil, varlığını ikame ediyor.
Saniyede Bir Telefon, Artı-Değerin Hızlanması
Şirket verilerine göre fabrika, tam kapasiteyle çalıştığında yılda 10 milyon akıllı telefon üretiyor. Saniyede bir ürün… Bu rakam, yalnızca teknolojik bir başarı değil; artı-değer üretiminin zamanla yarışan bir hız kazanması anlamına geliyor. İnsan emeğinin sınırları —yorgunluk, mola, hastalık— sermaye açısından bir “engel” olmaktan çıkarılıyor.
Bu noktada Marx’ın “mutlak ve göreli artı-değer” ayrımı yeniden anlam kazanıyor. Xiaomi’nin karanlık fabrikasında artı-değer, iş gününü uzatarak değil; emeği tümüyle devre dışı bırakarak artırılıyor. Böylece sermaye, emekle girdiği tarihsel pazarlığı askıya alıyor.
Dijitalleşme Değil, Sınıfsal Yeniden Yapılanma
Otomasyon genellikle “verimlilik” ve “ilerleme” söylemleriyle sunuluyor. Oysa bu dönüşüm, üretim ilişkilerinde derin bir sınıfsal yeniden yapılanmaya işaret ediyor. Fabrika içinde işçi yok; ama fabrika dışında işsizliğe, güvencesizliğe ve yedek sanayi ordusunun büyümesine aday milyonlar var.
Çin, sanayi robotu kullanımında dünya lideri konumunda. Ancak bu liderlik, Marx’ın tarif ettiği “nispi nüfus fazlası”nı büyüten bir etki yaratıyor. Vasıfsız ve yarı vasıflı işçiler sistemin dışına itilirken, sınırlı sayıda yüksek nitelikli teknik emekçi sermayeye daha sıkı bağlanıyor. Eşitsizlik yalnızca gelir düzeyinde değil, sınıf içi hiyerarşilerde de derinleşiyor.
Karanlık Fabrika, Aydınlık Bir Gelecek Mi?
Xiaomi’nin tesisi, kapitalizmin teknolojik kapasitesini sergileyen parlak bir vitrin gibi sunulsa da, bu vitrinin arkasında emeğin görünmez kılındığı bir düzen bulunuyor. Işıkların kapalı olması, yalnızca enerji tasarrufunun değil; emeğin politik ve toplumsal olarak da karartılmasının simgesi.
Marksist perspektiften bakıldığında sorun teknoloji değil, teknolojinin mülkiyetidir. Üretici güçler muazzam biçimde gelişirken, üretim ilişkileri aynı sınıfsal mantıkla sürdürülüyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, insanlığı özgürleştiren bir otomasyon değil; sermayenin emeğe bağımlılığını azaltarak tahakkümünü pekiştirdiği yeni bir aşama oluyor.
Xiaomi’nin karanlık fabrikası bu nedenle yalnızca geleceğin üretim modeli değil; aynı zamanda şu sorunun da cisimleşmiş halidir:
Eğer üretimi makineler yapıyorsa, zenginliği kim paylaşacak?
- NHY / Xiaomi şirket açıklamaları, Çin Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı verileri, Karl Marx, Kapital, Cilt I

















