Bakım işine bakmamak-1


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2022 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’deki krizin boyutlarına dair çok şey söyleyebileceğimiz istihdam istatistiklerini yayınladı. DİSK Araştırma Dairesi’nin analizine dayanarak bu verilere bakış atalım: İlk olarak çalışabilir durumda olan 64 milyon kişinin sadece 20,8 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı bir işte çalışmakta olduğunu, yani toplam nüfusun sadece üçte birinin düzenli işinin olduğunu görüyoruz. Kadınlar içinde ise kayıtlı ve düzenli bir işte çalışanların oranı yüzde 18; yani her yüz kadından sadece 18’i düzgün çalışma koşulları içinde. Genç kadınlarda ise durum çok daha acayip, rapora göre her 2 genç kadından biri işsiz.

Peki hangi sektörlerde çalışıyor bu insanlar diye baktığımızda ise işgücünün önemli oranda hizmet sektöründe çalıştığını (toplam kadın işgücünün yüzde 60’a yakını) görüyoruz. Tarımda çalışanların oranının işgücü içindeki payının giderek düştüğünü ve hizmet sektöründe çalışanların payının ise biraz artmış olduğunu ilave edebiliriz. İlk bakışta tarım sektörünün giderek küçük toprak sahipliğinden büyük firmalara bağımlı üretime geçmesi ile ortaya çıkan atıl işgücünün hizmetler sektöründe kendilerine yer bulduğunu söylenebilir. Ancak biraz daha incelendiğinde durum tam buna işaret etmiyor: Zira tarımdaki yapısal dönüşüm aslen kadın işgücünün evlere kapanmasına veya güvencesiz şartlarda ve kötü çalışma koşullarıyla merdiven altı atölyelerde veya evlerinin içinde sanayinin bir görünmez parçası olmasına eden olduğu ortaya koyan çokça çalışma yapıldı. Dahası hizmetler sektöründe de tarımdan ve topraktan kopan nüfusun çocuklarının tuvalete bile dakika hesabıyla giden, gün boyunca bir sandalyede oturmasına izin verilmeyen ve yemeklerini evden getirerek gün boyu düşük ücretlere çalışan işçilere dönüştüğü muhakkak. Sonuç olarak örneğin 2007’den 2017’ye kadarki 10 yıllık süreçte erkek emekçilerin tüm sektörlerdeki payı değişkenlik göstermezken, kadınların yüzde 42’ler düzeyinde olan tarımsal işgücü olarak payının yüzde 28’e düşmesi; hizmet sektöründeki işgücünde yüzde 41’den yüzde 56’ya yükseldiği görülmeyecek gibi değil.

Bu çalışma alanlarında yine feminizasyon dediğimiz bir kavram var ki tanımı, bir çalışma alanının kadın işgücü ağırlıklı olarak düzenlenmesi demek. Özellikle toplam sağlık alanında işgücünün yüzde 66’sı kadın işgücünden oluşuyor. Bu durum bizi pek şaşırtmamıştır, zira dünya üzerindeki bakım işleri için bir ülkeden diğerine çalışmak için gidenlerin yüzde 80’i kadın ve sadece yüzde 10’u kayıtlı ve sigortalı. Diğer feminize olmuş alan ise yine tahmin edebileceğimiz gibi eğitim. Türkiye’de geçtiğimiz sene eğitim alanında çalışanların yüzde 57’si kadın, TÜİK istatistiklerinden hesap edebildiğimiz kadarıyla.

Dünya’da bu bakım işleri ister ücretli olsun ister ücretsiz hep kadınların üstüne yığılmış durumda. Dünya üzerinde devlet hizmetlerinin çok sınırlı olduğu yerlerde bazen kadınlar 14 saat kadar günde ev, bahçe ve çocuk bakımı ile uğraşıyor. Günümüz dünyasında ev, yaşlı veya çocuk bakımı nedeniyle her 100 kadından 42’si ekonomik bir işle uğraşmıyor. Burada bir adaletsizlik de eşitsizlik de olduğu muhakkak, zira erkeklerde bu oran sadece yüzde 6. İşin tuhaf tarafı, kadınların çoğunlukla üstlendiği bu işlerin 2020 yılındaki ekonomik bedeli, bilişim sektörünün toplam 2020 cirosunun üç katına bedel, yani 10,8 trilyon dolar OXFAM hesaplamalarına göre. Biraz daha ileri taşıyalım: Bu ekonomik sayılmayan işler yüksek gelirli ülkelerde ekonominin tanrısı diyebileceğimiz GSYİH (Gayri safi yurt içi hasıla)’nın yüzde 50’si ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 80’ine tekabül ediyor. Yani evde görünür bile olmayan, karşılık olarak teşekkür’ü bile haketmediği düşünülen bu işler, pek çok sektörden çok daha büyük bir ekonomik değere sahip olmakla kalmıyor ayrıca daha da gerekli. Kadınların payına ise bu görünmezliğin içinde düşenler, şiddet ve değersizlik.

Bakım özen göstermek, bakmak ve hayatı sürdürmek demek. Bakım işleri olmazsa yaşamamızı sağlayan bir ortamın sürdürülmesi imkansız. Bakım ister istemez bakan ve bakılan hiyerarşisi ve bağımlılığını ortaya çıkarıyor. Feodal dönemde ortaya çıkan ailelerin kuruluşu da tam olarak bu süreklilik. Yani doğurulan çocukların bakıma muhtaç olduğu dönemde bakan ebeveynler, kendilerinin bakıma muhtaç olduğu süreçte kendilerinin çocukları tarafından bakılacağını var sayıyor ve buna biz ataerkil sözleşme diyoruz. Ancak önümüzdeki şartlar, neoliberal kurumlar bu sözleşmenin devamını imkansız hale getirdi. Kentlerde belediyeler ve devletler bu bakım hizmetlerini altyapı yatırımları adıyla kanalizasyon, yol, eğitim ve sağlık gibi alanlarda yürütüyor ve bütçelendiriyor. Ancak kadınların üstüne yıkılmış olan hiçbir görev, değerli ve görünür olamıyor. Belki yeniden bakımı politikanın temel noktalarından biri olarak düşünmeye başlamak bu yüzden gerekli.

Nevra AKDEMİR
Latest posts by Nevra AKDEMİR (see all)