Utanmazlık

Benim çocukluğumun geçtiği yetmişli yılların başında çıkmaya başlayan Gırgır Dergisi’nde Oğuz Aral ‘Utanmaz Adam’ diye bir karakter çizerdi. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1934 tarihli romanı Utanmaz Adam’ın verdiği bir ilhamla yaratılmış bir tiplemeydi bu. Romanın konusu çocukluğunda pek de iyi bir ahlaki eğitim alamamış bir gencin yoksulluktan bezip dolandırıcı olması, şantaj, sahtecilik gibi çeşitli ahlaksızlıklar yaparak sonunda mal mülk sahibi olmayı başarmasıdır. Roman karakteri Avnussalâh kendi durumunu şöyle açıklar: “Bütün dünyadaki toplu servetlerin kaynağı, esasen haksızlık, soygunculuk, çapulculuktur. Ben de, benden zayıfın elinde, beni tamaha düşürecek bir şey görünce, derhal ona çengel atıyorum. Buna kanunî bir şekil verebilirsem veriyorum; veremezsem, göz diktiğim o şeyi her türlü vasıta ile elde etmeye uğraşıyorum… Ben şimdi topladığı para ile yaşamak isteyen bir kapitalistim, elimdekileri kimseyle paylaşmak istemem.”

Oğuz Aral Utanmaz Adam’ı ilk kez 1959’da çizgi roman olarak yayınladı. Karakteri Şeref Haktanır başta aslında temiz kalpli bir gençtir. Yaşadığı çeşitli travmalar, yani ahlaki olarak ikiyüzlü bir toplumda iyi bir insan olarak varolmaya çabalarken içine düştüğü kabul edilemez durumlar, sonunda onun alnındaki ar damarının çatlamasına yol açmıştır. Bedeninde kendisini açığa vuran ahlaki kriz karakterinde radikal bir değişikliğe yol açmış ve Şeref Haktanır birdenbire başkalarının haklarını tanımayan, kötü biri haline gelmiştir.

Ancak hak tanımaz ve hatta başkalarını sömüren birisi olmak toplumda insanı ‘şerefsiz’ yapmıyor. Zengin olanların, lüks içinde yaşayanların utandığı yok, üstelik yoksullar onların sürdükleri hayata imrenerek bakıyorlar. Asıl utanç yaşayanlar ise yoksullar, başkalarının haklarına el uzatmayanlar. Bu utancı yaşamak için yanlış bir şey yapmak da gerekmiyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamamak, sevdiklerinin ihtiyaçlarını karşılamasına ve arzuladıkları şeylere erişmesine destek olamamak kişinin kendisini değersiz hissetmesi için yeterli. İnsanlar işsizliğin arttığı büyük ekonomik krizlerde bu utancı taşıyamadıkları zaman ya başkalarına kötü muamele ediyorlar ya da bu şiddet onların kendisine dönüyor ve hatta onları intihara kadar götürebiliyor.

Utanmaz adam işte bu sınırda yaşamı seçiyor ve ahlak yasasını reddediyor, o yasayla birlikte gelen utanç duygusundan da kendisini tamamen arındırıyor. Onun için ahlakın artık güçten bağımsız bir anlamı yoktur. Utancın reddiyle ulaşılan utanmazlıkta bir yasasızlık, kendini yasaların üzerine görme hali var. Şu soruyu sorabiliriz: Neden utanmaz adam ‘erkek’? Neden bir ‘utanmaz kadın’ yok? Utanmaz kadın olmak ahlaken yanlış davranışlardan önce bir kadının cinselliğini bastırmaması, gizlememesi, açıkça yaşamasıyla ilişkilendirilir. Ömür boyu devam eden toplumsal cinsiyetlendirilme süreçleri boyunca kadınlar sadece kadın oldukları için yoğun bir utançla yüklenirler.

Toplumsal ahlakın değerleri, zayıfları bulundukları sınıfsal koşullarda tutmaya yaramaktadır. Şeref Haktanır’ı bir anti-karakter haline getiren şey adaletsiz bir dünyada haysiyetli mağdur konumunda kalmayı reddetmesidir. Koyunlardan değil çobanlardan olmayı seçmiştir o. Elbette çobanlar koyunları koyunların hayrına değil kendi çıkarları için, onları kullanmak için güderler. Platon’un Devlet’inde sofist Chalcedonlu (Kadıköylü) Thrasymachus’un Milattan önce beşinci yüzyılda söylediği şey de elbette buydu. Diyordu ki Thrasymachus ‘hukuk güçlünün ve diğerlerinden daha üstün olanların işine yarar.’ Hukuk yasaları da güçlünün diğerlerini kendi iradesine boyun eğdirmek için kullandığı araçlardan başka bir şey değildir.

Şeref Haktanır lüks ve keyif yaşamına gayri ahlaki yollardan erişmeyi olumlarken bu hayata erişen herkesin de aslında kendisi gibi olduğunu hatırlatır. Bu dünyada refah içerisinde yaşayanlar hırsızlar, yalancılar, riyakarlar, utanmazlardır. Marksist sınıf kavramını merkeze alan bir bakış da ahlaktan ve hukuktan bu yüzden şüphe eder. Platon’un Devlet’i utanmaz adama karşı verilen ilk felsefi mücadeledir aslında. Adil bir devlet, hukukun önde gelirliği, hesap verebilirlik, sosyal ve ekonomik adalet olmadığı zaman her insanda olması gerektiğini düşündüğümüz utanç duygusu kendisini imha etme riskiyle karşı karşıya kalır.

Zeynep DİREK

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi ve ardından Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde eğitim gördü. Doktorasına 1992 yılında University of Western Ontario, Kanada’da başladı. 1995-1996 yıllarını Paris’te Derrida’nın derslerini takip ederek geçirdi. Doktora derecesini 1998 yılında University of Memphis’ten aldı. 1998-2014 yıllrı arasında Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapmıştır. 2014 yılından itibaren Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesidir.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları