Kovid 19’un Ardından


Korona zannedersem (yine mecburen zannedersem diyorum) bitti.  Şanghay’dan haberleri dikkate almazsak bitti en azından bitmek üzere diyebiliriz.  Bu nedenle ben de Korona Günlüklerime bir “korona bitti yazısı” yazayım dedim. Bitti de nasıl bitti yazısı daha mı doğru olur acaba?  Ölüm korkusunun kol gezdiği sandalyelerin toplanıp dükkanların boşaltıldığı sokaklarında kimsenin kalmadığı o eski kovboy filmlerinin içindeydik sanki. Tam tamına üç yıl. 21. Yüzyılda bir virüs yüzünden hayatın durması.  Film gibi.  Şehre gözü dönmüş bir katil gelir. Kimsenin görmediği sesini duymadığı bir cani. Hayal mi gerçek mi bilinemiyor. Seri katil. Kaçıp kurtulmaya çalışan masum insanlar. Katilden hiç korkmayanlar, yakalamak için mücadele verenler, inanmayanlar, katille iş birliği yapanlar.  Kaosun ve korkunun kol gezdiği bir yer oldu dünya. 

Bu son korona günlüğü yazısında korona günlerinde neler gördük neler yaşadık gibi dallı budaklı devasa konuyu nasıl derli toplu özetleyebilirim diye düşünüyorum. Tabii ki çok zor.  Maskeyi bile çıkarıp atmakta bir tedirginlik yaşadığımız, birbirimize sarılıp hatta tokalaşmak da bile belki de hiç geçmeyecek bir huzursuzlukla zorlandığımız bu günlerde, bir başka deyişle geçmiş daha geçmemişken pandeminin  bize neler yaptığını özetlemek çok zor. Oysa özetler veya kısa formüller insan aklında geniş hatırlamalar ve farkındalıklar yaratır. Kovid döneminin zihinlerimizde ve duygusal dünyamızda yaptığı geniş tahribatı bu hatırlayışlar belki onarabilir. Kovid sonrası döneme daha sağlıklı geçebiliriz. 

Evet bireysel ve toplumsal olarak bütün bu yaşadıklarımızı bu korona günlüklerine ait son yazımda özetlemek için böyle bir formül buldum. 3 Y … Nedir bu üç Y?  Yavaşlık Yalnızlık Yas 

Yavaşlık Yalnızlık ve Yas 

 Bu modern hayatlarımızın içeresinde neredeyse hiç yer vermediğimiz, hep bilmezlikten geldiğimiz üç insanlık hali. Her birisi için sayfalarca yazılır veya konuşulur. Kişisel olarak modern insanın dünyasından hep iteklediği, hiç farkında değilmiş gibi yaşadığı bu üç buldozer ağırlığında konu hepimizin hayatına geldi oturdu.

Ben kendi kişisel hayatımda pandemi öncesi en yavaş olduğumu düşündüğüm an hastaneye girişte yavaşça dönmeye mecbur olduğum döner kapıydı. Pandemiye kadar günlük aktivasyonumun en yavaş olduğu an.  Yalnız benim değil çevremdeki çoğu kişi için bu böyle. Bütün gün koşturmaca hep bir yerlere yetişme aynı anda iki üç yerde olamamanın verdiği o sıkıntı, aynı anda birçok işi yapabilme çabası. vs.  Ne oldu? Her şey durdu…  Kasabaya gelen katil yavaşlayın yoksa ölürsünüz dedi. Sağımıza solumuza arkamıza bakmadan koşturduğumuz hayatlarımızı mecburen yavaşlattık. Etrafımızı daha doğrusu kendimizi fark ettik. 

Yalnızlık sanki yalnız değilmişiz gibi hep kalabalıklar içinde geçen hayatımız aniden sadeleşti. Cam ekranların arkasından donuk insan yüzlerine mahkûm bir üç yıl geçirdik. Yabancılaşmanın yaşandığı modern dünyalarımızda yabancılaşmanın dibini gördük diyebilirim. Bundan daha ötesi olamaz diye düşünüyorum.  Cep telefonunu gençlik yıllarında görenlerin hiç yerlerinden kalkmadan kilometrelerce uzaktakilerle ekran sohbetinin inanılmazlığı. Korona döneminde doğan bebeklerin en yakınları tarafından bile öpülmeden temas edilmeden geçen bebeklik dönemleri.  Neredeyse hepimiz yarı android olduk. 

Yas… Akıl alacak gibi değildi. İnanılmazdı. En yakın arkadaşlarımızın, çevremizden bildiklerimizin   korona ölümleri. Durup dururken aniden yoğun bakım ve sonrasında ölüm. Dünya ne kadar aciz kaldı.  Bir yandan provokatörler bu aşıların içinde deniz suyu vardır diyenler, bir yandan göğsünü siper etmiş sahada çarpışan hekimler ve sağlık ekibi.  Ölümler sayısal bir nesneye dönerken insan ruhunda yarattığı o dehşetli korku… ve bir o kadar da gerçekliği.  Neredeyse her gün yas tuttuk. Gecen gün bir arkadaşım korona günlerini gri olarak hatırlıyorum dedi. Evet gri umutsuz yer yer karanlık yaslı günlerdi gerçekten. 

3Y.  Yavaşlık Yalnızlık ve Yas. Eminim başka Y ler, başka formüller de vardır bu tahripkâr kaotik günler için. Bütün bunları yaşadık. Peki bütün bunları yaşamış bir insanlık bundan sonra nasıl olur? Aynı olmayacağı kesin de.

Ama umarım   bütün bu yaşadıklarımız bu korku tünelinden geçmiş olmak daha iyiye daha güzele evrilmek için bir şans olur. Daha güzel bir dünya daha güzel bir ülke için…Ama nerdee!, dediğinizi duyar gibiyim. İşte o zaman ders almamış insanlık sona doğru yol alıyor demektir. Çünkü Y’den sonra Z gelir.

Feride Cihan Göktan
Latest posts by Feride Cihan Göktan (see all)