Dünya Öğretmenler Günü

Öğretmen kandile benzer, kendini tüketerek başkasına ışık verir (Paolo Ruffini) 

5 Ekim “Öğretmenler Günü”

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, bizler için sadece “kutlanan” bir gün değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin uluslararası alanda birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin simgesi olan evrensel bir gündür.

5 Ekim 1966, Paris’te, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yapılan ortak toplantıda “Öğretmenlerin Statüleri Hakkında Tavsiye”sinin oy birliği ile kabul edildiği tarihin yıldönümüdür.

1994’ten bu yana her yıl 5 Ekim tarihi 100’den fazla ülkede “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır. Türkiye’de EĞİTİM SEN, 1966 tarihinde Paris’te yapılan “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetler Arası Özel Konferansı’’nın sona ermesinden sonra tavsiye niteliğindeki bu kararı imza atarak, 5 Ekim’i ülkemizde de “Öğretmenler Günü” olarak kabul etmiştir.

Türkiye’de 12 Eylül Askeri Cuntası, Türk-İslam sentezi zihniyeti ile Atatürkçülere herhangi bir halel gelmesin diye 1981 Anayasa’sında 24 Kasım gününü “Öğretmenler Günü” olarak kabul etmiştir. Gerekçe olarak da 24 Kasım 1928 tarihinde Arapça (Osmanlıca)’dan Latin alfabesine geçiş kampanyasında Atatürk’ün başöğretmen ilan edilmesi olan tarih gösterilmiştir. Her 24 Kasım günü resmi erkân kendi arasında samimiyetten uzak, birbirleriyle yarışırcasına kimi zaman öğretmenlerden hamasi övgü ile başlayarak kendi siyasal propagandalarına alet etmekten çekinmemektedir.

2017 itibariyle dünyada 18 milyon, Türkiye’de ise 140 binden fazla öğretmene ihtiyaç vardır. UNESCO ve EĞİTİM SEN açıklamaları bunu göstermektedir. Kaliteli eğitim için ülkelerin ilk ve orta öğretiminde 2030 yılına kadar 69 milyon yeni öğretmen istihdam edilmesi gerektiğini dile getiren rapora göre, ilk öğretimde 24 milyon 400 bin, orta öğretimde 44 milyon 400 bin yeni öğretmene ihtiyaç olacaktır.

Ülkemizde yılda bir kez, birkaç dakika içinde “övgü” alan ancak hak, özgürlük ve demokratik eğitim mücadelesi dendiği zaman da en çok “dayak” yiyen yine öğretmenlerimiz olmuştur.

Eğitim Sistemi

2017 itibariyle Türkiye’de 1.005.380 öğretmen görev yapmaktadır. Aynı yılda 17.319.433 öğrenci derse girmiştir. Bu rakamlar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Öğrencilerin 14.684.664’ü resmi, 1.204.963’ü özel okullarda, 1.429.806’sı da açık öğretimde eğitim görmektedir. Bugünkü rakamlara göre 140 binden fazla öğretmene ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Türkiye’de öğretmen olmak, ABD’ye başkan olmaktan çok daha zor bir işlevdir. 92 Eğitim Fakültelerinde 55 bin öğretmen adayı mezun olmaktadır. 2018 itibariyle 500 bin öğretmen atama beklerken, bunların dışında zaman zaman keyfi atamalar yapılmakta, sınavı kazananlar bir de sözlü sınav adı altında ikinci bir kez sınava alınmaktadır. Sözlü sınavlarda medyaya yansıyan sorulardan öne çıkanlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. “Reis denince ne anlıyorsunuz,”  “Tarık Akan hakkında ne düşünüyorsunuz,” “imanın şartları nelerdir,” “Alevi misiniz?” “15 Temmuz hakkında ne düşünüyorsunuz,”  “2018’de istifa eden atlet kimdir?” gibi utanç duyulması gereken ucube sorular sorulmuştur.

Tuhaf bir sisteme benzeyen 4+4+4 eğitim sistemi, eğitimin özelleştirilmesi ve piyasada meta haline dönüştürülmek istendiği, eğitimin kaosa sürüklenerek kadrolaşmada dini eğitimin ön plana çıktığı bir dönemde “Öğretmenler Günü”nün kutlanmasının hiçbir anlamı ve değeri kalmamıştır.

Öteden beri ülkemizde eğitim sistemi tamamıyla içi boş müfredat ve kitaplar üzerine kurulmuştur. Öğrenci her zaman not ile değerlendirilmiştir. Tüm başarının kaynağı öğrencinin aldığı Not’a bağlanmıştır. Eğitim sisteminin taşımalı olması nedeniyle okula ulaşımlarda aileleri veya okul servisleri öğrenci taşımaya devam etmekte ve özellikle ihaleler yandaş kuruluş ve kişilere verilmektedir. Eğitimde öğrenci sadece ders ile ilgili sorumluluk almaktadır. Devlet okullarında öğrenci, günde 6 saat ders görürken, bu rakam özel okullarda 8 saattir. Bunun yanında özel dersler ve etüt ile bu 14 saate kadar çıkmaktadır. Sınavlarda at yarışı misali öğrenciler yarıştırılmaktadır. Öğretmenlerimiz de müfredat yoğunluğu nedeniyle kendilerini yetiştirmede zaman bulamamaktadır. Ülkemizde öğretmenlik mesleği gerektiği saygıyı görememektedir. Ayrıca öğretmen olabilmek için de çoktan seçmeli bir sınavdan geçmek yeterli olmamakla birlikte bir de siyasi otoritenin torpillisi olmak gerekmektedir.

 AKP iktidarı döneminde 16 yıllık süre içinde hiçbir öğrenci başladığı sistemle okulunu bitirememiştir. Üst üste yapılan değişiklik eğitim sistemini YAZ-BOZ tahtasına dönüştürmüştür. Bir ara TEOG denen ucube sistemin yanında AOBP sonrasında OBP uygulaması konuldu, ardından OKS denen Ortaöğretim Kurumları Sınavı ikame etti. Bugün bundan vazgeçilerek LGS adı altında yeni bir sistem üzerinde durulmaktadır. Sınavsız üniversite dendi, eskiden kalma ÖSS, ÖYS denen iki basamaklı sınava geçildi. Kısacası öğrencinin bir yarış sürecinden geçirilmesi, psikolojik durumunu, yararlı olabilme özelliğini tamamen yok etti. Bir de neden gençlerimiz intihar ediyor diyerek dövünmeye başlıyoruz.

Eğitimdeki eşitsizlik okul türleri arasında da farklılık görülmektedir. Varlıklı ailelerin çocukları, prestijli gördükleri akademik nitelikli okullarda eğitim görürken (Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerinde), yoksul aile çocukları, geleceği olmayan düşük prestijli meslek liseleri ile İmam Hatip’lere mecbur edilmektedir. Bu tür okullarda öğrenci başarılı olamamakla birlikte sağlıksız koşullarda hastalık, şiddet ve güvenlik gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Laboratuvar, kütüphane, atölye, malzeme, spor salonu ile ilgili donanımlar ya hiç yoktur ya da oldukça zayıf kalmıştır. MEB’e ayrılan bütçe ancak milli gelirin % 3’ü kadardır ve büyük payı İmam Hatipler almaktadır.

Devlet tarafından teşvik edilen özel okullara öğrenci başına 4.000 TL yardım yapılmaktadır. Özel okullar, büyük kentlerin güzide sayılan varlıklı semtlerinde toplanmıştır. Bu da eğitimin eşitsiz koşullarda yürütülmesinde toplumsal yaşamdaki sosyal ve ekonomik yönden aralarında uçurum farkı bulunan nüfusunu çağrıştırır gibidir.

Türkiye, öğretmen maaşlarında da Avrupa Birliği ülkelerinin, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerinin ortalamasının bir hayli gerisindedir.

Tabloda görüldüğü gibi henüz öğretmenliğe yeni başlamış olanlarla 15 yıl ve daha uzun süreli çalışanlar arasındaki fark (OECD Eğitime Bakış 2016 resmi raporunda) görülmektedir.

İhraçlar ve Eğitim Endeksi

15 Temmuz tartışmalı darbe girişiminin ardında tüm kuruluşlarda başlayan ihraçlar, en çok eğitimde yaşandı. Bugüne dek ihraç edilen eğitim emekçilerinin sıyısı 40.922’dir. Bu sayının 33.597’si öğretmen, 5.922’sini de akademisyenler oluşturmaktadır. İhraç edilen öğretmenlerin sayısı, mesleğinden ihraç edilen asker ve polis ihracından fazladır. Görevlerinden alınan öğretmenler, farklı alanlarda çalışmak zorunda bırakılarak aileleriyle açlığa mahkum edilmiştir. Buna karşılık sosyal güvencesi olmadan 64.300 sözleşmesi öğretmen ataması yapıldı. Bir kısmı özel okullara atanan sözleşmeli öğretmenler ile bir yıl yerine 10 aylık sözleşme imzalatılmakta ve sürenin bitiminden sonra da öğretmene istifa dilekçesi imzalatılarak sigorta primlerinin ödenmesinden kaçınılmaktadır. Bazı özel okullarda ders alan öretmenler de sigortasız çalıştırılmaktadır. Bu uygulama , öğretmenlerin özlük hakları ve çalışma koşullarında hukuksuzluğun ve adaletsizlerin meydana gelmesine yol açmıştır. 52 işsiz öğretmen de ataması yapılmadığı için yaşamlarına son vermiştir. Milli Eğitim’in açıklamasına göre hala 117.403 öğretmen açığı mevcuttur.

Öğretmenlerine değer veren toplumlarda cehalet geri plana itilmiştir. Türkiye gibi cehaleti kullanan toplumlarda ise ne yazık ki öğretmenlik mesleği değerini yitirmiştir. Hele siyasal iktidarlar da cehaletten yararlanıyorsa toplum karanlığa mahkum olacak demektir. Dünya cehalet endeksinde ne yazık ki Türkiye 9.cu sıradadır. 15 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan dünya cehalet endeksi içler acısıdır.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2016 raporunda, Türkiye 38 OECD üyesi ülke arasında 35. Sırada yer almıştır. Sondan dördüncü olan Türkiye’yi Güney Afrika, Brezilya ve Meksika takip etmiştir. Bu sıralamada Finlandiya ilk sırada yer alırken, Estonya, Danimarka, Polonya ve Avustralya üst sıralarda yer almıştır. Türkiye’de 25-64 yaş grubu arasında lise mezunlarının oranı % 36 ile OECD ülkelerinin bir hayli gerisinde kalmıştır. Bu durum üniversite sıralamasında da kendisini göstermektedir. Türkiye, OECD’nin 2015 eğitim raporunda 41. Sırada yer almıştır.

Kız öğrencilerinin eğitiminde de aynı kara tablo devam etmektedir. Eğitime kızların katılımı ile Türkiye son sırada yer almıştır. Bu durum aynı zamanda ülkede yaşanan cinsiyet ayırımını ön plana çıkarmıştır. Liseyi bitiren kadınların ancak % 50’si üniversiteye girebiliyor.

Sonuç

15 Temmuz tartışmalı darbe girişimi sonrasında açığa alınan kadrolu öğretmenlerin yerine sözleşmeli öğretmenler alınarak sosyal, demokratik ve özlük haklarından tamamen yoksun bırakılarak köle gibi çalıştırılmaktadır. Açıklanan tüm veriler, eğitimin içler acısı durumunu gözler önüne sermiştir. Eğitimin yapısal sorunlarına yönelik hiçbir adım atılmamıştır. Siyasi irade tarihin hiçbir döneminde AKP iktidarının yaptığı kadar öğretmen kıyımını yapmamıştır. Eğitimde siyasi ve idari kararları hayata geçiren hukuksuz ihraçlar, hayali suçlar isnat edilerek bahane arama çabaları, eğitim ve öğretim kurumlarının kendi asli görevlerinden uzaklaştırılarak birer dini kurum haline getirilmesi, öğrencilerin yarış atı gibi gençliğinin heba edilmesi, siyasal kadrolaşmanın ve keyfi uygulamaların devam etmesi, eğitimde ırkçılığın ön planda tutulması sonucu farklı kimliklere mensup olan öğrencilerin dışlanması, yüksek öğretim mezuniyetlerinde geleneksel yaratıcılığı ön plana çıkaran öğrencilerin suçlu ilan edilmesi ve iş hayatına atılmasının engellenmesi, YÖK’ün dünya üniversiteler eğitim sıralamasında gerilerde kalması, toplumsal yaşamın her kademesinde kamplaşma ve kutuplaşmanın artması, eğitimde şiddetin ön plana çıkması ve bunun devlet eliyle işletilmiş olması, laik ve demokratik eğitimin ortadan kaldırılıp yerine gerici ve yoz eğitimin ikame etmesinden başlayarak, tepeden inen bu cehaleti çağrıştıran siyasi uygulamaların ön plana çıkmasına insanlarımızın seyirci kalması, ülkede eğitim anarşisini ve kaosu yaratmıştır. Ana dil ile eğitimi bölücü gibi gören bir zihniyetin, ülkede eğitimi dünya sıralamasının gerisine bırakması başlı başına bir insanlık utancıdır.

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde tüm baskı, zulüm ve ayırımcılığa karşı dik duran eli öpülesi değerli öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları