Kervan yolda düzeliyor…

Otobüsten iner inmez bir yokuşu çıkıyoruz. Yürüyüş kolu çiseleyen yağmura aldırmıyor. Biz otobüsten yeni indiğimiz için zorlanıyoruz.

Ben öne ulaşmak birkaç kare fotoğraf almak için acele ediyorum. Ama çok sürmüyor, yokuş zorluyor. Olacak gibi değil, biraz daha zorlarsam etabın sonuna ulaşmam zor olacak diye tempomu düşürüyorum. Katılımcıları tanımaya, kimlerle yürüdüğümü anlamaya çalışıyorum. Yanımda yürüyenlerle konuşuyorum nereden geldiklerini öğrenmeye çalışıyorum.

Türkiye’nin her yerden insan var, ama hala çoğunluk Ankara’dan. Partili olmayan var mı diye anlamaya çalışıyorum. Ben sormadan bazıları CHP’li değilim diyor. Beyaz t’şortlar üzerine adalet yazısı, partinin dağıtığı yağmurlukları üzerine geçirmiş yürüyorlar.

Her kesimden insan var. Başı açık, kapalı kadınlar çoğunlukta. Yaşı bir hayli ilerlemiş insanlarda var. “Bunlar nasıl dayanacaklar” diye düşünmeden edemiyorum. Arada CHP Milletvekillerini görüyorum. Gelenlerle ilgileniyorlar, daha çok bir telaş ile öne doğru hareketleniyorlar, Genel Başkana yakın olmaya çalışıyorlar. Bihlun Tamayligil benim gibi yürümekte zorlananlardan. Belli etmiyor, ter içinde kalmış yüzü belli bir tempoda yürüyor. Parti araçlarından birinden Edip Akbayram “güzel günler göreceğiz çocuklar” diyor. Hep birlikte söyleniyor türkü.

Basın daha çok önde Kılıçdaroğlu ile ilgileniyor. Onu görüntülemeye çalışıyor, haber o. Ben şimdilik haberi geriden izliyorum, yanımda olanlardan haber çıkarmaya çalışıyorum.

Jandarma oldukça iyi bir davranış sergiliyor, yol boyu güvenliği sağlıyor. Arada bir ananaslar yapıyor.  “Değerli katılımcılar can güvenliğiniz için yolun en sağından yürüyün lütfen” diyor.

Yanımdaki kadın, birlikte yürüdüğü arkadaşına jandarmanın bu kadar kibar seslenişini Kemal Kılıçdaroğlu’nun kibarlığının bulaşması olarak değerlendiriyor. Gülüşüyorlar.

Korkaklık, cesaret ve kibarlık bulaşıcıdır.

Yokuş bitiyor, yokuş aşağı yürümemiz biraz daha kolay. Karşı şeritten geçen kamyonlar, binek araçlar, otobüsler uzun korna çalışlarla destek verdiğini belli etmeye çalışıyor. Yürüyenlerden el sallamalar ardından, alkışlar alıyorlar.

Yağmur çiseliyor. Kızılcaham’a doğru inişli çıkışlı yol devam ediyor, çam kokusunu çekiyoruz içimize. Yüksek tepelere jandarma konuşlanmış, güvenlik sağlıyor. Tepelerde silahlı askerleri görüyoruz. Yanımızda yürüyen trafiği açmakla meşgul olanlar dışında, asıl güvenlik önemli ön tarafta Kılıçdaroğlu etrafında bulunuyor. Çok sayıda jandarma birinin dikkatini çekiyor, “Kimden koruyorlar bunlar bizi” diyor. Meraktan çok güvensizlik belirtisi bu.

İlk mola yerine varıyoruz. Çadırlar kurulmuş, bir önceki yerden sökülen çadırlar getirilmiş kurulmuş, seyyar bir tuvalet var. Plastik sandalyeler dağıtılıyor, yorulanlar otuyor. Yeni gelenlere, yağmurluk, üzerinde “adalet” yazan şapkalar dağıtılıyor.

Çadırın hem girişinde Hasan Cemal oturmuş yorgun, ama iştahlı sandviç yiyor. Göz göze gelince istem dışı yanına varıp tokalaşıyorum. Sonradan saçma bulacağım “siz de mi buradasınız” diye soruyorum.

Nezaketle gülümseyerek “Evet” diyor.

Yazılarından dolayı açılmış davaları olduğunu bildiğim halde Hasan Cemal’e böyle bir soru sorduğum için utanıyorum. Gazeteci olup, burada olmamak zaten biraz ayıp olurdu. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu yürüyüşü diye sorunca. Çok önemli bulduğunu, Türkiye tarihinin bir ilki olduğunu söylüyor.

Geç olduğu söyleniyor sorusuna ise, “Olabilir, ama yine de bu önemli olduğunu ortadan kaldırmaz” diyor.

Yazdığı gibi kısa cümleler konuşuyor.

Turgut Kazan, heyecanlı hukukçu, eski İstanbul Baro Başkanı gözüme ilişiyor biraz arkalarda. Terlemiş, yorgun, ama hep gülümsüyor. Yanında İlhan Cihaner…

Genç bir gazeteci yanlarına yaklaşıyor. Sizin burada olma nedeninizi öğrenebilir miyiz diye soruyor… jestlerle konuşmayı seven Turgut Kazan, önce gülümsüyor. Sonra bir hukukçu olarak olması gerektiği yerde olduğunu anlatıyor. Burada bulunmasının Genel Başkanla yürümesinin kimsenin lütfu ile açıklanmayacağını bunun anayasal bir hak olduğunu anayasa maddelerini de belirterek anlatıyor.

Zülfü Livaneli’nin biz gerilerdeyken Kılıçdaroğlu ile önde yürüdüğünün haberini alıyoruz mola yerinde. Aranıyorum yok, gitmiş. Birlikte yürümüş, türküler söylemiş ve gitmiş.

O sırada bir yaşlı katılımcının kalp krizi geçirdiği haberi yayılıyor. İyiymiş ambulansta müdahale edilmiş, korkulacak bir şey olmadığı söyleniyor. (Bir gün sonra Hasan Tatlı’nın hastanede yaşamını kaybettiğini öğreniyorum)

Her yerde ateşli tartışmalar var. Yürüyüşçüler tanınmış simalarla konuşmaya çalışıyor yanlarında durup selfi çekiyorlar. Milletvekilleri bundan rahatsız değil, gülerek sarılıp poz veriyorlar.

Kamyonda bir vekil, Aykut Erdoğdu sandalye dağıtımı için yardım ediyor, kamyonun kasasından aşağı plastik sandalye veriyor.  Bir diğeri elinde çöp poşeti çöpleri topluyor.

Yol arkadaşlarımla buluşuyorum. Yürüyüşte birbirimizi kaybettiğimiz için bu buluşma hoşumuza gidiyor. Arkadaşlar benim içinde sandviç ve meyve suyu almışlar onları veriyorlar. Oğlum ile kızım art arda arıyorlar. Çok uzun konuşamayacağımı şarjımın az olduğunu söylüyorum. Nerede olduğumu söyleyince hiç de şaşırmıyorlar. Oğlum geç bile kaldın diyor gülüyor. Babalar günüymüş kutluyorlar kapatıyoruz.

Kalabalık karavanın önünde toplanıyor. Herkes cep telefonlarını çıkarmış fotoğraf çekiyor, görüntü alıyor. Kemal Kılıçdaroğlu güler yüzle görünüyor. Mutlu ilgiden memnun. Önünde daha 370 kilometre yol var, ama sanki az sonra varacakmış gibi rahat.

Korumalar, jandarmalar önünü açıyorlar yola çıkıyor. Kalabalık hareketleniyor ardından. Biraz geride kalıyorum. Konaklama yerinin son halini görmek için. Kalabalık hızla orayı terk edince, çadırlar sökülüyor, ortalık temizleniyor ve bir sonraki mola yerine hızla hareket ediliyor.

“Gezi bir sürü şey öğretti bu ülkeye” diye düşünüyorum. Bunun Gezi ruhu olduğunu ve artık hep bizimle olacağını düşünüyorum. Toplumsal olayların en güzel yanının böyle öğretici bir yanının olmasıdır. Bu yürüyüşün öğrettiği neler olacak diye aklımdan geçerken hızlı adımlarla arayı kapamaya çalışıyorum. Alışmışım, dinlenmekte iyi geldi hızla öne doğru yaklaşıyorum.

Birkaç metre önde Kılıçdaroğlu yanında Turgut Kazan birlikte yürüyorlar. Biri arkamda söyleniyor. “Zalım biraz yavaş yürüse bari” diyor. Geriye dönüp bakıyorum, genç biri. Göz göze geliyoruz, “Sen deme bari diyorum” gülüşüyoruz.

Yağmur çiseliyor.

Dağıtılan yağmurluklar işe yarıyor. KHK kararnameler kaldırılana kadar sakal bırakacağını söyleyen Mersin Milletvekiliyle yan yana yürüyoruz, adı aklıma gelmediği için, Mersin’in Marxı’da buradaymış diyorum, dönüyor Merhabalaşıyoruz. Sakal bir hayli uzamış, yakında kesip kesemeyeceğini böyle bir umudu olup olmadığını soruyorum. “Çok sevdi böyle memleketi yönetmeyi, biraz zor” diyor. Evet, çok sevdi attığı atık, atadığı atadık, memleketi böyle babasının çiftliği gibi yönetiyor” diyorum gülüyoruz.

Adında “adalet” olan bir partiye karşı “adalet” yürüyüşü yaptığımızı anımsatınca. Ama hep böyle olduğunu söylüyor. Beyaz Saray’ın da hiç beyaz bir yanı olmadığını dünyayı sömüren kötülüklerin içinde saklandığı yer olduğunu söylüyor.

Olmayan bir şeyi sahiplenmek, bütün diktatörlerin sanki sözleşmişçesine yaptığı bir şey olduğunu anlatıyor. Akkuyu Nükleer Santral yapımına karşı direnen arkadaşlara verdiği destekten dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Bir iki ad sayıyorum, yiğit insanlar diyor. Onlar olmasa bu dünya dönmez diyor. Özelikle bir yoldaşımı övmesi beni gururlandırıyor. Mutlu oluyorum.

Uzaktan Hüseyin Aygün’ü görüyorum. Yağmurluk giymiş yanındakilerle şakalaşarak yürüyor. CHP içinde muhalif olarak bilinenler de burada. Parti örgütü birlikte hareket ediyor, bütün tartışmalar geride kalmış, birlikte hareket etmekten doğan bir moral var üzerlerinde. Kendilerini daha güçlü hissediyorlar. Gelecek kavgaya hazırlar.

Bugün dördüncü gün yapılan açıklamalar, basına yansıyanlar bizim yerinde gördüklerimiz kervan yolda düzülür sözünü doğruluyor.

İlk günden daha olgun, daha kapsayıcı açıklamalar yapılıyor. Yürüyüşün Enis Berberoğlu’nun tutuklu bulunduğu Maltepe Cezaevine kadar olacağı artık söylenmiyor. “Adalete” kadar söylemi öne çıkarılıyor. Ülkedeki bütün adaletsizlikler giderilene kadar söylemi giderek daha çok, daha yaygın dile gelen olmaya başlıyor…

Yazının başına dön…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları