Parti adını değiştirmek neyi değiştirir?-3

ÖDP’nin çoğulcu birlik yapısını değiştirmeye ve partinin kurucu bileşenlerini tasfiye etmeye çalışan parti yönetimindeki tasfiyeci kliğin yaptırımlarına karşı, parti zemininde demokratik çözüm arama çabalarının somut ifadesi olan bir belge daha sunuyorum. 14 Haziran 2002’de “Parti İçi Demokrasi Hareketi Genişletilmiş Divan Kurulu”na sunulan bu belge şöyleydi:  

“Değerli arkadaşlar,

Kağıthane toplantısı istenmeyen tartışmalara konu olmakla birlikte, ÖDP’yi yüzyüze kaldığı dağılma durumundan çıkartabilecek bir iradenin varlığını gösterdiği için parti tarihine olumlu bir adım olarak geçecektir.

Parti İçi Demokrasi Hareketi (PDH),  eşit haklı üyeler olarak örgütlemeye çalışan bizler, şu temel sorunun çözümünde tam bir görüş birliği içindeyiz: Parti içinde her zaman var olan ve her yeni gelişme evresinde var olacak olan görüş ayrılıkları, yönetsel-komuta yöntemleriyle ve disiplin yaptırımlarıyla çözülemez. Parti içi demokrasi sayesinde açıkça dile getirilen farklı görüşleri ve onların arasındaki mücadeleyi parti içi demokrasiyi daraltarak ve sonunda yok ederek ortadan kaldırmak sosyalist amaçla bağdaşmaz.

İşte bu “ön kabul”, parti hukuku dediğimiz kavramın da içeriğini belirler. Çünkü parti hukuku demek, her şeyden önce ve asıl olarak parti içi demokrasiyi parti içi bürokrasinin tasallutundan korumanın kuralları demektir. Bütün sosyalizm tarihi bu anlamdaki parti hukukunu ihlal örnekleriyle doludur. Yaşanan trajik olaylarda bu olgunun payını hepimiz kabul ediyoruz.

Biz ÖDP’de bir hukuk sorunu olduğunun bilincindeyiz. Bize göre partideki hukuk ihlalinin özü, içeriği ve başlıca yönelimi, parti yönetimini ele geçiren bir grubun azınlığı bütün haklarından, en önce de üyelik hakkından yoksun bırakmak için her yola başvuruyor olmasıdır.

Parti yönetimini ele geçiren grubun, parti içi demokrasiye karşı yönelttiği saldırının hiç kuşkusuz bir çok nedeni olabilir. Bunların arasında azınlığın parti içi mücadele yöntemlerindeki hatalar da sayılabilir. Ama hiçbir “mücbir sebep” parti içi demokrasiyi yıkmayı, azınlığı haklarından, partiliyi  üyelik hakkından yoksun etme yeltenişini haklı göstermez ya da işlenen bu suçun derecesini hafifletmez. Böyle bir şey 12 Eylül darbecilerinin diktasını, “anarşi” ile mazur göstermeye benzer.

Şu da bir gerçektir: Bizler, yani 1960’lı ve 70’li yıllarda sınıf mücadelesine atılan devrimciler, yaşanan her iki askeri darbenin “nedenleri” olarak gösterildik. Ülkenin “demokratları” karşı olduklarını söyledikleri darbelere karşı mücadele ederken, o darbeye “terörist” eylemlerinden dolayı “neden olanları” da suçladıkları ve onların siyasi haklarını görmezden geldikleri ve darbecilere karşı onlardan “uzak durmayı” bir politik “taktik” olarak benimsedikleri zaman, “demokrat” olamadıklarını da ortaya koymuş oldular.

Partideki durum da aynıdır. Parti yönetiminin parti içi demokrasiye yönelik saldırısına kimi üyelerin parti içi mücadelede “hatalı” yöntemler kullanmasının da “neden” olduğunu düşünen arkadaşlarımız var. Bu görüşe katılmasak da, böyle düşünenlere sözümüz olamaz.  Ama bir kimse, eğer parti içi demokrasiyi yeniden kurmaktan söz ediyor, buna karşılık parti içi demokrasiyi yok edenlerin tasfiye ettiği üyelerden kendisini ayrı tutmaya çalışıyorsa, o kimsenin tutarlılığından söz edilebilir mi?

PDH Genişletilmiş Divanı’nın ilk toplantısına sunulan “Protokol” metni işte bu soruyu sormamızı gerekli kılmıştır. Çünkü bu metinde PDH’de hiç kimsenin savunmadığı “ihraç kararlarıyla” partiden çıkarılan arkadaşlarımızın PDH’ye katılmaması talep edilmiştir.

Değerli arkadaşlar,

Geçen toplantımıza Hüseyin Hasan Çebi tarafından sunulan “Protokol2 metnini geri çekmenizi rica ediyoruz. Çünkü bu metin bizzat parti içi demokrasi kavramıyla bağdaşmıyor ve pratik olarak da Parti İçi Demokrasi Hareketi’nin örgütlenmesini imkansız hale getiriyor.

2 Eylül Çağrısı’ndan önce atılanların PDH’ye katılamayacağı hükmünü hiçbir sosyalist içine sindiremez. Hele 2 Eylül Çağrısı’ndan sonra atılacak olanların PDH tarafından üye olarak kabul edileceği söylenince söz konusu hüküm büsbütün kabul edilemez hale gelir.

Politik nedenlerle partiden tasfiye edilenleri, partide demokrasiyi egemen kılma mücadelesinin dışında tutmaya çalışmak hiçbir sosyalistin vicdanında kabul görmeyecektir. Çünkü böyle bir tutum, parti içi demokrasiye son verenlerin tasfiyeci kararlarını meşrulaştırmaktan başka bir sonuç veremez. Parti içi demokrasi bütün kurallarıyla geçerli olsaydı, şimdi PDH’den dışlanmak istenenler partiden atılır mıydı? Bugün PDH’den dışlanmak istenen yoldaşların partiden tasfiye edilmiş olmaları, bizzat PDH’nin önüne koyduğu parti içi demokrasiye son vermenin en kesin, en açık ve somut kanıtı değil mi? Onları partiden atanların bu tutumuna karşı çıkışın en anlamlı, en içten ve en kararlı örneği, parti üyelik hakkı elinden alınmak istenen devrimcilere PDH’nin sahip çıkması olmaz mı?  Parti lokallerine şiddet tehdidiyle sokulmayan, örgütsüzleştirilerek politik mücadelede rol oynamaları engellenen bu yoldaşların hepimizin özlediği çoğulcu, emekçilere dayanan bir ÖDP için mücadele etmelerine PDH saflarında olanak vermezsek, biz parti içi demokrasiden söz edebilir miyiz?

Değerli arkadaşlar,

2 Eylül çağrısından önce atılanlarla sonra atılacak olanlar arasında yapılan ayrım temelsizdir. Bu ayrımın neden yapıldığı konuşmalar arasında açıklanmaya çalışılmışsa da, yazılı bir açıklama yapılmamıştır. Şu ya da bu arkadaş ya da grubu hedef alan bu türden konuşmaların üstünde durmayı, PDH’de yaratmak istediğimiz arkadaşça ortamı zedelememek için gerekli görmüyoruz. Burada nesnel olgular önemlidir.

Atılanlarla atılacak olanlar arasındaki ayrım muhtemelen PDH kurulduktan sonra, zaten atılmaya yol açacak türden “hukuk ihlalleri” olmayacağı öngörüsüne dayanıyor olabilir. Bu öngörü her bakımdan yanlıştır. ÖSP yöneticileri, tasfiye hareketine “hukuk ihlal edildiği” için değil, umutlarını kestikleri ÖDP deneyine son vermek ve sol liberallerle politik bakımdan yazgı birliği etmek için başlamışlardır.

PDH’nin kuruluşu tasfiyeciliğe kendiliğinden son veremez. Ama ona karşı mücadeleyi güçlendirir. Parti Konferansında durdurulana kadar tasfiyeler sürecek ve PDH’nin karşısına her zaman “atılmış” üyeler sorunu çıkacaktır. Bu da 2 Eylül çağrısından önce atılanların neden PDH’den dışlandığını, neden sonra atılanların PDH’de kaldığı gibi birbiriyle çelişen ikili yaklaşımı sürekli tartışma gündeminde bırakacaktır.

2 Eylül çağrısından önce partiden çıkarılanların bunu kesinlikle hak ettiğini ve parti yönetiminin bu tasfiyeci kararının bütünüyle doğru olduğunu ilan etmeden atılanlar arasında ayrım yapmak mümkün olamaz. Ama böyle bir ilan durumunda da PDH adına layık bir parti içi demokrasi hareketi olamaz.

Kaldı ki, çok sayıda parti üyesine karşı disiplin kovuşturmaları sürmektedir. Eğer protokolü yazanlar, 2 Eylül çağrısından önce atılanların parti hukukunu ihlal ettiğini düşündükleri için onları PDH dışında tutmak istiyorlarsa, şunu belirtmek gerekir ki, şu anda haklarında disiplin kovuşturması sürenlerin eylemleri, davranış ve yöntemleri sözü edilen arkadaşlarla bir ve aynıdır. O nedenle atılanların arasında ayrım olanaksızdır. PDH bu çelişkiden kurtulmak için ya söz konusu ayrımdan vazgeçecek, ya da partiden çıkartılan ve çıkartılacak olanları saflarına almayacağını açıklayacaktır. Ama bunu yaptığı zaman PDH, yalnız kendi hedefinden vazgeçmiş olmakla kalmayacak, aynı zamanda tasfiyeci grubu da yüreklendirmiş olacaktır.

Son olarak belirtmek isteriz ki, PDH’den dışlanmak istenenler, PDH’nin saflarına katılmak için kendisini dağıtma kararı alan SEP’in aktif kadrolarıdır. Onların ihracına gerekçe gösterilen bütün eylemler SEP tarafından karar altına alınmış ve tüm SEP bileşenleri tarafından itirazsız uygulanmıştır. O nedenle bu yoldaşları PDH’den dışlama eğiliminde ısrar kendini dağıtma kararı veren ve bunu içtenlikle uygulayan SEP’li üyelerle birlikte olmama kararı olarak tarafımızdan yorumlanacaktır.

Değerli arkadaşlar,

Bir süreden beri pek çok görüş ayrılığına rağmen önemli bir yol aldık. Pek çok konuda, bu arada atılanların da PDH saflarında ve PDH çağrıcıları arasında olacağını birlikte onayladık. Partideki hukuki statüsü ne olursa olsun herkesin eşit haklılığını onayladık. Hiç kuşkusuz Maçka girişiminden toplantıya katılan arkadaşlarımızdan farklı olarak biz atılanların bugün de parti üyesi olduklarını ve görevlerini onların elinden almaya kimsenin hakkı olmadığını belirtiyoruz. Biz, sizlerin de böyle düşündüğünüzü asla iddia etmiyoruz. Atılanların parti içi hukuki statüsü hakkında aramızda görüş ayrılığı var. Ama PDH saflarında atılan atılmayan ayrımına yer olmadığında tam bir görüş birliği sağladık. Biz bu görüş birliğini koruyabilmek için, tasfiye edilen üyelerin parti içindeki faaliyetini büyük ölçüde durdurduk ve tüzüğün 4. Maddesindeki haklarımızı bir platform halinde ya da münferiden kullanmaktan kendi özgür irademizle vazgeçtik. Böylece bizim atılanların partideki hukuki statüleri hakkındaki görüşümüz aylardan beri sadece bir görüş olarak kalmış, eyleme geçirilmemiştir.

Ama şimdi bu protokolle birlikte geriye doğru büyük bir adım atılmak üzeredir. Bunu yapmayalım.

Çünkü bu protokol, tasfiyeciliğe karşı ne derse desin, fiilen disiplin kurulları tarafından cezalandırılanları bir kere daha cezalandırmış olacaktır. Böyle bir tutum, PDH’nin ruhuyla bağdaşmaz. Bir kere daha protokolü geri çekmenizi talep ediyor, güçlerimizi PDH saflarında birleştirme kararlılığımızı iletiyoruz.”

Partiye bilgisi verilecek olan toplantı şu şekilde tanımlanmalıdır:

2 Eylül 2001 tarihinde ÖDP Kağıthane İlçe lokalinde yapılan toplantı, ekte yayınlanan metinle tüm partiye Parti İçi Demokrasi Hareketi’ni oluşturma çağrısı yapmıştır. Toplantıya katılanlar PDH’yi oluşturmak amacıyla 23 Eylül’de Türkiye çapında bir toplantıyı örgütlemek üzere 19 kişilik bir Koordinasyon görevlendirmiştir.

Bu toplantıya, ekte isimleri bulunan, ÖDP içi karşıtlıkta hangi safta yer aldığına bakılmaksızın, partideki hukuki statüsü tartışılmaksızın, politik görüş ayrılıklarına vurgu yapılmaksızın, parti içi krizi aşmak, parti içi hayatı normalleştirmek, partinin eylem birliğini parti içi demokrasiyi kurmak ve genişletmek yoluyla sağlamak amacı taşıyan ÖDP’liler katılmıştır.

PDH’nin bu bileşimi, özellikle parti içi hukuk sorunlarında ne disiplin kovuşturmalarını ayrımsız ve temelden yok sayanların, ne de bunların politik amaçla yapıldığını kabul etmekle birlikte, formel hukuk açısından yok sayılamayacağını belirtenlerin bu konumlarından, hiç değilse bugün için vazgeçmiş olduklarını göstermemektedir.

PDH partideki hukuki statüleri ne olursa olsun, saflarındaki herkesi eşit haklı PDH özneleri olarak görmektedir ve herkesin aklını, enerjisini ÖDP’yi krizden çıkartma, onu politik yaşamda hak ettiği onurlu ve etkin yere yükseltme yolunda seferber edecektir.”

 

Şaban İBA
Latest posts by Şaban İBA (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları