Ev içi, Ev İşi, Bunu Yapan Kadın Kişi


Kadınların, ev işlerinin karşılıksız bir emek harcama biçimi olduğunu açığa çıkarıp, bunu politik bir sorun olarak gündeme getirmelerinin önündeki başlıca engellerden biri, bu işlerin bir sevgi ilişkisi içinde görülüyor olmasıdır. Kadınlar bu işleri en sev- dikleri, en yakın oldukları kişiler için yaparlar. Hatta sevginin, aşkın dışa vurulması olarak algılanır bu işlerin büyük bir bölümü. Bu öznel, ele gelmeyen, görünmeyen biçimiyle kadınların karşılıksız emeği “sevgi karşılığı çalışma”dır.

Bu yanılsamayı pekiştiren bir başka olgu da bu işlerin niteliğiyle, nasıl bir çalışma biçimi olduklarıyla ilgilidir: Bu işlerin mesai saatleri yoktur; günlük yaşamla iç içe girmiş, onun parçası haline gelmiş bir emek sürecini oluşturur bunlar. Ev kadınlarının çalışmalarını, boş zamanlarını, günlük yaşamlarını birbirinden ayırmak çok güçtür. Yapılan işler, günlük yaşamın ta kendisidir. Çalışma zamanı ile çalışma dışındaki zaman ayrılmaz birbirinden. Dinlenmek ise her zaman, yapılması gereken işlerden birinin yanına eklenir: Dinlenirken sökük dikmek, alışveriş listesi yapmak, oturduğu yerde çamaşırları katlamak bu iç içeliğin tipik örnekleridir. Kadınlar ev içinde iş yaparken de, ev dışında alışveriş yaparken de, çocukları okula, kursa, derse götürürken de ev emeği zamanının dışında değildirler: “Günün akışı, ev içindeki ve ev dışındaki çeşitli faaliyetlerin bir bileşkesi …”dir (Tura, 1998a: 4).
Ev işlerine ayrılan zaman dilimi günlük yaşamın başka faaliyetlerine ayrılan zaman diliminden farklılaşmadığı gibi, farklı farklı ev işleri de birbirinden kolayca ayrılmaz: Bir dizi iş, iç içe girmiş, üst üste binmiş, birbiriyle parça parça eklemlenmiştir. Üstelik bu işlerin nasıl sıralanacağı, hangilerinin nereden bölünüp neyle iç içe geçeceği, ev kadınının kendi seçiminden çok evin diğer fertlerinin, kocanın ve çocukların ihtiyaçlarına göre belirlenir. Örneğin, dar anlamda ev işleri5 daha çok, ev kadınının evde yalnız olduğu zamanlarda yapılırken, aşağıda üzerinde duracağım manevî – duygusal – ilişkisel emek, tanımı gereği, kocanın ve çocukların evde oldukları zaman süresi içinde ev kadınının da evde bulunmasını zorunlu kılar ve merkezi konuma yerleşir (Tura, 1998a).

Teknolojinin gelişmesiyle ve dünyanın büyük bölümünde kadınların ücretli iş gücüne katılımlarının artmasıyla birlikte ev işlerine harcanan zamanın azaldığı tezi 20. yüzyılın son çeyreğin- den itibaren çok sıklıkla dile getirilir oldu. Bu iddianın iki boyu- tu var: Hem ev işlerinin otomasyonu ve evde verilen hizmetlerin bir bölümünün metalaşması sonucunda ev işlerine ayrılan toplam zamanın azaldığı ileri sürülüyor; hem de kadınların ücretli işlerde çalışmalarıyla birlikte cinsiyetçi işbölümünün kadınlar lehine dönüşmeye başladığı. Dolayısıyla bu ikisini ayrı ayrı ele almakta yarar var. Herşeyden önce, ev işlerinin otomasyonu, hazır giyim ve yiyecek sanayinin gelişmesi bazı işlerin yapılmasını kolaylaştırıyor olsa bile, bir yandan sağlık/hijyenle ilgili standartlar, öte yandan da sosyal prestij ölçütleri kadınların peşini bırakmıyor:

İşler ayrıntılanıyor, karmaşıklaşıyor, ev işinin niteliği değişiyor. Leonore Davidoff ev işlerinin rasyonelleşmesinin önündeki asıl engelin, bu işlerin ve işbölümünün temelinde yatan ilişki olduğu- nu ileri sürer. Yazara göre, bu ilişkideki hiyerarşinin sürmesi söz konusu hizmetlerin sunulmasıyla sağlanır: Bu işlerin elle yapılması daha makbuldür; etkinlik arayışları işin özüyle çelişir; emek yoğun işler kadınların sevgilerini kanıtlamalarının daha uygun bir yoludur (2002a; ayrıca bkz. Jackson 1992; Thomas ve Zmroczek, 1985). Öte yandan, çocuk sayısının azalması çocukların bakımı ve yetiştirilmesi için harcanan emeğin azaldığı anlamına hiç gelmez: Az çocuk karşılığında çok bakım dayatılmaktadır kadınlara. Tıp, pedagoji, psikoloji, annelik ve çocukluk tanımlarını be- lirler ve denetlerken, geliştirici faaliyetler ve eğitim piyasası giderek çocuk üretimini bir sanayi, anneleri de bu sanayin emekçileri haline getirmiştir. Heidi Hartmann’a göre, 1920–1960 döneminde A.B.D. ve Sovyetler Birliği’nde ev işlerine harcanan top- lam zaman azalmazken, 1965–1975 döneminde, feminist mücadelenin etkisiyle ev işlerine atfedilen anlam ve önemin değismesiyle de (cinsiyetler arası işbölümünün değil!) bu süre biraz kısalmıştır (Hartmann, 1987). Ancak, şimdilik çıplak gözle yapılan bir gözleme dayansa da, 20. yüzyılın son çeyreğinde, en azından dünyanın bazı bölgelerinde, Davidoff’un sözünü ettiği normların yeniden baskın hale geldiğini söylemek yanlış olmaz: Sağlıklı beslenme ve ekolojik ürünler tüketme kaygılarının yaygın bir ideoloji haline gelmesi, sadece kapitalizmin kâr güdüsünü doyurmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal cinsiyet hiyerarşisini de yeni- den üretiyor. Kuşkusuz burada şöyle bir ayırım yapmakta yarar var: Bu normlar esas olarak orta sınıf kadınlarının yaşamını etkilerken, daha yoksul kesimlerde yoksullaşmanın etkileri karşısında ayakta kalabilmek için ev içi üretimin artırılması söz konusu. Kadınların ücretli işlerde daha çok çalışmaya başlamalarıyla birlikte erkeklerin daha çok ev işi yaptıkları ve kadınların paylarına düşen bakım ve ev işlerinin azaldığı ise düpedüz bir efsanedir! Ev içindeki cinsiyete dayalı işbölümünün direngenliği gerçekten çarpıcıdır. Çeşitli çalışmalardan çıkan sonuca göre (Morris, 1993; Wheelock, 1990; Hartmann, 1987), kadınların daha çok istihdam edilmesi kendi başına karıkoca arasındaki işbölümünü değiştirmez. Kadının ücretli bir işte çalışmasının ev içinde- ki işbölümünü etkilemesi için evin geçimini onun sağlıyor olma- sı gerekir. Ama daha da önemlisi erkeğin işsiz olmasıdır: Erkeğin işsiz kaldığı evlerde, roller tümüyle tersyüz olmasa da, yani kadın işten döndüğünde (ailesini geçindiren erkekten farklı olarak) ev işlerinin önemli bir bölümünü üstlenmeye devam etse de, geleneksel işbölümünden iş paylaşımına doğru bir gelişme gözlenir. Yine de, ev işleri ve çocuk bakımının çekirdek bölümü kadının omuzlarındadır; yani kadın bu durumda da, erkeğin ücretli bir işte çalışırken üstlendiğinden çok daha önemli bir bölümünü üstlenir ev işlerinin. İşsiz erkekler üzerine Batı’da yapılan bu tür araş- tırmaların sonuçlarına yakın sonuçları bizde de gözlemek mümkün, ancak burada, işsiz de olsalar erkeklerin ev işlerine katılımı yine bazı koşullara bağlı. Hale Bolak ilginç bir örnek aktarıyor: “Erkeklerin katkıları… çoğu kez karıları akşam işteyken çocukla ilgilenmekle kısıtlı… bir kadın bu nedenle gündüzcü işinden vardiyalı işe geçtiğini söylemektedir” (1990: 225). Bu, cinsiyetçi işbölümünün direngenliğini yeterince belgeleyen bir itiraftır. İşbölümünde anlamlı bir değişiklik olduğunda da bu değişiklik somut koşulların dayattığı pragmatik bir çözüm olarak gelişir. İşbölümüyle ilgili daha kapsamlı değerlendirme ve yaklaşım değişimlerini beraberinde getirmez (Wheelock, 1990:120). Dolayısıyla, ancak koşulların değişmesiyle geriye döndürülebilecek bir düzelme söz konusudur. Bütün bunların dışında, çeşitli çalışmalarda varılan ortak görüşlerden biri de şudur: Kadınlar ücretli bir işte de çalışmaya başladıklarında ev işlerine daha az zaman ayırsalar da, çifte iş yükü toplam çalışma saatlerini artırmaktadır (Hartmann, 1987; Delphy 1984; Delphy ve Leonard, 1992).

Öte yandan, kadınların yarım günlük ve esnek işlerde çalışmalarının artmasıyla birlikte, bir nokta daha iyice belirginleşmiş- tir: Yarım günlük işler, kadınlar için büyük bir tuzaktır. Bu tür işlere geçen kadınların kocaları, zaten son derece az olan ev işi katkılarını tümüyle çekerler. Yarım günlük işler, kadınların ev işi ve bakım yükümlülüklerinin, ev dışında çalışmadıkları durumda olduğu gibi korunmasına hizmet eder. Bu işbölümü, erkekler iş- siz kaldığında da değişmez. Dolayısıyla, erkeklerin işsiz kalmalarının ev içindeki işbölümünü değiştirebilmesi için kadınların ev dışında tam gün çalışmaları gerekmektedir (Morris, 1993).
Erkeklerin, bakım ve ev işlerini, bir iş paylaşımından söz etmeyi mümkün kılacak ölçüde üstlenmeleri, ancak her ikisi de ev dışında tam gün çalışan ve işlerinin statüsü de ücretleri de eşit olan çiftlerin durumunda gerçekleşir. Bu da genellikle, her ikisi de meslek sahibi olan üst-orta sınıftan çiftler için söz konusudur. Lydia Morris (1993: 51) şu sonuca varır: “Kadınların ücretli emeği hem ücret hem de statü açısından erkeklerin emeğiyle eş- değerli olmaya yaklaşmadığı sürece, erkekler işsiz kaldıklarında bile ev içi rollerin önemli ölçüde yeniden değerlendirilmesi pek olası görünmemektedir.”

Erkeklerin ev işlerine nicel olarak ne kadar katıl(ma)dıklarını belgelemeye çok fazla gerek yok. Ayrıca, bu işlere kenarından kıyısından katıldıklarında nasıl katıldıkları, bunun ağırlıklı olarak kriz anlarında, işe ve okula yetişmek için zaman baskısı olduğun- da, hastalıkta ve esas olarak “yardım” biçiminde gerçekleştiği de yeterince bilinir. Temelde geçici ve arızî olan bu katılımın süreklilik kazanması ise, ancak çok istisnaî durumlarda söz konusu olur. Bunlar erkeklerin yapmaktan özel olarak zevk aldıkları, uzmanlık alanları olduğuna inandıkları, seçerek yaptıkları, özel işlerdir: Mangalda et-balık, salata, rakı sofrası, orta sınıf erkekleri için klasikleşmiş örneklerdir.

Batı’daki güncel gelişmeler açısından bir başka çarpıcı olgu da ev ve bakım işlerinin kadınlar arasındaki yeniden dağılımıdır. Türkiye gibi, hem akrabalık bağlarının ve komşuluk ilişkilerinin varlığını hâlâ önemli ölçüde sürdürdüğü hem de ücretli ev işçiliği ve bakıcılığın görece yaygın olduğu ülkelerde alışılmış olan bir kadınlar arası işbölümü giderek Batı’da da yaygınlaşıyor. Her şeyden önce, artık daha çok sayıda görece nitelikli emek sahibi evli kadın çocuğu olduğunda işinden ayrılmıyor. Ama buna bir de sosyal devlet hizmetlerinin çökme eğilimi ekleniyor. Ne var ki bu, cinsiyetler arasındaki işbölümünü değiştirmeden önce özellikle de bakım işlerinin kadınlar arasında yeniden dağılımına yol açıyor: Arkadaşlar, komşular, (varsa) yakın akrabalar ve ücretli bakıcılardan oluşan bir kadınlar ağı içinde bölüşülüyor bu işler. Bu ağın örgütlenmesini genellikle anne üstleniyor ve yabana atılmayacak karmaşıklıkta bir yöneticilik görevi yerine getiriyor. Maria S. Rerrich’in (1996: 30) Almanya örneğinden hareketle çizdiği tablo bu durumu canlı bir biçimde anlatır: “Genellikle anneler eşgüdümü sağlayan örgütçülerdir; sürekli olarak aile fertlerinin ve yardımcıların programlarını düzenleyerek, çeşitli faaliyetleri yeniden ve yeniden örgütleyerek, iş piyasasındaki kendi faaliyetleri için ‘zaman aralıkları’ açmaya çalışırlar.” Bu karmaşık organizasyonu mümkün kılan bir gelişme de esnek çalışma uygulamalarıdır: Bu orta sınıf kadınların birçoğu evde çalışma, esnek iş saatleri, yarım gün çalışma, hafta sonu çalışma gibi iş düzenekleri içinde yer alırlar.

Bu yeniden dağılımın karşı tarafında ise, göçün, yoksulluğun, yalnız anneliğin ortaya çıkardığı düşük ücretli bir iş gücü arzı vardır. Bu kadınların sunduğu iş gücü, ilk gruptaki kadınların kendi “yükümlülükleri” olan bakım ve ev işlerini ücret karşılığı başka kadınlara devretmelerini mümkün kılar. Bu dolaşımda kocaların payı yok denecek kadar azdır: Belki bakıcıların arabayla getirilip götürülmeleri, belki çamaşır makinesinin çalıştırılması, belki çocukların okula götürülmesi ve alışveriş… Yazara göre burada söz konusu olan, “yeniden üretim alanındaki patriyarkal işbölümünün… kadınlar arasında yeni eşitsizlik örüntülerinin oluşmasıyla… modernleşmesi…”dir (Rerrich, 1996: 32). Ancak bu eşitsizliğin müsebbibi, iş gücü piyasasında ayakta kalabilmek için bakıcı kadınların ücretli emeğine başvuran orta sınıf kadınları değil, iki kadın grubunu karşı karşıya getiren patriyarkal kapitalizmdir.


Kaynakça:
Tura, N. (1998b) “Manifesto’ya Rağmen Proleter Aile Nasıl Kurtuldu?”, Sınıf Bilinci, 21.
Thomas. G. ve C. Zmroczek (1985) “Household Technology: The ‘Liberation’ of Women from the Home?”,
Jackson, S. (1992) “Towards a Historical Sociology of Housework”, Women’s Studies International Forum, 15 (2): 153-172.
Hartmann, H. (1992) “”Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği”, Acar-Savran, G. ve N. Tura (der.) Kadının Gö- rünmeyen Emeği içinde, İstanbul: Kardelen.
Morris, L. (1993) “Domestic Labour and Employment Status Among Married Couples”, Capital and Class, 49.
Wheelock, J. (1990) “Capital Restructuring and the Domestic Economy: Family Self Respect and the Irrele- vance of ‘Rational Economic Man’”, Capital and Class, 41.
Delphy, C. (1976) “Capitalisme, Patriarcat et Lutte des Femmes”, (D.Léger ile tartışma), Premier Mai, 2.