Korona günlerinden notlar-2 

Korona salgını süresince toplumsal dayanışmanın yeni biçimleri ortaya çıktı. Bu yöndeki çabaları toplumsal sorunlara duyarlı olanların dinamik yaratıcılığı olarak ele alınabilir. Dayanışma bir topluluğu oluşturan bireylerin duygu, düşünce ve ortak çıkarlarla birbirlerine karşılıklı olarak bağlanmasıdır. İnsanların yaşadıkları toplumda kurdukları sosyal ilişkilerin yarattığı dayanışma biçimleri genel olarak insanidir, sınıfsaldır ve politiktir. Sosyal dayanışmanın ortaya çıkış biçimleri toplumdan topluma değişiklik göstermiştir. İlkel toplumlarda kan bağı ve hısımlık ilişkileri etkili olurken, tarihsel süreçte ortaya çıkan sınıflı toplumlarda ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel, inançsal biçimler geçerli oldu. Siyasal ve toplumsal mücadeleler tarihinde kavramsal bir nitelik kazanan sınıf dayanışması olgusu, kapitalist dönemde sol ve sosyalist hareketin temel sorunlarından biri haline geldi. Bu bakımdan siyasal ve toplumsal bir olgu olan dayanışmanın gerçek anlamı, sınıfsal niteliği, hangi alanlarda ve nasıl olması gerektiği devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde önem kazanıyor. Her siyasal grubun sorunu kendi ideolojik, siyasal ve örgütsel çıkarları/sınırları düzeyinde ele alarak dayanışma biçimleri yaratması ise, mücadelenin yerel ve enternasyonal niteliğinin göz ardı edilmesine yol açıyor.   

* * 

Korona salgını için bütünlüklü bir dünya görüşü/bakış açısı gereklidir. Virüse karşı mücadeleyi yerel ve küresel boyutlarıyla politik bir sorun olarak ele alınmalıdır. Sorunun insani ve etik boyutunu öne çıkartıyor gibi görünerek kapitalist sistemin yeniden restorasyonunu gerçekleştirmeye çalışan emperyalistlerin ve onlarla işbirliği halindeki yerel oligarşilerin çabalarını deşifre etmemiz siyasal gerçekleri açıklama kampanyaları bakımından önem kazanmaktadır. Kapitalist ve emperyalist sistemin geçerli olduğu bir dünyada artık insani ve etik değerlerden söz etmek mümkün değil. Kapitalist sistemde her şey ticari meta değeriyle ve kapitalistlerin sınıf çıkarlarına dayalı artı değer sömürüsüyle belirleniyor. Bu nedenle kapitalist sistemde var olan ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel, inançsal, ekolojik ve insana ait olan her şey politik bir sorun olarak ele alınmalıdır. Tüm politik sorunlar gibi bu sorunların aşılması da bir bütün olarak devrimci ve demokratik bir mücadeleyi gerekli kılıyor. Bu aynı zamanda ileri ya da geri tüm kapitalist ülkeler için geçerli ve gerekli olan bir devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadeleleri sorunudur.   

* * 

Bu günlerde televizyonda seyrettiğim sıradan bir Amerikan filminde kapitalist sistemde her şeyin alınıp satılabildiğini en iyi anlatan bir diyalog vardı. Her türlü yöntemi kullanarak çalıp çarpıp hızla zengin olan bir adam ABD’ye yeni gelen bir göçmene, “Burası Amerika ya alırsın ya satarsın. Böyle zengin olursun” diyordu. ABD’de meta ve artı değer ticaretine tapınmayı anlatan bu diyalog aynı zamanda kapitalizmin en gelişmiş modeli olan Amerikan toplumsal sisteminin en özlü anlatımı gibidir. Eğitim, sağlık ve beslenme gibi insanların temel yaşam sorunlarında her şeyin paraya bağlı olduğu Amerika’da korona salgınından ölen yoksulların cenazeleri bile kaldırılmıyor. Defin işlemleri yapılmayan, konteynırlarda bekletilen ve bazı mekanlarda unutulan cesetlerin çevreye yaydığı kokulardan ortaya çıkan bu gaddarlığın, aynı zamanda İngiltere, Fransa, İspanya ve İtalya’da da yapıldığı anlaşılıyor. Bu gerçek kapitalizmin emekçileri ve yoksulları öldürdüğü, ne e dirisine ne ölüsüne sahip çıktığı gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.   

* * 

Korona salgınına karşı dünya çapında bir tür savaş yaşandığı ve her gün sıradan olaylar gibi ölüm listelerinin yayınlanması gerçeği insani ve etik değerlerin iyice unutulduğunu gösteriyor. Ulusal ve uluslar arası düzeyde yaşanan her savaşın doğanın ağır tahribatını, ölümlere, göçlere, açlık ve sefalete yol açtığını biliyoruz. Her savaştan en fazla etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Korona savaşı çok sayıda ölüme (bu savaşın sonunda ne kadar insanın öleceğini henüz bilmiyoruz), işsizliğe,  yoksulluğa, sömürü ve tahakküme yol açıyor. Bu nedenle de “korana savaşından” en fazla etkilenenleri, çalışmaya zorlanan işçiler, cezaevindekiler, emekliler, engelliler, kent ve kır yoksulları, küçük esnaf, kadınlar, çocuklar, mülteciler, kronik hastalıkları olan yaşlılar ve sağlık çalışanları oluşturuyor. Egemenlerin sorunu “Allahın işi, kader” gibi dini söylemlerle ele alarak gizlemeye çalıştığı bu siyasal gerçekler korona salgınıyla ilgili tüm sorunların politik niteliğini gösteriyor. Politik sorunlar ise ancak politik düzeyde ele alınarak çözümlenebilir. Gerisi kapitalistlerin laf-ı güzafıdır!     

* * 

Ekonomik düzeyde başlayan ve siyasal boyutta gelişen kriz dönemlerinde toplumsal muhalefetin çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürdüğü yaratıcı iletişim etkinliklerinden söz etmemiz gerekiyor. Bu konuda internet iletişimi o kadar işe yaradı ki, bir ara bunu da yasaklarlar mı diye düşünmeden edemedim. Başta sol ve sosyalist partiler olmak üzere tüm demokratik kitle örgütleri internet yoluyla üyeleri ve kitlelerle ilişkilerini sürdürüyor. Bir kısmı engellenen bir kısmı için soruşturmalar açılarak tutuklamalara yol açmaya devam ederken, iktidar internetin denetlenmesi için yasa değişikliği hazırlığını yapıyor. Sokağı ve hatta parlamentoyu sıkı bir şekilde kontrol altında tutan iktidar, online yayın yoluyla yapılan toplantılar, konferanslar, seminerler, basın açıklamaları vb faaliyetlerin yarattığı siyasal ve toplumsal etkiyi daha net bir şekilde gördü. Salgın bütün hızıyla devam ederken ve alınan tedbirlerin başarısı henüz kanıtlanmamışken, zamanından önce “normalleşmeye” yönelmesinin, başka bir deyişle “sürü bağışlığı” yolunu seçmesinin bir nedeni bu olabilir. Sağlık Bakanı’nın “normalleşme sınırlarının aşıldığını” söyleyerek kitleleri suçlamaya kalkışması da giderek sorumluluğu halka yıkma çabalarını gösteriyor.     

* * 

İktidar krizi fırsata dönüştürdü. Kanal İstanbul projesini gündeme aldı, ekolojik felakete dönüşen HES, RES, TESmaden sahaları ve taş ocakları ihaleleri ile rant ve talan politikalarına devam ettiğini gösteriyor. İnfaz yasasını çıkardıktan sonra parlamentoyu kapattı. Yeni infaz affıyla siyasiler adeta hapishanelerde ölüme terk edildi. Her şey saraydan yönlendirilirken başkanlık rejiminde parlamentonun artık bir işe yaramaz hale geldiği bir kez daha anlaşıldı. Bu süreçte Suriye’de İdlib’e ve Libya’ya yığınak yapılmaya devam edildi. Her iki yığınağın ABD’nin desteğinde gerçekleştiği bir kez daha ortaya çıktı. SSCB döneminin iki kutuplu dünya ve militarist politikalarının mirasını sürdüren Rusya’nın, Libya’daki konumu bir kez daha dünyadaki yeni kutuplaşmanın boyutunu gösterdi. Türkiye’nin Suriye, Doğu Akdeniz, Libya ve Doğu Afrika’da bölgesel olarak üstlendiği rolün Erdoğan-Putin arasındaki ilişkilerin, daha doğrusu biri süper diğeri bölgesel iki güç arasındaki emperyal çıkarların bir yansımasıdır.  Daha önce sıkça dillendirdiğimiz Türkiye’nin bölgesel güç olma çabası, ABD ve NATO’nun BOP politikalarındaki rolünün rejim değişikliğine de yol açan yeni dönemin/aşamanın bugüne ışık tutması bakımından yeniden sorgulanması gereklidir.    

 

Şaban İBA
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları