Hepimiz… Hiçiz

24 Nisan yaklaşıyor, yine tüm gözler dünya devletlerinin hatırı sayılır kısmının -30 devlet- resmen “soykırım” olarak tanıdığı, bizim “sözde soykırım iddiaları” olarak anmayı yeğlediğimiz Büyük Felalet’e dair söylenenlere çevrilecek. Özellikle ABD başkanlarının bu konuyu nasıl tanımladıkları Türkiye için hayli önemli. Her sene “genocide” (soykırım) kelimesini telaffuz etmedikleri için derin bir ohh çekiveriyoruz !

Bu hafta bu konu ile ilgili olarak değil, Yeniz Zelanda’da yapılan cami saldırılarına karşı ora hükümetinin verdiği tepkiler ile 19 Ocak 2007’de Hırant Dink’in katli sonrası dile getirilen Hepimiz Ermeniyiz sloganına verilen tepkileri karşılaştıran bir yazı yazmak istiyorum. Çok değil, bazı gazete başlıklarını alt alta dizmem bile söylemek istediğimi anlatmaya yetecektir.

15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’daki El Nur ve Linwood adlı iki camiye kısa aralıklarla giren Hıristiyan terörist Müslümanları katletmiş, bir de bunları kafasına taktığı kamerayla tüm dünyaya seyrettirmişti. Tabii ki tüm dünya bu 50 masum Müslümanın katledilmesine sessiz kalmadı. Özellikle de Yeniz Zelanda  Başbakanı Jacinda Ardern‘in saldırılara dair empatik tavırları göz doldurdu. Başörtüsüyle poz veren –ki bu yüzden de İran’lı kadın aktivistler tarafından eleştirilmişti- parlamentoda Kur’an okunmasını organize eden, Selamünaleyküm diyerek söze giren  Jacinda Ardern‘in bu yaklaşımı aralarında Akit gibi  siyasal İslamcı gazetelerde dahil Türkiye basının tamamında da övgüyle karşılanmıştı.

Yeni Zelanda Başbakanı Ardern Neden Başörtüsü Taktığını Açıkladı  başlığıyla  ve Başbakanın başörtülü resmine de yer verilen haberde şu ifadeler yer aldı:  “Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, Christchurch saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine gerçekleştirdiği ziyarette neden başörtüsü taktığını açıkladı. Başörtüsü takma konusunda çok da fazla düşünmediğini söyleyen Ardern, “Benim için yapılması gereken en uygun şey olduğu açıktı” dedi. Başörtü takmasının insanlara güven verdiğini söyleyen Ardern, “Bir an aklıma Müslüman kadınların güvende hissetmedikleri geldi. Başörtüsü takarak onlara inançlarını yerine getirmeye devam etmeleri yönünde bir güvence verebildiysem memnunum” dedi.” 

Yeni Zelanda Başbakanı’ndan ‘Selamünaleyküm‘  başlığıyla konuyu haberleştiren Sabah (19.03.2019) gazetesi de Başbakanın benzer başörtülü fotoğrafları eşliğinde şu ifadelere yer vermiş: Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, Chirstchurch kentinde 50 kişinin hayatını kaybettiği, iki camiye yönelik terör saldırısını düzenleyen kişinin adını asla anmayacağını belirtti. Parlamentoda Müslüman toplum liderleriyle de bir araya gelen Yeni Zelanda Başbakanı‘nın, toplantıya katılanları “selamünaleyküm” diyerek selamlaması dikkati çekti.” 

Hürriyet (20.03.2019) gazetesi ise Yeni Zelanda’da Cuma Ezanı Canlı Yayınlanacak başlıklı haberinde “Başbakan Ardern, Yeni Zelanda’da cuma günü, terör saldırısının kurbanları için iki dakikalık saygı duruşunda bulunulacağını ve kadınlardan Müslümanlarla dayanışma göstermeleri için başörtüsü takmalarının istendiğini bildirmişti.” İfadelerine yer verildi.

19 Ocak 2007’de Ogün Samast isimli bir Müslüman terörist gazeteci, yazar Hırant Dink’i katletmişti. Tıpkı 2019 Mart’ında bir Hıristiyan terörist, Müslümanları öldürdüğünde onunla empati kurarak Müslümanların acısını paylaşmaya çalıştığı gibi, tüm dünya, 2007 yılında bir Müslüman terörist Ermeni ve Hıristiyan Hırant Dink öldürüldüğünde de aynı şekilde Ermeni ve Hıristiyan kimliğiyle empati kurarak insanların/insanlığın acılarını paylaşmaya çalışmıştı.

Yüzbinler, hepimiz,  sokaklarda Hepimiz Ermeniyiz  sloganı atmıştık; tıpkı Jacinda Ardern’in başörtüsü gibiydi bizim “Ermeniliğimiz” de.  Onun Başörtüsü de, Bizim gavurluğumuz da kendi kimliklerimizden, dinlerimizden duyduğumuz nefretin değil, karşımızdakine duyduğumuz saygıdan beslediğimiz bir empatiden mülhemdi; o kadar!

