Erdoğan, Bitmeyen Düşmnalara Karşı

Erdoğan bunu hep yapıyor. İçeri de bulursa içeride, bulamazsa dışarıda bir düşman bulup onun üzerinden seçmenine seslenmeyi seviyor. Toplumda mağduriyetler yaşayan kesimlerle, yaşadıkları mağduriyetler üzerinden bir bağ kurmaya çalışıyor, onlara sesleniyor. Yarattığı düşmanlarla onlardan biri olduğunu göstermeye çalışıyor.

İçeride bulursa içeride, bulamazsa dışarıda bir düşman yaratıyor. Sonra yarattığı o düşmanla başlıyor kavgaya. Bütün mağdurlar, ezilmişler, toplumda bir türlü kendinin görülmezden gelindiğine inanan kesimlerle kurduğu duygusal bağla onlarla el ele bir kavga veriyor.

Bunu her seferinde başarıyor.

İçeride her seferinde türbanlı bacısına sahip çıkarken belli bir kesimi hedef gösteriyor. Özenle “hiç kimsenin yaşam tarzına karışmadık, karışmıyoruz” derken aslında karışılacak bir durum olduğunu ima ediyor, hedef gösterip ötekileştiriyor.

Türkiye her seçim öncesi son derece gergin bir ortam yaşıyor. Erdoğan meydanlara çıkıp konuştukça toplum giderek derinleşen ayrılık, bölünmüşlük yaşıyor. 16 Nisan Referandum için şimdi meydanlara tekrar inan Erdoğan her fırsata toplum sinir uçlarıyla oynamaya devam ediyor.

“Hayır” oyu verecekleri terör örgütleriyle yan yana durmakla suçlayarak ülkenin neredeyse yarısından fazlasını terörist ilan etmiş bulunuyor. Ancak bu çıkışının çok tutmadığının da farkında. En azından bu söylem üzerinden kavgaya tutuşacak, ağız dalaşına girecek hiç kimseyi bulamıyor.

Bütün seçim çalışmalarını, hayali düşmanlar üzerinden sürdürmüş olan Erdoğan, referandum kampanyası için aradığı düşmanı düşmanı bu sefer Almanya’dan buldu.

Almanya’nın AKP’lilerin seçim çalışmalarına izin vermemesi Adalet Bakanı Bozdağ’ın konuşmasını iptal etmesi üzerine yönünü Almanya’ya döndü. Aradığı düşmanı orada bulmuş, kurnaz politikacı gibi her konuşmasında Almanya’ya yükleniyor. Ağır sözler söylemekten, benzetme ve göndermeler yapmaktan çekinmiyor. En son, Nazi benzetmesi ile Almanya’nın sert karşılık vermesini bekleyen Erdoğan hala o set yanıtı alamadı. Bunun kabul edilemez, iki NATO üyesi ülkenin yöneticilerinin birbirine söyleyebileceği sözler olmadığını söylemekle yetinen Alman politikacılar tansiyonu daha fazla yükseltmekten yana görünmüyorlar.

Erdoğan’ın Almanya’da yaşayan Türkiyeliler seslendiğini, sokağa dökme niyetinde olduğunu düşünen Alman politikacılar temkinli davranmaya çalışıyorlar. Verdikleri cevaplarla gerginliği tırmandırmaktan yana olmadıklarını gösteriyorlar.

Ancak Alman basın yayın organları bir adım öteye geçerek Erdoğan’a ağır suçlamalar yöneltmekten geri durmuyorlar. Şimdiden “Boğazın despotu” olarak ilan ettikleri Erdoğan’ın demokrasiyi bitirmek, daha baskıcı bir yönetim kurma çabası içinde olduğunu yazıyorlar. Türkiye’deki tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, Selahattin Demirtaş’ın haksız tutukluğu, davaların göstermelik, hukuksal dayanaklardan yoksun olduğunun haberlerini yapıyorlar. En son Die Weld muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanmasının Türkiye’deki basın özgürlüğü ve demokrasinin ne düzeyde gerilediğinin kanıtı olarak gösteriyorlar…

Funda YILDIRAN
Funda YILDIRAN