Ölümsüzlüğün formülü bulundu


Evet, ölümsüzlüğün formülü bulundu. Nokta Haber Yorum’daki diğer yazılarımda yaptığım gibi bilime, araştırma sonuçlarına dayalı bir gelişme bölümü bekliyorsanız, yazıyı okumayı hemen bırakmakta özgürsünüz çünkü size bunlardan bahsetmeyeceğim. Evet, bilim bu alanda ciddi ilerlemeler kaydediyor: 1950 yılında yaklaşık 45 sene olan ortalama ömür bugünlerde 70 seneyi geçmiş (Kaynak: ourworldindata), ölümün önüne geçebilmek için bilimsel çalışmalar kesintisiz olarak sürdürülüyor, bir çok ülkede, farklı laboratuvarlarda, muhtelif başarılı sonuçlar elde ediliyor, onların da hakkını vermek lazım.

Ancak, bunca çabaya karşın, insanoğlu halen bedenin ölümsüzlüğünü sağlayamadı… Şahsi düşüncem, bu hiçbir zaman da mümkün olamayacak. Daha vurgulu olarak, sanatsal bir ifade ile şöyle de söyleyebiliriz: Rock topluluğu Yüksek Sadakat’ın Ikarus isimli şarkısında ifade ettiği gibi; doğmak, ölmeye başlamaktır…

Şarkıya ismini veren Ikarus’un hikayesi de, bu yazıda anlatmak istediğimiz fikirle çok net örtüşüyor. O nedenle yeri gelmişken açalım.  Yunan mitolojisinde yer alan hikaye uzun. Özetle belirtmek gerekirse, işledikleri bir kabahatten dolayı Daidalus, oğlu Ikarus ile birlikte bir labirentte, ömür boyu tutsaklığa mahkum ediliyor. Babası, labirentten çıkabilmek için kuş tüylerini balmumu ile yapıştırarak iki çift kanat yapıyor ve uçmadan önce Ikarus’a, çok alçaktan uçarsa denize düşeceğini, çok yüksekten uçarsa güneşin kanatlarını eriteceğini söyleyip  “dengeli” bir şekilde uçmasını tembihliyor. “Dengeli” ifadesinin altını çizelim, çünkü birazdan buraya döneceğiz. Ancak, tahmin edeceğiniz gibi Ikarus merakına yenik düşüyor ve daha fazla yükselerek etrafı görmek, özgürlüğün tadını çıkartmak istiyor. Sonuç malum. Güneş balmumunu eritiyor, kanatlar dağılıyor ve Ikarus Ege Denizi’ne düşerek ölüyor.

Böylelikle ölüm, mitolojide dahi gelip yakamıza yapışıyor. Daha da nasıl bahsedebiliriz ölümsüzlükten?

Peki, başlıkta neden ölümsüzlüğün formülü bulundu diyor ve hemen arkasından ölümün alt edilemediğini ve edilemeyeceğini söylüyoruz?

Basit… Bahsettiğimiz ölüm, fiziki yapımızın ölümü. Büyük Önder Atatürk’ün ifade ettiği gibi naciz vücutlarımız birgün elbette toprak olacak. Bundan kaçış yok. Ancak fiziken bu dünyaya veda ettiğimizde, ardımızda düşünsel ya da sanatsal eserler bırakabilmişsek, ölümsüz olacağız. Mona Lisa’yı yaratan Leonardo da Vinci’nin ya da Davut heykelini yaratan Michalengelo’nun ölümlü olduğu iddia edilebilir mi?

Bu muydu, deyip dudak kıvırdığınızı görür gibiyim. Evet buydu. Yüzyıllardır bilinen bir gerçeğin yeniden ifadesiydi anlatmaya çalıştığım. Ancak yazının bundan sonraki kısmı, bu bilinen formülün günümüzde nasıl hayata geçirilebileceğine ilişkin belirlemeler yapıyor. Yani, daha heyecanlı.

Bahsettiğimiz eserler, çocuklarımız ya da çalıştığımız ofislerde yaptığımız gündelik işler değil. Zira, çocuklarımızı biz dünyaya getirdik ancak onlara sahip değiliz. Yani onlar bizim eserimiz değil. Ayrıca, kuşaklar değiştikçe, torunlarımızın çocukları arasında belki de isimlerimizi hatırlayan bile çıkmayacak. Çalıştığımız işyerleri açısından durum çok daha vahim. Hangi nedenle olursa olsun, o işyerinin kapısından adımımızı dışarıya attığımız an ismimizin unutulmaya başlayacağını kabullenmemiz gerekiyor.

