Demokrasi ve ahlak…

Otuz yıl yaşadığım İsviçre’de her sene en az üç dört seçim olurdu. Abarttığımı düşünerek, “hadi canım” dediğinizi duyar gibiyim…

Abartmıyor, az bile söylüyorum…

Yerelde, Kanton ve daha alt yerleşim birimlerinde (şehir ve kasabalarda) yapılan seçimleri de sayacak olsam bu sayı çok rahatlıkla onun üzerine çıkar…

İsviçre’nin adına “doğrudan demokrasi” dediği sistemi, bir gurup insanın bir araya gelip, 50 bin imza toplamasıyla herhangi bir kanun maddesini, herhangi bir uygulamayı veya yapılan, yapılmasını istediği bir hizmeti referanduma götürebilir…

Aynı şekilde, 150 bin imza ile Anayasa maddeleri de referanduma götürülebilir, sandıklar kurulabilir…

Bu kadar seçim ve referandumun yaşandığı ülkede öyle her yerde bayraklar, bağır bağır bağıran araçlar ortalıkta dolaştırılmaz.

Meydanlarda büyük, kalabalık mitingler yapılmaz.

Kurulan stantlar, salon toplantılarıyla propaganda yapılır. Televizyon ve radyoda yapılan tartışmalar, röportajlar, dönen reklamlar ve eve gönderilen seçim/referandum broşürleriyle seçmen kazanılmaya, ikna edilmeye çalışılır.

Onca yıl yaşadığım, politik yaşamını yakından takip etmeye çalıştığım bu ülkede, bir kez olsun oyların çalınabileceği tartışması yaşandığına tanık olmadım.

Seçim öncesi, seçim güvenliği diye bir konunun gündeme geldiğini, partilerin, sivil toplum örgütlerinin sandıklara sahip çıkmaya, oy hırsızlığının önüne geçmeye çalıştığını ne duydum ne gördüm.

Tabi, partilerin yana yakıla sandık görevlisi, gözlemci aradığını, sandık eğitimleri verdiğini, zarfların, oy pusulalarının damgasının dahi tartışıldığını da, ne duydum ne gördüm.

Üstelik, seçim pusulası, mühürlenmiş torbalarla seçim günü seçim sandığına taşınmaz. Seçim pusulası, üzeri pullanmış zarfıyla birlikte eve, adrese gönderilir.

Seçmen evinde rahat bir ortamda oyunu kullanır, zarfa koyar, herhangi bir posta kutusu ve/veya en yakın bir postaneden seçim kuruluna gönder.

Çok az sayıda seçmen, akşam iş saati sonrası kurulan sandıklara giderek oyunu kullanır. Oralarda da partilerin görevlendirdiği görevliler, gözlemciler yerine seçim kurulunun görevlendirilmiş olduğu yurttaşlar bulunur.

Bütün seçim, bir güne sığdırılmaz. Belirlenmiş bir takvim içinde (genellikle bir hafta içinde) seçmen oyunu kullanır…

Bu durumda bile oyların çalınması, hilelerin yapılması söz konusu olmaz. Bizde yaşandığı gibi tartışmalı seçim sonuçlarına otuz yıl içinde hiç tanık olmadım.

Neredeyse yüz yıla yakın bir süredir seçim yaptığımız halde, hala seçim güvenliği, sandıkların ve oyların korunması tartışması yaşanıyorsa çok rahatlıkla bir demokrasi sorunumuz ve ondan da önemlisi bir ahlak sorunumuz olduğunu görmemiz gerekiyor…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları