Boykot Korkusu: İktidarın Panik Hâli ve İfade Özgürlüğüne Müdahale

Türkiye’de 2 Nisan’da gerçekleşen tüketim boykotu, iktidarın sert tepkisiyle karşılandı. Yurttaşların ekonomik kriz ve adaletsiz politikalara karşı geliştirdiği sivil itaatsizlik eylemi, AKP hükümeti tarafından bir “tehdit” olarak tanımlanarak soruşturmalara konu edildi.

Başta sanatçılar ve akademisyenler olmak üzere boykota destek veren isimler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla soruşturma açıldı. Bununla yetinmeyen iktidar, RTÜK eliyle medya üzerinde baskı kurarak boykotu haberleştiren televizyon kanallarını tehdit etti. TRT, boykota destek verdiği gerekçesiyle oyuncu Aybüke Pusat’ı dizisinden çıkardı, senarist Ali Aydın’ın dizisini iptal etti. İktidara yakın gazeteciler ise sanatçıları doğrudan hedef göstererek “ifadeye çağrılacaklar” diyerek adeta yargıyı yönlendirdi.

Hâlbuki tüketim boykotu, demokrasilerde yaygın olarak başvurulan bir protesto yöntemidir. Boykot, yurttaşların ekonomik tercihleri üzerinden iktidar politikalarına itiraz etme hakkının bir parçasıdır ve anayasal çerçevede değerlendirilmesi gereken bir ifade özgürlüğü meselesidir. Ancak AKP, bu hakkı dahi kriminalize ederek yurttaşların tepkisini bastırmaya çalışıyor.

İktidarın paniği, bakanların alışverişe çıkması, gece yarısı açıklamaları ve “milli güvenlik” söylemiyle kendini gösterdi. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte medya kuruluşlarından yabancı ürünlere, zincir marketlerden uluslararası şirketlere kadar birçok konuda boykot çağrıları yapmıştı. Kendi yaptığı çağrıları meşru gören iktidarın, muhalif bir boykot girişimine tahammül edememesi, yaşanan ekonomik sıkıntılar karşısında kontrolü kaybetme korkusunun bir göstergesi olarak okunmalı.

Ticaret ve sanayi odalarının da hızla boykot karşıtı açıklamalar yapması, sermaye çevrelerinin iktidarla aynı endişeyi paylaştığını gösteriyor. Halkın ekonomik kriz nedeniyle temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığı bir ortamda, yalnızca bir günlük tüketim boykotu bile bu kadar büyük bir tepkiye yol açıyorsa, AKP’nin politikalarının meşruiyetini kaybettiğini ve derin bir yönetim krizine girdiğini söylemek mümkün.

Bütün bu baskılar, Türkiye’de demokrasinin ve ifade özgürlüğünün geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Yurttaşlar ekonomik sıkıntılara karşı demokratik haklarını kullanarak ses yükseltirken, iktidar bu tepkiyi polis soruşturmaları ve medya sansürüyle bastırmaya çalışıyor. Ancak tarih göstermiştir ki boykot gibi sivil itaatsizlik eylemleri, baskıya rağmen toplumun değişim isteğini güçlü bir şekilde yansıtır ve çoğu zaman sonuç alıcı olur.