Ağustas’ta Kız Tavlası

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır Şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen…

Bu içimi ısıtan Atilla İlhan girişinin ardından, biter mi bu Ağustos diyeceğim… Biliyorum, bitiyor az kaldı…

Bir sürü sebebim var bir kere biten her ay hala yaşıyoruz demek, ikincisi hava çok sıcak… Üçüncüsü nasılsa tatil modu, yaz diye idare edenler fena idare ediyor bizi…  Yaza başladığımızdan fakiriz…

Bir de ben sıcakta ters oluyorum… Zaten tahminim o ki bugünlerde birisi ters yerde ters yerime denk gelecek benim. Ağustos onda patlayacak…

Dışarılarda otururken ki genelde dışarı isem tavla oynuyorumdur… Yan masaları ister istemez duyarım ben. Aynı anda birkaç şeye dağılan ya da konsantre olabilen yapımdan dolayı el işte, göz oynaşta bir durumum olur hep… Bu halka açık toplu yerlerde benim ciddi bir sıkıntım oluyor… Benimle oturanlar bilirler eğer yan masaya bir çift geldi ise muhtemelen bir süre sonra o konuşmayı ister istemez duymaya birinden birine sarmaya başlarım…

Yan masa öykülerim vardır… Bu konuda ilk tespitim şu ki, birçoğumuz samimi ve gerçek değiliz birlikte oturup sohbet ettiğimiz insanlara karşı… Karşısında oturan insanla gerçek lisanıyla konuşan çok az insana denk geliyorum bu yan masa hikâyelerini toplarken. Genç kızlar da kadınlar da bir tuhaf haller, sebepsiz gülmeler,  dışarıdan bakılınca sakillikten ölen oturuşlar, duruşlar içindeler çoğu kez… Erkekler desen, bir tuhaf pozlar, tavırlar, yüksek sesle konuşmalar, abartılı diyaloglarla kendilerini ifade ediyorlar.  Eğer kendi hemcinsleri ile oturuyorlarsa masada inanılmaz bir küfür jargonu dönüyor… Kadınlar da çok küfrediyorlar… Hani şu dilden kadına tacizi kaldıralım kısmı aslında erkek kadar kadının da uygulaması gereken bir şey… Marifetmiş gibi küfreden genç kadınları anlıyor olsam da aynısını yapan erişkin kadına karşı kaşım ciddi kalkıyor…

Şu yan masa hikâyeleri çiftlerin ilişkilerinin şeklini şemalini, bir ilişkinin hangi boyutta olduğunu öyle net belli ediyor ki… Aşama aşama takip ediyor insan… Yeni başlayan ilişkiler, başlaması için uğraşılan ilişkiler, bitmiş sürünen ilişkiler, süren güzelim ilişkiler… ( ki bunlara denk geldiğimden kalkıp ikisini de öpesim geliyor) Mesela ne oluyor yan masalarda, halden tavırdan okunuyor masanın durumu…

  • Abi konuya çalışıyor, abla kasıyor boyutu ( Maymun oldun oğlum diyesim gelen boyut) …

  • Abi konuyu tamamlamış, amacına ulaşmış, yan çizmeye doğru gidiyor abla ilk günlerde ki ilgiyi tekrar üzerine toplamak için didiniyor boyutu (içimden kalkıp masaya gidip bitti, ablacım çok kasma sen diyesim gelen boyut )…

  • Uzun zamandır birlikteyiz, valla bizde bilmiyoruz… Çok tartışıyoruz ama daha iyisini bulup öyle bırakayım boyutu ( En nefret ettiğim ilişki boyutu, elde telefon, tek kelime sohbet yok, bir tek sevgi dolu bakış, gülümseme yok, neden birliktesiniz diye sorasım gelen boyut)…

  • Ulan, ilerdeki masadaki hatun iyiymiş, bırakamadık evlendik bu hatunla… İki gece gezdirirsem Cuma dırdır etmeden fıydırırım evden, göz sürekli dışarda adeta abla masada değil boyutu… (Masadan kalkmaya üşenirim ama kül tablasını abinin kafasına fırlatmışlığım olan boyut) Evet bunu yapmışlığım var, yine yaparım… Yapılmalı da…

En ender rastladığım boyut ise birlikte gelip, keyifle sohbet ederek birbirine gülerek bakarak, etraf, cep telefonu ve didişmekle ilgilenmeyip birbirinin varlığından hoşnut çift boyutu… Ölürüm… Sohbet edemediğin insanla yaşadığın şey sevgililik, ilişki, aşk filan değildir… Ah annem, babam… Saatlerce sohbet ederlerdi… Benim gördüğüm bu… Bildiğim bu… Diğer türlüsünü sevmemem de bundan…

Tavla için çıkıyorum diyordum değil mi?

Yazdıklarımla kadınlara yüklendiğimi düşünenler olmuş, oysa benim için tek koşul var cinsiyetlerle ilgili “insanın kendi kişiliğine, hissettiği cinsiyete, saygılı olması ve saygılı davranılmasını sağlaması”… Elbette bu hakkı eline almış bireyden bahsediyorum. Baskılanmış ve bu konuda çok da çaresi olmayan, tek çaresi doğru kanunlar olanlardan bahsetmiyorum…

Bu gece gezmelerinde genelde tavla oynayabileceğimiz yerlere gittiğimizden ses, müzik makul olduğundan duyduğum bu konuşmaların çok ciddi bir kısmında ya havle çekiyorum…

Çünkü genelde “erkek” insanlar yanlarındaki “kadın” insana “akıl” veriyor oluyor… Her biri dahi, uzman, bilirkişi olan bu erkekler hemen her konuda sahip oldukları derin bilgilerle illa ki, mutlaka ve tüm ciddiyetleriyle, o çok bilmez, beceriksiz, yetersiz kadına “bak senin hatan şu…” diye başlayarak, her konuda ahkâm kesiyorlar…

Bir arkadaşınızla ilişkinizin nasıl olması gerektiğini, anne baba ve kardeşlerinize nasıl davranmanız gerektiğini, patronunuza olan tavrınızın “ben olsam”la başlayan eleştirisini, paranızı nasıl yanlış harcadığınızı, beğendiğiniz sanatçının ne kadar boş olduğunu, sevdiğiniz şarkının değil de “bak işte bu parçanın” ne kadar güzel olduğunu söylüyorlar… Bunlar hep onların uzmanlık konusu…

Ehliyetimi aldıktan sonra yaşamımda ki erkeklerin “ya sen bisiklet bile kullanamazsın” tripleriyle yıllarca yaşamda en keyif aldığım şeyi yapmamam bundan… Bunu neden söylüyorlar diyebilirsiniz. Erkek kardeşin bisikletini alıp, (o erkek olduğunu için bana bisiklet alması zaten düşünülemezdi) dolaşmaya çıktığımda, köşede durmuş olmama, yola çıkmama rağmen, yoldaki bir çukurdan kaçmak için direksiyonu kıran sürücü ön tekerleği sekiz yapmıştı. 12 yaşımdaydım ve hala hemen her aile sofrasında benim ne kadar kötü bisiklet sürdüğüme örnek oluşturan konu olarak anlatılır hikâye…  ( oysa ben çok da güzel bisiklet kullanırım)… Sonra ki yıllarda da oğlum annesinin bisikletle gezmesinden utanıp bisikletimi bir arkadaşına vermişti.  Bu arada direksiyonum da hiç fena değil doğrusu… En azından benimle yola çıkıp gezenler, uzun yol arkadaşlarım bundan gayet memnunlar… Onu da kocadan boşandıktan sonra anlayabildim… Sevgiliyi bu konuda takdir ediyorum. Yan koltukta oturup hadi bakalım sen kullan demeseydi muhtemelen onu da anlamak zor olurdu…

Genel olarak erkeklerden gelen eleştirilere olan tepkim bundan… O her şeyi sizden iyi bildiğini iddia eden ve yaşamı yalamış yutmuş hallerine olan tahammülsüzlüğüm bunlardan dolayı… Hem de yaşları kaç olursa olsun… Oğlumla aramızda 24 yaş var mesela… Ama son üç yıldır kendisini benden 40 yaş büyük zannederek davranmasını sabırla izliyorum… Çünkü biliyorum ki birçoğu hem beceriksiz hem yeteneksizler birçok konuda… Ve onlar da gayet iyi biliyorlar ki insan her işi yapar… Hiçbir iş kolunun, uğraşın, sanatın, yaşamın kadın erkek ayrımı yoktur. Sadece bölgesel, geleneksel, ailevi engellerle kadınlar baskılanır…

Mesela ben çok okumadığı kitabı tartışan erkek insan gördüm… Ayağını topa sürmeden tuttuğu takıma oturduğu yerden koçluk yapan çok adam gördüm… Gol atana “ işte budur, aferin oğlum” diye bağıran adama baktığım gibi baktım hepsine… “Ne diyon acaba” diyerek…

Bu gece tavla oynarken şunu düşündüm…

Bazen tavla oynarken erkeklerin, özellikle tavlada yenilmek konusunda ki tahammülsüzlüklerini gördüğümde “ya tavla bu” yarısı akılsa, dikkatse, yarısı da şans diyesim geliyor. Elbet kazandıklarında ki havaları da ayrıca gülümsetiyor… Şöyle bir arkaya yaslanma “öğrencen” havaları…  Bir de ben kadınlarla tavla oynamam diyenler var onlara ayrıca bayılıyorum… “Korkak mısın sen çocum” diyesim geliyor… “Oyun oğlum, oynanınca bitiyor. Bu kadar mı erkekliğin iki zar’a bağlı” diyesim geliyor…

Oysa aynı araba kullanmak gibi tavla da benim için çok özel, çok sevdiğim, harika zaman geçirdiğim bir şey… Tüm hayatım boyunca sadece bir tek erkek tavlayı oynayıp bitirdikten sonra… Oynadığı oyuna hayranlıkla bakarken, benden çok daha iyi oynamasına ve beni yenmesine rağmen oynarken bana müdahale etmeyip… “Şimdi konuşarak bir kez daha oynayalım mı” dedi.  O gün bugün daha iyi tavla oynuyorum. Çünkü kadın, erkek ben bana bir şey öğretecek herkese benim kapım açık. Ve gerçekten o kısacık derste çok şey öğrendim.

Tavla sembol elbette… Ancak neden erkekler her şeyi kadınlara öğretmeye çalışıyorlar bir bilen var mı? Elbet felsefe ve psikolojide makul bir sürü açıklama var da… Doğurup büyüttüğümüz erkek evlatların bile yaptığı bu eylemin gerçek sebebi ne?

Bunca yıllık Emine’yim ne senden iyi ses düzeni kurarım dedim, ne senden iyi araba kullanırım dedim, ne senden iyi bilgisayardan anlarım dedim, ne senden iyi telefon tamir ederim dedim… Ama hepsi her şeyi benden iyi yapacaklarını iddia edip durdular.  Birçok şeyi onlardan iyi yapmama rağmen…

Bir ara ideal erkek yazısı mı yazsam acaba… İdeal erkek,  ideal kadınla birlikte, idealar dünyasında bir yerdedir muhtemelen. Ama olsun eğleniriz…

Bu ağustos çok sıcak, çok ego ve çok kibir vardı havada… Bir de çok can sıktı, can yaktı… Eylül’e inşallah… Okul, serinlik, yağmur özlemi, temizlik, arınma, huzur, ev, yenilik, büyümek, yeniden doğuş anlatan ayda inşallah…

Hayat boyu Ağustoslardan sonra gelen Eylüllere bayıldım ben;

Tüm Ağustoslarda çok ayılıp, bayıldığımdan, üzüldüğümden olsa gerek… Eylül’e 5 gün kala kendisine şimdiden selam edesim geldi…

Eylül’ün bana hayatımda en çok yapmak istediğim şeyi hediye etmesini diliyorum.

Emine AKI
Latest posts by Emine AKI (see all)