Dolayısıyla, bu dünyaya mutlaka orijinal bir fikir, hayal gücümüzle yoğurduğumuz yazılı bir hikaye, güzel renklerle bezenmiş bir resim, gönlümüzden kopan notaları yan yana getirerek yaptığımız bir beste, parmaklarımızla şekillendirdiğimiz bir kap kacak ya da heykel bırakmamız gerekli. Ancak o zaman, ölümümüzden yıllar sonra dahi adımızı anacak birileri mutlaka çıkacaktır.

Şimdiden itirazları duyar gibiyim. Zira, şimdiye kadar bu düşünceyi her tartıştığımızda karşımdakilerden duydum.

Bunlar yetenek gerektiriyor, ben zamanımı kariyer yapmak için kullandım, bu alanlara hiç yatırım yapmadım ki, bu zamandan sonra başarmam mümkün değil mealinde birçok mazeretin ardına sığınıyoruz.

Şu andan itibaren bu mazeretleri lütfen unutun. Çünkü, hiç birisi doğru değil. Yetenek dediğimiz şey, dünyanın genelinde insanların inandığı gibi, bir avuç seçilmiş kişiye bahşedilmiş, diğerlerinden esirgenmiş olan bir hazine değil. Hepimizin içinde bir yetenek mevcut. Sadece merakla araştırılmayı ve bulunup ortaya çıkarılmayı bekliyor.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, kaynaklar inanılmaz zenginleşti ve çeşitlendi. Youtube gibi çılgın bir okula sahibiz. İçinde ücretsiz resim, müzik, yaratıcı yazarlık benzeri sayısız kurs var ve kolaylıkla, her yerden ulaşılabiliyor. Hele bu konularda gelişmek için makul ücretler de ödeyebilecek durumdaysanız kaynakların sayısı bir anda katlanıyor.

Kendinizi belli düzeyde yetiştirdiniz ve artık eser vermek istiyorsunuz. Bunun için de yazılımlara ihtiyaç duyuyorsunuz. Endişelenmeyin, yine karşınıza ücretsiz, profesyonel sonuçlar elde edebileceğiniz birçok yazılım çıkıyor. Yeni yeni yapay zeka da devreye girmeye başladı. İnanır mısınız, müzik teorisi bilmeden beste yapmak dahi mümkün hale geldi artık! İnanmıyorsanız, açıp Apple tarafından geliştirilen Garageband yazılımını şöyle bir kurcalayın. Ne demek istediğimi hemen anlayacaksınız.

Biraz yukarıda, Ikarus’u yazarken, “denge”den bahsetmiştik, hatırladınız değil mi? Babası, Ikarus’a dengeli uçmasını tavsiye etmiş, yoksa sonucun kötü olacağı uyarısı yapmıştı. Bu aşamada, ellili yaşlarının yarısına yaklaşmış birisi olarak bir tavsiye de ben yapmak istiyorum. Lütfen, kariyer yapmak hevesiyle sadece ve sadece işinize odaklanmayın. Hayatınızda “dengeyi” mutlaka bulmaya ve korumaya çalışın. İşiniz yanında ailenize ve geliştireceğiniz bir hobinize de mutlaka zaman ayırın. Zira, iş kolay kaybedilebiliyor. Bahsettiğimiz denge kurulmamışsa, oluşacak boşluktan ve kaostan çıkış da çok zor olabiliyor.

Geldik sonuç bölümüne. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde ölümsüz olabilmek, önceki yıllara kıyasla çok daha mümkün. İmkanlarımız yirmi sene öncesine göre inanılmaz derecede arttı. İhtiyacımız olan şey biraz niyet, biraz çaba, çokça da “denge” kurma gayreti. Sonrası, daha hayattayken içinize dolan ölümsüzlük hissinin keyfini çıkartmaya kalıyor.

Ölümsüzlük yolunda harcayacağınız güzel saatleriniz olması ve bu saatlerin size sonsuz keyif vermesi temennisi ile… Bir sonraki yazıda görüşene kadar, sağlıcakla kalın.

Özgün ÇINAR