Lakin 2007 Türkiye’sinde bazı örümcek beyinlilerin kafası bu empatiyi anlamaya yetmemişti. Ne gariptir ki 2019’da Başörtüsü takan, “Selamünaleyküm” diyen, Parlemantoda Kur’an okutan  Jacinda Ardern’e övgüler düzenlerin çoğu o gün Hepimiz Ermeniyiz diyen çoğu Müslüman ve Türk kitlelere hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı.

24 Ocak 2007 tarihli nüshasında Devlet Bahçeli’nin tepkilerini başlığa taşıyan Sabah gazetesi, Bahçeli Ağır Konuştu başlığını atmıştı. Hırant’ın katledilmesine Hepimiz Ermeniyiz  sloganıyla karşılık veren yüzbinleri  yine ve her zaman olduğu gibi tehdit etmekten geri durmayan Bahçeli’ye göre bu slogan “Devleti suçlu ilan etmek” anlamına geliyordu: “Kaderini ve geleceğini, Türk milletinin kaderine ve geleceğine bağlamış  olan” Türk vatandaşı gayrimüslim azınlık mensupların, Türk toplumunun eşit hak ve sorumluluklara sahip onurlu bireyleri olduğunu belirten Bahçeli, bunlara sırf etnik kökenleri nedeniyle yabancı nazarıyla bakmak ve dışlamanın, Türk milliyetçiliğinin vatan ahlakı anlayışıyla bağdaşmayacağını söyledi. ”Bu anlamda, Türk milletini ve milliyetçilik duygularını aşağılayarak,
azınlık istismarı siyaseti yapanların bu gerçekleri çok iyi anlamaları gerekir” diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Türkiye’de cereyan eden her olaydan sonra devleti peşinen suçlu ilan etmek ve devlete güven duygusunu yıpratmaya yönelik bir linç kampanyası başlatmak, çok tehlikeli bir alışkanlık haline gelmiştir.Bu senaryo son olayda da aynen sahnelenmiştir. Saldırının hemen akabinde devleti peşinen mahkum eden komplo teorileri piyasaya sürülmüş ve idrak ve insaf sahibi herkesi derin bir endişeye sevk eden gelişmeler yaşanmıştır. Cinayetten hemen sonra ellerinde seyyar hedef tahtaları ve siyah bayraklarla sokaklara dökülen gruplar, saldırının failini hemen bulmuşlar ve ‘katil devlet, hesap verecek’, ‘işte devlet, işte soykırım’ haykırışlarıyla devleti suçlu ilan etmişlerdir.”

