Abdülhamit monarşisi ve İslam Birliği politikası-2 

1861’de tahta çıkan Abdülaziz döneminde Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan halklarının ulusal demokratik mücadeleleri artmaya başladı. Sırbistan’da çıkan isyanlardan sonra Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanan Sırbistan’a bırakıldı. 1864’de Romanya, önce prenslik haline geldi, daha sonra da özerkliğini kazandı. Slav halkları Rusya’ya ile yakınlaştı. 1866’da Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. 1832’de bağımsızlığını kazanan Yunanistan Krallığı, Girit’i Yunanistan’a katmak için isyanı destekledi. Bu süreçte Osmanlı devleti bölgede nüfuzunu yitirirken İmparatorluğun artık “hasta ve ölümcül adam” olarak nitelendiği bu dönemde Osmanlı padişahlarının bütün Müslümanların halifesi olduğu görüşü ön palana çıktı. Reform hareketlerinin önemli aşamalarından biri olan 1856 Islahat Fermanı’ndan sonraki siyasi, idari, mali ve toplumsal gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan İslam Birliği fikri Abdülhamit’le birlikte halifelik makamının kurumsal bir kimlik kazanmasını sağladı. Osmanlı padişahının bütün Müslümanların halifesi olduğu görüşü Abdülaziz tarafından geliştirilmişti. Meşruti Monarşi’ye geçilmiş olmasına karşın Kanun-ı Esasi’nin 4. maddesinde Abdülhamit’in konumu, “Zat-ı Hazreti Padişahi hasbel hilafe dini İslam’ın hamisi ve bilcümle tebeai Osmaniye’nin hükümdar ve padişahıdır” şeklinde bir kez daha vurgulandı. Bu sırada çeşitli İslam düşünürleri tarafından geliştirilen ve İslam dünyasında etkili olmaya başlayan İslam Birliği projesini benimseyen Abdülhamit, aynı zamanda bu anayasal hakkı kullanarak kendisine hem halife ve hem de İslam dünyasının lideri rolünü oynamaya başladı. (1   

Parçalanmakta olan imparatorluğun toprak bütünlüğünü, hanedana, dine ve halifeliğe bağlı geleneksel devlet ve toplum sistemini korumaya çalışan Abdülhamit, içte saray bürokrasisi dışta büyük devletler ile güç dengeleri üzerinden konumunu güçlendirme siyaseti izledi. İmparatorluğun Avrupa’daki topraklarını sömürge statüsünde bulunan milliyetlere verilmesini isteyen, Afrika, Ortadoğu ve Kafkasya’daki topraklarını ise kendi aralarında paylaşma amacı taşıyan İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya gibi büyük sömürgeci güçlere karşı siyasal güç dengelerine dayalı politikaların başarılı olması mümkün değildi. Her birinin ayrı amaçları ve planları olan İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya kendi aralarında çeşitli politik manevralar yaparken, Avrupa’da yeni gelişmekte olan büyük sömürgeci güç Almanya ile ittifak arayışlarına girişmekten geri kalmadı.    

İslam Birliği siyasetini geliştirerek İslam’ın halifelik ve hanedanlık geleneğine dayanan Abdülhamit, kendisini 300 milyonluk İslam dünyasının halifesi olarak hareket etmeye başladı. Bu amaçla Hicaz demiryolu projesini gerçekleştirmeye çalışarak, Şam ile Medine ve Mekke’yi birbirine bağlamayı,  Balkanlardan itibaren Mekke’ye haccı kolaylaştırma ve ayrıca Hicaz, Yemen ve Mısır’da Osmanlı iktidarını güçlendirmeye çalıştı. (2) Abdülhamit’in İslam Birliği siyasetinin iki ekseninden biri, Osmanlı Müslüman tebaasını İslam bayrağı altında bir araya getirmek, ikincisi de dış ülkelerdeki Müslümanları halifelik makamı etrafında toplamaktı. Bu amaçla Abdülhamit, Mısır, Basra, Libya, Yemen, Hicaz ve Anadolu gibi imparatorluğun topraklarında yaşayan Müslümanlar ile İran, Türkistan ve Çin gibi ülkelerdeki Müslümanlarla dayanışmasını geliştirdi. Abdülhamit, İslam dünyası içinde siyasal bir kimlik oluşturarak hem içeride hem de dışarıda toplumsal bir dayanışma yaratmayı hedefliyordu. Ancak bunun pek mümkün olmadığının farkında olan ve zaten topyekun bir Batı karşıtlığı bulunmayan Abdülhamit’in asıl amacı imparatorluğun ömrünü bir süre daha uzatmaktı. (3)   

Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti sahip olduğu toprakların üçte birini kaybetmekle kalmamış, aynı zamanda demografik yapısında da önemli değişiklikler meydana gelmişti. Kaybedilen topraklarda ikamet eden Müslümanların büyük bir bölümünün Anadolu’ya göç etmesi, kalan topraklardaki Müslüman nüfusun oranını artırmıştı. Bu bağlamda genel nüfus içinde Müslümanların oranı yüzde 70’lere ulaşırken, gayrimüslimlerin oranı yüzde 30’lara kadar düşmüştü. Bu durumun farkında olan Abdülhamit,  Müslüman halkla ilişkilerini gelişmeye ve devletin kitlelerle zayıflayan bağını kuvvetlendirmeyi amaçlayarak dini, sığınılacak bir liman gibi ön plana çıkarmıştı. Böylelikle Abdülhamit İslam Birliği politikalarını devletin iç ve dış siyasetinin temel bir enstrümanı haline getirmişti. (4) “Dini müesseselere sağlanan olanaklar artırılmış; din adamlarının durumu iyileştirilmeye çalışılmış, maaşları yükseltilmiş, nişan ve rütbe verilerek taltif edilmişlerdir. Tekke, zaviye ve dergâhlara ayni ve nakdi yardımlarda bulunulmuştur. Kutsal aylarda (Recep, Şaban, Ramazan) tüm giderleri devletçe karşılanmak kaydıyla Anadolu’ya halkı bilgilendirmeleri için din adamları gönderilmiştir. Mevlevi, Kadiri, Rufai ve Halveti tarikatlarına ilgi gösterilerek toplumdaki itibarları artırılmaya çalışılmıştır. Cami, medrese ve tekkelerin dışında umumun kullandığı çeşme ve benzeri yerlerin bakım ve onarımları yapılmıştır. Erozyona uğrayan toplumsal dayanışma ve dini bütünlük duygusunun yeniden ihyasında, padişahın dini müesseselerden eğitim vasıtasıyla yoğun şekilde istifade etme düşüncesi de etkili olmuştur. Mesai saatleri namaz ve oruç gibi ibadetlerin yapılmasına uygun biçimde düzenlenerek çalışanlar ibadetlere teşvik edilmek istenmiştir. Dinî kitapların yayımına ihtimam gösterilmiş, halkın zihnini bulandıracak yayınlara fırsat verilmemiştir. İstanbul da meskûn mahallerde içki satışı yasaklanmıştır. Toplumsal ahlakın korunması adına, umuma açık yerlerde ahlakı bozucu eğlenceler, temsil ve tiyatro oyunları yasaklanmıştır. Kadınların giyimi ile ilgili düzenlemeler yapılmış ve bazı yasaklar getirilmiştir. (5)   

İmparatorluğa bağlılıklarıyla önemli ayrıcalıklar kazanmış olan batıdaki Arnavutlar ile kendilerine dokunulmadığı durumda padişaha dinsel bağlılıkları ve özgün aşiret yapıları nedeniyle doğudaki Kürtler, Abdülhamit’in önem verdiği iki ulusal topluluktu. Arnavutlar, Balkanlarda Osmanlı egemenliğinin asli unsurlarını oluşturuyordu. Padişaha bağlı, savaşçı ve gözü pek Arnavutlar, Sırp, Bulgar ve Yunan saldırılarına karşı Arnavutlar savaşıyor, Makedonya’daki kentleri Arnavut taburları koruyor ve İstanbul’da da Sultanın sarayını onlardan oluşan muhafız birlikleri koruyordu. Bu nedenle Arnavutlardan vergi alınmayarak ve askere almada ayrıcalıklar tanınarak onlara “özel statü” uygulanıyordu. Özellikle Balkanlar’ın kaybedilmesinden ve Arapların da giderek İngiliz ve Fransızların etkisine girmesinden sonra Abdülhamit, Kürtleri daha yakın ve güvenilir bir halk olarak görüyordu. Bu bağlamda Abdülhamit’in Kürt politikasının iki önemli ayağından biri, Hamidiye Alayları, diğeri de Aşiret Mektepleri’ydi. Abdülhamit’in titizlikle gerçekleştirdiği bu iki proje, İslam Birliği politikaları doğrultusunda giderek batıda sınırları daralan ve küçülen İmparatorluğun doğuda bekası için bir çözüm niteliği taşıyordu.  

Osmanlı imparatorluğunda uzun tarihsel süreç boyunca isyan eden milliyetler üzerinde uygulanan sistemli baskı, asimilasyon, sürgün ve tehcir politikaları geçerliydi. İmparatorlun sömürgeci geleneği olan bu politikanın gereği olarak isyan eden veya merkezi ve yerel yönetime baş eğmeyen dini ve aşiret önderleri başta İstanbul olmak üzere Bursa, Konya, Amasya, Musul, Şam gibi büyük kent merkezlerinde yaşamaya zorlanmıştı. Bir tür siyasal sürgün ve rehin alma siyaseti olan bu uygulama Abdülhamit döneminde daha belirgin ve derin bir hal aldı.  Aşiret Mektebi ve Hamidiye Alayları’nın kuruluşuyla birlikte İstanbul’da bir tür şeyhler ve aşiret reisleri eliti oluştu. Bu kesimi İslam Birliği politikasına ortak eden Abdülhamit bir yandan İmparatorluğa bağlı halkları ve ulusları, “Müslüman olanlar ve Müslüman olmayanlar”   ayırımına tabi tutarken bir yandan da Berlin Antlaşması ile Anadolu’da hızla gelişmekte olan Ermeni ulusal demokratik hareketinin ezilmesi için planlar yapıyordu.    


Dipnotlar:  

1) Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s.22-23, Ekin Kitabevi Yayınları-2000) 

2) Philiph Nedrick Stondard, Teşkilat-ı Mahsusa, s.13-14, Arba Yayınları, ikinci baskı-1994  

3) Emperyalizmle Mücadelede iç ve dış politikanın bir enstrümanı olarak II. Abdülhamit’in İslam Birliği Siyaseti, Mahmut Akpınar, Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2012, Cilt: 36, Sayı: 2, s.81  

4) Yaş s.86   

5) Yaş s.91   

 

Şaban İBA
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları