Ormanları kim yakıyor?

Tabii ki biz! Yani insanlar…

Kasten yakmaları da bir yana bırakalım.

(Her kim orman yakarak siyasi, ideolojik, askeri, siyasi, ekonomik bir çıkar elde edeceğini düşünüyorsa o dar görüşlü ve izansız birinden başkası değildir. Ya da gözü gönlü kapalı, içi nefretle dolu biridir… Bunu sonra yine konuşalım.)

Günümüzde bütün dünyayı sarıp sarmalayan yangınların tek bir kaynağı var; o da KÜRESEL ISINMA…

Önceki yıl Avusturalya’daki devasa orman yangınını, milyonlarca hektar alanının içindeki sayısız canlıyla birlikte yanışını izlemiştik. Bu bize neyi anlatıyor, Dünyanın ciğerleri yanıyor, parça panrça… İşte o yangınlar artık KAPIMIZIN ÖNÜNDE! TV’lerde seyrettiğimiz bir haber görüntüsü olmaktan çıktılar…

“Bu yangınları, filancalar kasten çıkardı, falancalar müdahalede yetersiz kaldı” gibi günlük politikalarda bir şeyler elde etmenin aracı olarak yorumlayarak fayda kotarmaya çalışmak işi hafife almak olur.

Çok daha büyük ve tüm insanlığı sarmalayacak bir çevre felaketine doğru gidiyoruz. Yakın bir gelecekte çöle dönebilecek bir dünyanın habercisi bunlar.

Onun da nedeni insanlığın artık kendini var eden doğayı YOK ETMEYE doğru dolu dizgin giden, YAYILMACI, YIKICI, TAHRİPKAR faaliyetlerinin devasa boyutlara varmış olmasıdır.

Bunun emperyalist-kapitalizmin doğa kaynaklarını, doymak bilmez KAR hırsıyla, sınırsız tüketim ve ucuz üretim sarmalında İSRAF EDEN politikalarının temel bir rolü var.

İklimi, çevreyi, bir bütün olarak eko-sistemi koruyacak KÜRESEL (enternasyonalist) politikalara ihtiyaç var. İlk elde de gökyüzüne sınırsız Karbon salınımını denetim altına alacak radikal önlemler gerekiyor.

Şu iki yıllık pandemi döneminde araç trafiğinin yavaşlaması, katı yakıt tüketen bir çok fabrikanın durması sonucu küresel karbon salınımındaki ARTIŞI DÜŞTÜ. Fakat tamamen durulması ve GERİ DÖNÜŞÜM olması gerekiyor uçurumun kenarından dönmek için…

Peki çöl haline gelen bir dünyada kimi çalıştıracak, kimden kazanacak, nerede keyf edecek küresel burjuvazi. O yüzden kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan köpeğin çaresizliği gibi, isteseler de kendi doğaları bu işe yapmalarına engel. Defalarca konuşuyor ve tehlikeyi yakından da biliyorlar ama attıkları cılız adımların hiçbir kıymeti harbiyesi olmuyor.

Sosyalist, demokrat, özgürlükçü muhalif hareketlerin de bu sorunları çok daha fazla ciddiye alarak POLİTİK AKSİYONLAR haline getirmelerinde ciddi sorunlar oluştu. Hatta bu tür duyarlılık gösterenlere “Aaa bakın şu da çevreci olmuş! Ha ha haa o da yeşilci olmuş!” diye güya sınıf mücadelesini sulandırmak isteyenlerin bir manevrası gibi hafife almaları onları geri bıraktı. Berikiler “ulusal mücadele” dururken bunları konuşmayı “fantezi ve kaçış!” olarak gördü, dudak büktü…

Halbuki tam da çevre/iklim meselesi sistem eleştirisinin dışında değildir ve eski ezberleri tekrarlayarak yeni çözümler de üretilemez.

Öyle değilse yarın öbür gün uğrunda savaşılacak ne sınıf, ne ulus, ne toprak, ne iktidar, ne de ideoloji kalmayacak… YANGIN HER YERİ YAKACAK, SEL HER ŞEYİ ÖNÜNE KATIP GÖTÜRECEK…