Yeni Akit (20.01.2015)  gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, ise Hrant Dink’in katliyle ilgili anma toplantısına yönelik tepkisini Hrant’la Ermeni Oldunuz Ama Cuma Kılanla Birlik Olamadınız  başlıklı yazısında dile getirmektedir. Yazısı şöyle;  “Hrant’ın ölüm yıldönümü imiş. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve bazı milletvekillerinin de katıldığı toplulukta, şöyle bağırmışlar:  “Hrant’la Ermeni, Tahir Elçi ile Kürdüz”.. Bunun daha öncesi de var.. Eski tarihlerde de… Değişik vesilelerle..  Gay’lere destek verdiler. Lezbiyenlere destek verdiler.. Homoseksüellere destek verdiler.. Fransa’da patlama oldu, Fransızlara destek verdiler..Rusya’nın uçağı düşürüldü.. Ruslara destek verdiler.. Kısacası.. Herkesle birlikte oldular.. Hatta sadece birlikte olmak da değil.. “Herkes” oldular.. Ama sadece.. Müslümanlarla birlik olmadılar. Bir sefercik de olsa.. “Hepimiz müslümanız” diyemediler.. Gay olmak için.. İbne olmak için.. Ermeni olmak için.. Fransız olmak için. Hrant olmak için.  Tahir Elçi olmak için.. En küçük fırsatları değerlendirdiler… Ama sıra “müslüman olma”ya gelince.. Ne büyük fırsatlar doğdu da… Hiçbirisinde ortalıkta görünmediler… Birinci yıldönümünü. İkinci yıldönümünü geçtik.. 9. ölüm yıldönümünde bile.. “Hepimiz Hrant’ız” diye haykırışın eşdeğerinde bir yüksek sesi, başörtü yasağının sürdüğü günlerde işitemedik.. Kimisi “Bizim sorunumuz değil” dedi.. Kimisi ise, utangaç..  Kısık seslerle.. “Canım, böyle bir yasak doğru mudur acaba? Bilmem ki”türünden.. “Katılsak mı, çaktırmadan kaçsak mı?” tereddütlü tavırlarla çıktılar karşımıza… “Hepimiz müslümanız” demek için uzun uzun düşündüler.. Yan çizmeye fırsat kolladılar ama.. “Hepimiz Ermeniyiz” demeye..  Hep hazırdılar.. Fırsat doğar doğmaz.. Sahneye çıktılar! Diyecekler ki: “Hrant örneğinde.. Tahir Elçi örneğinde.. İnsanların ölümleri var.. Biz her ölüme benzer şekilde yaklaşırız.” O zaman sıralamaya başlayalım.. Uzaklara gitmeyelim.. Hemen dünden başlayalım.. Şehid polis memuru Mahmut Bilgin’in cenazesi, Ankara’dan kaldırıldı.. “Hepimiz Hrant’ız” diyenlerden bir temsilci var mıydı?.. Şehid polis Gültekin Tırpan’ın cenazesi Amasya’dan kaldırıldı. Var mıydınız, “Hepimiz Tahir Elçi’yiz” diyenler?. Bir günde 5 şehid.. Ama hiçbirisinde.. “Hepimiz Hrant’ız. Hepimiz Elçi’yiz” diyenlerden, tek kişi yoktu.. Ermeni olmaya meraklı Hrant’çılar, “Bunlar daha dünkü şehidler.. Önümüzdeki günlerde onlar için de destek veririz” derlerse.. “Temmuz’dan bu yana.. 400’e yaklaşan şehidimizin hangisinin cenazesine katıldınız” diye sorarım.. Biliyorum.. En sonunda diyecekleri şudur:  “Kamu görevlilerinin ölümleri bizi ilgilendirmez.. Onlarda devlet gereğini yapsın. Biz sivillerin ölümlerinde duyarlılık oluşturmaya çalışıyoruz.” O zaman buyrun. İslami hassasiyetleri olduğu için şehid edilen iki hocaefendiyi size hatırlatayım.. Bayram Ali Öztürk hoca.. Ve Hızır Ali Muradoğlu hoca.. Eminim, “Onlar da kim” diyeceksiniz. İsmailağa’da gerçekleştirilen derin iki cinayet, bunların hiç ilgisini çekmemiştir.. “Hepimiz Bayram Ali Hocayız” veya “Hepimiz Hızır Ali Hocayız” demek, bunların akıllarına eminim, hiç gelmemiştir. Tablo karşımızda.. Süslü sözcüklerle.. Edebi cümlelerle.. Hrant olmak isteyenler.. Ermeni olmak isteyenler.. Zulme uğrayan; müslüman olunca.. Nasıl kaytarıyorlar, görüyorsunuz.” 

Aynı yazar  27 Şubat 2019’daki  Bir Defacık Da, “Hepimiz Türküz, İhvanız, Müslümanız” deseniz ya! yazısında da aynı konuya değinir ve nefretini kusar: “Bir protesto düzenlesinler.. “Hepimiz Azeriyiz..” desinler.. “Hepimiz Türküz” desinler.. “Hepimiz İhvanız”, “Hepimiz Müslümanız” desinler.. Demiyorlar mı? Ben de o zaman teşhisimi koyuyorum.. “Sizler insan falan değil, cehennemlik zalimlersiniz!”

Sadece bunlar mı Sabah gazetesinde Hıncal Uluç da, Haber Türk’ten Fatih Altaylı da Hepimiz Ermeniyiz sloganını yanlış buluyorlardı. Sputnik’in (26.02.2019) haberine göre, Türkiye Barolar Birliği‘nde düzenlenen Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Açısından 27’nci Yılında Hocalı Katliamı sempozyumuna konuşan Metin Feyzioğlu da geri kalmıyor ve “Her 24 Nisan’da göstermelik çağdaşlık ve modernlik uğruna ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyerek, kendini Batı dünyasına kabul ettirmeye çalışan malumlara inat bugün diyoruz ki ‘Hepimiz Türküz‘” diyor.

Son, son bitti; ama “o gün öyle desinler, bugün böyle desinler, fatihalar, yasinler, bitmez Karadeniz’de” diyerek Hırant dink’in katili Ogün Samast’ı öven Türkücü İsmail Türüt’ü anmadan nasıl bitirebiliriz. Oysa İsmail Türüt onu överken, Rakel Dink, kocasını öldüren Ogün Samast’ı değil “Bir bebekten katil yaratan karanlık”ı suçlamıştı.

Velhasıl, Nazım ustanın dediği gibi, “Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte”, mesele Hocalı’da Türk, Türkiye’de Ermeni, Almanya’da Yahudi, Yeni Zelanda’da Müslüman olabilmekte. Mesele insan olabilmekte.  Çünkü Ya “Hepimiz İnsanız” diyeceğiz, Ya da “Hepimiz Hiçiz”

Keyifli Pazarlar

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları