Önümüzdeki dünya: Ulus devletin intikamı

Helen Thompson

 

Yeni siyasette, dünyadaki mevcut ekonomik durgunluğun sebebi, hükümetlerin koyduğu sosyal mesafelenme tedbirleri ile tüketici talebinin ortadan kaldırılması olsa bile, tüketim üretime tabi olacak ve ekonominin düzelmesi tüketimin yeniden canlanmasına bağlı olacak. Düşük fiyatları kayıran tüketim merkezli bir siyaset, yalnızca şu anın önemli olduğunu varsayar. Ama artık sosyal mesafelenme tedbirlerinin sürekli tekrarlanması riskini önceden hesaba katmamız gereken bir dünyada yaşıyoruz. Yirmi yıla yakın süredir, Çin’in ucuz emeği ile fiyatlar düşük idi. Ama mallar bir korku ve jeopolitik rekabet dünyasında üretilirken gerçekten önemli olan şey sadece maliyet değil menşei olacak.

Pandemi, jeopolitiğin esas belirleyen haline gelmesi sürecini hızlandırdı. Donald Trump’ın 2016’da başkan seçilmesi, uluslararası ekonomik liberalizm ile net bir kopuş teşkil ediyordu. Amerikan siyasetinde güçlü korumacı basınçları o oluşturmadı, bunlar Obama başkanlığının sonunda baş göstermeye başlamıştı zaten. Ama Trump Çin’e karşı küresel ticaret konusundaki memnuniyetsizliği yönlendirdi ve kullandı. ABD’yi Pekin ile açık teknolojik rekabete kanalize etti ve AB ile Britanya’ya, bu stratejik rekabete ayak uydurmaları gerektiğini, aksi halde bunun NATO açısından sonuçları olacağını söyledi. Pandemiden sonra, herhangi bir Avrupa ülkesinin veya bir bütün olarak AB’nin, bunu ne kadar arzu ederse etsinler, Pekin ile ekonomik ilişkileri el üstünde tutan bağımsız bir hat çizebilmesi daha da az olası.

AB içinde, ekonomik sınırlar ve uluslararası jeopolitik yeniden belirecek. Şengen alanında sınırları tamamen açık tutmanın zorlukları 2015 göçmen ve mülteci krizlerinden bu yana belirgindi zaten. Tek pazar, Şengen’den çok daha sağlam çıktı ama o da siyasi çekişme alanı haline gelecek. Devlet yardımı konusundaki kuralların [pandemi nedeniyle, Ç.N.] kısmen askıya alınmış olduğu mevcut durumda, şirket ve banka kurtarma paketlerini finanse edebilen ülkeler bunu yapacaktır. Gerçekten de, Avrupa Komisyonu’nun onayladığı acil durum devlet yardımının yarıdan fazlası, Alman hükümeti tarafından Alman firmalarına sağlandı. Şimdi Eurozone krizi de geri dönmüş durumda, ulusal ticaret fazlaları ve açıkları, üye devletler arasında daha simetrik bir yük paylaşımına yönelik talepler ortaya çıkarmaya devam edecek.

Ulus devletin meydan okuması

Ulus devletin üstünlüğü kendisini yeniden dayatırken, ulus devletler, özellikle de BK gibi çokuluslu devletler ve ABD gibi federal devletler içinde siyaset, muhtemelen siyasal otorite konusunda ateşli çekişmelere sahne olacak. Bunu BK ve İspanya’da sosyal mesafelenme tedbirlerinin ne zaman ve nasıl sona ereceğine kimin karar vereceği konusundaki öfkeli tartışmalarda halihazırda görüyoruz: Bu ülkelerden biri İskoçya’dan, diğeri Katalunya’dan gelen uzun vadede ciddi ayrılıkçı meydan okumalarla yüz yüze. ABD’de, Kovid-19’la mücadele büyük oranda tek tek eyaletlerin takdirine bırakıldı. Ancak yine de hepsi federal hükümete mali olarak bağımlı durumda. Kriz yüzünden borçlanmada yaşanan devasa artışın egemenlik ve kimin vergileri ile neyin ödeneceği konusunda fokurdayan gerilimleri şiddetlendirmesi muhtemel.

Her şekilde, Kovid-19 öncesi siyasi manzaranın belirli özellikleri aynı kalacak. Ulus devletler, sosyal mesafelenme tedbirlerini uygulamak için gereken siyasal sadakate ve zor gücüne sahip tek siyasi yetki alanı olarak sivrilebilirler. Ama kendilerini yurttaşlarının ödediği vergilerle fonlayamazlar. Dünya çapında birçok banka ve şirketin faaliyet yürütmek için dolar borçlanmasını destekleyen son kredi mercii olarak işlev gören bir merkez bankasına sahip tek ülke ABD.

Tehlikeleri anlatmakla bitmez

Tüm demokratik uluslar uluslararası sermaye piyasalarından borç almaya mecbur ve Avrupa’nın en müreffehleri, özellikle de Almanya, ABD Merkez Bankası ile kredi marjını korumak zorunda. Şu an için bu bağımlılık siyasi bir sorun teşkil etmiyor. Ama merkez bankalarının daha fazla borç yükü altına girmesine izin vermek gerekliyken, bunun kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak parasal karar alma üzerinde daha fazla demokratik kontrol talebini yükseltecek olması, borç etrafındaki uluslararası şartlar değiştirilmeksizin, siyasi bir sorun demektir.

Uluslararasılaşmış ekonomideki bu kısmi yarılma yeni değil. Savaş sonrası parasal sistemin Amerikan ve Britanyalı mimarları, ticaret ile sermaye akışları arasında bir ayrımın (yani daha serbest ticaret illa ki sermayenin ulusal sınırlardan serbest akışı anlamına gelmez), demokratik ulus devletleri stabilize edeceğini varsaydılar. Bu ayrımı yeniden canlandıran bir dünyaya doğru gidiyor gibiyiz, ama bu kez ilişki tersine dönmüş vaziyette (yani sermayenin ulusal sınırlardan serbest akışı, illa ki serbest ticaret gerektirmez, Ç.N.).

Bu siyasanın, ticaretin kısıtlandığı ama paranın sınırlar boyunca serbestçe hareket ettiği bir versiyonu, 1920’lerde yaşandı. Tehlikeleri anlatmakla bitmez. Ama merkez bankalarının uluslararası finans piyasalarını önemsiz kıldığına dair herhangi bir mefhum için de aynı tehlikeler geçerli. Birçok bakımdan, demokratik ulus devlet asla ortadan kalkmamıştı. Ama borcun belirlediği bir siyasetin tehlikelerini bastırmak için gelir ve refahı ciddi şekilde yeniden dağıtabilen bir vergi devleti olarak, ortadan kalktı. Uluslararasılaşmış borç siyaseti ise burada ve kalıcı.

Kaynak: https://www.newstatesman.com

Bu çeviri ilkin Yeni Özgür Politika‘da yayınlanmıştır

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları