Bugün Her Şey Ne Olacak?

Bu yazı 23 Haziran Genel Seçimleri (!) öncesinde yazıldı. Sonuçları bekleyip, nabza göre şerbet vermek belki daha bir “akademik”(!) ve “bilimsel” (!) olurdu ama seçimlerle ilgili net bir tavır ortaya koymanın “akademik” değilse de daha “ahlakî” olduğunu düşündüğümden bu yolu seçtim. Eskiden her iki kavramı neredeyse aynı anlamda kullanırdık değil mi? Hey gidi eski günler; lafı dağıtmadan, seçim öncesi, seçim üzerine minik notlar paylaşmak istiyorum sizlerle.

23 Haziran 2019 Genel Seçimleri

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nin ardından sadece İstanbul’da değil Artvin’in Yusufeli, Kırıkkale’nin Keskin ve Denizli’nin Honaz ilçeleriyle Adıyaman’ın Besni ilçesine bağlı Kesmetepe beldesinde de seçimlerin yenilenmesine karar verildi. Değil bu yörelerde seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi, Haziran’ın başında bu yörelerde yeniden yapılan seçimleri kimlerin kazandığı bile doğru düzgün haber olmadı.

Haklısınız, İstanbul ile Adıyaman, Besni’ye bağlı Kesmetepe beldesinin nüfusları aynı mı? Tabii ki medya İstanbul’a daha fazla önem verecek.  Hem, değil mi,  “İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmez”?

Aslında hepimiz biliyoruz ki bu seçim (Binali Yıldırım ya da AKP örgütü değil) bizzat ve bizzat Erdoğan tarafından bir referanduma, bir genel seçime döndürüldü. Yenilenen İstanbul yerel seçimlerinin bu denli önem kazanması, bir genel seçime, bir referanduma dönmesi aslında iktidarın tercihi oldu.

Solun Bir Lideri Var, Habemus Papam, Ekrem İmamoğlu

Bugün akşam CHP genel merkezindeki bacaya dikkat edin, eğer beyaz bir duman yükseliyorsa yeni liderimiz seçilmiştir. Birileri mutlaka “balkona” çıkıp “Annuntio vobis gaudium magnum:
Habemus Papam!”
(Size büyük bir sevinçle bildiririm ki:
bir Papa’mız var
!)  diye bağırarak Kardinal İmamoğlu’nun Papa Dördüncü İmamoğlu ilan edildiğini muştulayacaktır.

Belki’de bu seçimlerin CHP’ye destek verecek sosyalistler için en büyük riski de bu. “Herkesi kucaklamak”tan anladığı tek şeyin sağcılaşmak olduğunu düşündüğüm Ekrem İmamoğlu’nun bir “sol lider” olarak pazarlanması.

Yeni Zelanda’da katledilen Müslümanlar için gözümüze soka soka Kur’an okuyan ve bunu (sosyal) medyaya servis eden, haremlik selamlık havuz ve yurt açmakla övünen bir lidere ne kadar ihtiyacımız var bilmiyorum. Solun lideri ateist mi olmalı? Yok canım, kimin İmam-Hatipli Alper Taş’a bir gıcıklığı var? Ama Ekrem İmamoğlu’nun buram buram seçim yatırımı kokan Kur’an tilaveti sizi de rahatsız etmiyor mu?

Oylar İmamoğlu’na

Ben bu seçimlerde oy kullanmayacağım ama eğer İstanbul’da olsaydım oyumu Ekrem İmamoğlu’na verirdim. Bu seçimin bir yerel seçim olmayacağı 31 Mart öncesinde de belliydi. İstanbul seçimlerinin sudan bahanelerle iptal edilmesi de gösterdi ki bu yerel seçimler gerçekten ama gerçekten bir yerel seçim değil. İktidar bu seçimleri önce (kendi) beka(sı) ile ilişkilendirdi. CHP ile ittifak yapmasından korktuğu ve Millet İttifakı’nın yumuşak karnı HDP desteğini önleyebilmek adına Kürt nefretini körükledi ama 23 Haziran’dan sonra çaresizliği Binali Yıldırım’ın Kürdistan demesine, Abdullah Öcalan’dan  tarafsızlık mektupları derlemesine kadar vardı: Erdoğan kazanmak için her şeyi ama her şeyi masaya sürmeye çalıştı.

Oysa yakın zamanda yine bu konuya değindiğim başka bir Pazar Pazar yazısında[1] da ifade etmeye çalıştığım gibi, “23 Haziran 2019’un  “31 Mart’taki seçim sonuçlarına ilişkin olarak yapılan bir hukukî itirazın sonucunda,  bir ilde seçimlerin yenilenmesiyle alâkası olmadığının herkes farkında. Ancak şunun adını koyalım artık. 23 Haziran seçimleri, 7 Haziran 2015’te duran bir “siyasî saatimizi ayarlama enstitüsü” girişimidir.”

Oysa AKP 2015 Haziran’ında iktidardan gitme cesaretin gösterebilse belki bugün, çok değil dört yıl sonra tekrar umut olabilir, seçimlere sıkıca sarılabilirdi. O yüzden AKP’nin 23 Haziran’da geriletilmesi siyasetin normalleşmesi, gerilimlerin azaltılması açısından iyi olacaktır.

Düşmanımın, Düşmanı Dostumdur

AKP gitsin de yerine ne gelirse gelsin” tavrını savunamayız. Nüanslara dikkat etmek gerekiyor. Söylemek istediğim şu: Ekrem İmamoğlu’na oy vermek için CHP’li olmaya ya da İmamoğlu’nun söylediği her şeye kefil olmaya, militanlaşmaya gerek olmadığı gibi, kör bir Erdoğan nefreti de bizi bir yere götürmeyecektir. Solun Yeni Lideri İmamoğlu ile Erdoğan Nefreti arasında bir yerde durmak zorunda olduğumuz kesin. Bu seçimde CHP’nin kazanmasının AKP’nin geriletilmesinden, AKP’nin geriletilmesinin ise rejimin üzerindeki gerilimin hafifletilmesi ve AKP’nin yaşamakta olduğu güç zehirlenmesinin önüne geçilmeye çalışılmasından fazla bir anlamı olmadığını hatırda tutmak gerekiyor.

Her şey Ne Olacak?

Binali Yıldırım “kazandırılırsaTekel Direnişi ile başlayan Gezi ile ivme kazanan Tamam ve Hayır eylemleri ile ve 31 Mart seçimlerindeki başarılarla gittikçe siyasal bir olgunluğa erişen toplumsal mücadele devam edecek. 24 Haziran sabahı tüm muhalifler için yeni bir Haziran Hareketi olacak.

Ekrem İmamoğlu kazanırsa elbette her şey çok güzel olmayacak, Türkiye’nin düzeni değişmeyecek, ekonomik kriz sabaha karşı sona ermeyecek, dolar düşmeyecek, S400 ile F35 arasında salınıp duran dış politikamız düzlüğe çıkmayacak. Tüm bunlardan vazgeçtim, İstanbul’un tüm sorunlarının da çözümleneceği yok. Ama yine de birçok şey güzel olacak: İktidar kibrini kontrol etmesi gerektiğinin, atı alıp üsküdara gidemeyeceğinin farkına varacak;  “anasını da alıp giden”lerin “alkolik”lerin, “kız mı kadın mı belli olmayan”ların, Soma’da tekmelenenlerin, Tekel Direnişi’nde Aralık ayında Ankara’nın ayazında gaza ve tazyikli suya maruz bırakılanların,  Gezi’nin “çapulcu”larının, ekmek almaya giderken öldürülen çocukların ve 31 Mart’ta İstanbul’da sandıklara sahip çıkanların da bu millet, bu halk olduğunu öğrenecek.

Türkiye’nin bizim sevmediklerimizle, bizim gibi düşünmeyenlerle, yaşamayanlarla, inanmayanlarla… bir Türkiye olduğunu anlamak, bu ülkenin farklılıklarıyla güzel olduğunu “anlamak”; hadi, hiç değilse “anlamaya başlamak” az şey mi?

Bugğn sonuç ne olursa olsun, “Çocuklar inanın, inanın çocuklar/ Güzel günler göreceğiz güneşli günler/ Motorları maviliklere süreceğiz”

Keyifli Pazarlar


[1] https://noktahaberyorum.com/turkiyenin-bitmeyen-gunu-7-haziran-2015-mete-kaan-kaynar.html

Mete Kaan KAYNAR

1972 yılında Ankara’da doğan Mete Kaan Kaynar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Bir süre Westminster Ünivesitesi’nin Demokrasi Çalışmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Kaynar, 2009 yılında siyasal hayat ve kurumlar alanında doçentlik unvanı aldı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları