Ucuz İşgücünün Yeni Yolu: Eğitim Süresini Kısaltmak

Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de eğitim politikalarında sessiz ama derin bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün merkezinde çoğu zaman masum bir başlık varmış gibi sunulan bir öneri duruyor: öğrenim süresinin kısaltılması. Eğitim yılının azaltılmasının gerekçesi kimi zaman maliyet, kimi zaman müfredat uyumu, kimi zaman da “çocuklara fazla yük biniyor” gibi pedagojik argümanlarla meşrulaştırılıyor. Oysa bu adımın arkasında yatan asıl motivasyon, pedagojik bir ihtiyaçtan çok daha fazlasını işaret ediyor:
Devletin çocuklara yaptığı yatırımın azaltılması ve ucuz işgücü yaratma hedefi.

Eğitim Bir Maliyet Kalemi mi, Yatırım mı?

Ekonomik açıdan bakıldığında eğitim, uzun vadeli bir yatırım kalemidir. Devlet, çocuklara ne kadar uzun süre ve ne kadar nitelikli eğitim sunarsa, o toplumun üretim gücü, inovasyon kapasitesi ve refah seviyesi o kadar artar.
Ancak neoliberal politikalarla uyumlu bir bakış açısı, eğitimi devlet bütçesinde azaltılması gereken bir yük olarak görür.

Eğitim süresi kısaldıkça:

  • Devletin kişi başı eğitim harcaması düşer,
  • Öğretmen açığı daha az görünür hale gelir,
  • Okul altyapısı için maliyetler azalır,
  • Çocukların işgücü piyasasına giriş süresi hızlanır.

Kısacası, bilişsel yetkinliği daha düşük, sosyalizasyon süreci eksik, uzmanlığı sınırlı bir işgücü kitlesi daha erken yaşta piyasaya sürülür. Bu işgücünün de kaçınılmaz biçimde ucuz olacağı açıktır.

Ucuz İşgücü Sadece Maaşla İlgili Değildir

Ucuz işgücünün tanımı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu kavram yalnızca düşük ücret anlamına gelmez.
Ucuz işgücü; devlete ve işverene maliyeti azaltılmış, insan sermayesi zayıf bırakılmış, hak bilinci düşük, itiraz kapasitesi zayıf bir çalışandır.

Bir bireyin insan sermayesi — yani bilgi birikimi, problem çözme becerisi, analitik düşünmesi, iletişim yeteneği — ne kadar geliştirilirse onun:

  • daha yüksek ücret talep etmesi,
  • sendikalı olması,
  • nitelikli işlere yönelmesi,
  • hak araması
    o kadar muhtemeldir.

Bu nedenle eğitim, yalnızca bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda emeğin niteliğini ve toplumsal direnme kapasitesini belirleyen temel politik araçtır.

Eğitim Süresinin Kısaltılması Ne Anlama Gelir?

Eğitim yılı ne kadar kısa olursa:

  • öğrencilerin akademik gelişimi sınırlanır,
  • okullaşma süreci zayıflar,
  • çalışma hayatına geçiş erkene çekilir,
  • toplumsal eşitsizlikler derinleşir.

Dolayısıyla eğitim süresinin kısaltılması, emek piyasasına daha erken ve daha düşük nitelikle dahil olan bir nesil yaratır. Bu, işveren için avantaj; toplum için ise uzun vadeli bir kayıptır.

Gelişmiş ülkeler nitelikli işgücünü artırmak için öğrenim süresini uzatırken, genç nesli çok yönlü becerilerle donatmaya çalışırken; eğitim süresinin azaltılması, geri gidişin açık bir göstergesidir. Bu politikaların sınıfsal sonuçları vardır:
Varlıklı aileler çocuklarını özel okullar ve ek kaynaklarla güçlendirirken, dar gelirli ailelerin çocukları erken yaşta “ucuz işgücü havuzuna” itilmiş olur.

“Fazla Eğitim Zarar” Söylemi Kimin İşine Yarar?

Son yıllarda medyada sıkça dolaşan “Fazla eğitim gençleri tembelleştiriyor”, “Her öğrenci üniversite okumamalı”, “Erken yaşta meslek sahibi olmak daha iyidir” gibi söylemler tesadüf değildir. Bu söylemlerin tümü, eğitimli nüfusun maliyetini azaltmayı ve “fazla okuyan gençlerin” hak talep etmesini sınırlandırmayı hedefler.

Zira iyi eğitimli gençlik, ucuz işgücü olmayı reddeder; nitelikli iş ister, adalet ister, liyakat ister.
Bu da otoriterleşen siyasal iktidarlar ve sermaye için “yönetilmesi zor” bir toplumsal güç yaratır.

Sonuç: Ucuz İşgücü Yaratmanın En Etkili Yolu

Ucuza çalıştırılacak bir toplum yaratmak için:

  • maaşları düşük tutmak yetmez,
  • insan sermayesini zayıf bırakmak gerekir.

Eğitim süresinin kısaltılması bu nedenle yalnızca bir müfredat kararı değil, derin bir sınıfsal mühendislik hamlesidir.

Eğitimi kısaltan her politik adım, uzun vadede toplumu yoksullaştırır; gençleri piyasaya ucuz işgücü olarak sürer; ülkenin geleceğini ise niteliksizliğe mahkûm eder.

Türkiye’nin ihtiyacı, eğitim süresini kısaltmak değil;
eğitimi güçlendirmek, derinleştirmek ve herkes için eşitlemektir.