Türkçe bilmediği için babamın kırılan dişleri

Türkçe bilmediğinden dolayı kürdçe konuşan, kürdçe konuştuğu içinde darp edilip dişleri kırılan babam. Diğer adıyla asimile olmadığı ve güzel türkçe konuşamadığı için babamın kırılan dişlerinin kaldırılamayan ağır çocukluk travmam ve bitmek tükenmek bilmeyen hüznü. Bir insana hayat nedir diye sorduğumuzda her halde bir yönüyle çocukken iyisiyle kötüsüyle,güzeliyle çirkiniyle yaşadıkları şeylerin toplamı diye cevap verir.

Yıl 1974-75 yılı olmalı.Ben de ilk okul dördüncü sınıf öğrencisi olmalıyım. Mardinin, Şemrex(Mazıdağı) ilçesinin yolu,suyu, elektriği olmayan. Tek bir Allahın kulunun iki cümlelik Türkçe bilmediği.Dört bir yanı meşe ormanlarıyla kaplı.Köye hakim kuzey yamacının bereketli üzüm bağlarıyla kaplı,kuş konmaz,kervan geçmez Golagüle (Arısu) köyünde yaşıyoruz.Köyün temel geçim kaynağı tarım,bağ-bostan ekimi. Büyük ve küçük baş hayvancılık,odunculuk ve mangal kömürü üretimi.başka da bir gelir kaynakları yok.

Devleti temsilen sadece bir ilkokul,ve ara sıra yolu ilçeye düşen Türkçe bilmeyen yaşlı köy muhtarı mevcut.Bir de pek nadir olarak arabalarıyla yolları köye düşen Cendermeler var.Ki cenderemler köye geldiklerinde her Allahın kulu,özellikle erkekler kaçacak ve saklanacak bir delik arıyorlar. Köyde onlarla cebelleşen canlılar önce köyün köpekleri oluyor.Köpekler,adeta ilahi bir dürtü ile onları evlere bir türlü yaklaştırmıyor…yaklaştırmak istemiyor. Dar ve kara taşlık sokaklarda yürümelerine izin vermiyor.Çoğu zaman yığma taş duvar avluların onların üzerlerine yıkılmasına bile neden oluyorlar.

Sonra avlulardan içeri girdiklerinde ellerindeki kurumuş meşe ve dikenli aluç çalılarıyla orta yaş köy kadınları onları avludan çıkarmaya çalışırlardı. Çünkü cendermeler köyde günümüz tabiriyle tam bir terör estiriyorlar.yakaladıkları zavallı köylü erkekleri suçlu-suçsuz ayırmadan felc edercesine döverler,her türlü hakareti yaparlardı..Onların bu zulümleri, köyün bu hayvanlarının garip tepkileriyle adeta ilahi adaletin farklı bir şekilde tecelli etmesine yol açıyordu,diyebiliriz.

İşte bu hengamede önce MTA köy ve civarında maden aramalarına başlıyor.Kimi yerlerde kuyu ,kimi yerlerde ise sondajlama çalışmaları ile maden araması yapıyor. Biz o çucuk aklımızla olan bitene pek fazla bir anlam veremiyoruz.Ne olduğunu ve olacağını çok sonraları anlıyoruz. Meğer köyümüzün bulunduğu havza dünyada ikinci büyük bir rezerve sahip olan bir fosfat madenine ev sahipliği yapıyormuş. Köyümüze çok yakın bir yerde Etibank fosfat madeni işletmesi ve fabrikası kuruluyormuş. Sonraları Büyük Azot sanayi fabrikası da kurulacakmış. Çok sonraları bu işlerin temeli atıldı.Bir müddet çalıştı.sonra terör bahanesiyle her şeyin kökü kurudu.Kocaman bir tesise kilit vuruldu.Daha yeni yeni özelleşerek kalan yerden devam ediliyor.

İşte o hengamede köyümüze çeşit çeşit ve çok hızlı yürüyen araçların giriş çıkışları gün geçtikçe artmaya başladı.Bazı köylülerimiz bu fabrikada çalışmaya başladı.Mütahitler köylerden çalışacak işçi topluyorlardı. Rahmetli babam da köyün en hamarat ve becerikli insanlarından sayılmasına rağmen köyün fakirleri arasında sayılırdı.Çünkü 9-10 nüfusa bakıyordu. Verimsiz arazilerimiz pek karın doyurmuyordu.Geçimini daha çok kömürcülük ve büyük baş hayvan besiciliği ile yapıyordu.Ev yapımı için taş kırar,Duvar Ustalarına yardımcı olarak geçimini sağlamaya çalışırdı.Ama yine de fakirdi. Çünkü düzenli ve güçlü bir geliri yoktu. Evimiz eski köy yoluna çok yakındı. İki araç doğudan tozu dumana katarak köye giriş yaptılar. Mevsim son bahara yaklaşan güz olmalı. Çünkü köyün içine girene kadar toz duman içinde adeta kayboldular.

Garibim babam,onları köye gelip işçi arayan mütahitler sanarak,iş bulurum umuduyla yollarına çıktı. Onlar köye girince babam da yanlarına vardı. Arabalar durunca içinden askerler silahlarıyla birlikte şangır şungur aşağı atlayarak indiler.İçlerinden en yaşlı olanı insana korku veren görüntüsü ile babamı yanına çağırdı. Ne bizim ne de babamın asla anlamadığı bir takım sorular sormaya başladı. Birden babama bağırmasıyla çenesine berbat bir yumruk sallaması bir oldu. Babamın ağzından akan kanları çok yakından izledim. Babam yere düşmedi. Geri de çekilmedi. Sadece: -Biz fekir ben iş arar dediğini duydum. O an içimde tarifi mümkün olmayan bir kıyamet ve nefretin koptuğunu hissettim. Göz yaşlarım birer kurşun gibi gözlerimden akarak,beynime sıçrayıp o adamın tam yüreğine doğru nişan alıyormuş gibi gerçeklikten kopuk bir duygu karmaşası yaşadım. Çünkü ben o çocuk halimle bile çok iyi biliyordum ki babam masumdu. Zira o yaşa kadar babamın kimseyle kavga ettiğine tanık olmadım. sonraları da öyle geçti.

Sonra annemin feryadını ve onunla birlikte yengelerimin de yüksek sesle küfür,hakaret ve beddualarla o mahlukata kendilerince saldırı ve salvolarını bu gün gibi hatırlıyorum. Sonra o hengamede o mahlukat hiçbir şey olmamış gibi arabasına binip çekip gitti. Babamın sol çenesinden iki dişinin kırıldığını gördük. Bu gün bile aynı netlikle bütün kutsallar üzerine kasem edebilirim ki babamın hiçbir suçu yoktu.Tek suçu kürd oluşu.Ve doğal olarak düzgün bir Türkçe bilmeyişi idi. Kaderin cilvesine bakınız ki rahmetli babam o olaydan birkaç ay sonra köye gelen Etibank müdürüne,kendisine yapılan bu zulmü tercüman aracılığıyla anlattı. Müdür bunun üzerine babamı işe aldı.

O iki dişi bir bakıma düzenli helal rızkının diyeti oldu. Babam 16 yıl o fabrikada çalışarak emekli oldu.Onurlu bir mücadele ile çoluk çocuğunu büyüttü.Bizleri okuttu.Mekanı cennettir diye inanıyorum. Çünkü helal kazanç peşinde koşan,onurlu bir mazlumdu.Ümmi-Köylü tertemiz bir yaşamı vardı. Nur içinde yatsın. O gün bu gündür resmi giyimli,özellikle asker ve polise hiçbir şekilde güvenle bakamıyorum.Bize bu travmayı yaşatan anlayışı bir türlü affedemiyorum. Eğer içimdeki Allah korkusu olmasaydı bu iki taifeye çok feci fenalıklar edebilirdim,diye düşünüyorum.

Ama yine de babamın hakkını asla helal etmiyorum bu ülkenin en tepe noktasındakinden alt tabakadaki emir sahiplerine. Çünkü babam siyasetin Se’si,Politikanın Pe’sinden bile haberi olamayan Müslüman bir kürt köylüsü idi. Onun babasına,ona,onun akranlarına,onun çocuklarına ve torunlarına hala bu zülmü reva görenlerin ya bu dünyada ya da öteki dünyada bu zulmün cezasını çekecekler,diye inancımı sonsuza kadar koruyorum.

Sedat DOĞAN

(2007-Diyarbakır)

BÜYÜKLER İÇİN KART-KURT- KÜRT MASALLARI
(ANLATI-HİKÂYE)
SEDAT DOĞAN (Sayfa 104)
Basılmayı bekleyen kitabımızdan.