‘Çocuklar Fısıldayarak Uğradıkları Taciz ve Tecavüzleri Anlattılar’

Umutlu, aydınlık, çocukların pırıltılı gözlerine, gülüşlerine yaraşır bir yazı yazayım diyorum ama ülkemin gündemi izin vermiyor bir türlü.

Siz hiç çocukluğunda tacize tecavüze uğramış birini gördünüz mü?

‘Çocuklar Fısıldayarak Uğradıkları Taciz ve Tecavüzleri Anlattılar’
Bu başlığı yıllar önce CHP Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu’nun cezaevlerindeki çocuk istismarı ve tecavüzleri ile ilgili yaptıkları araştırmaya dair bir yazıda okumuştum. Göğsümü sıkıştırmıştı.

Her çocuk tecavüzü haberi duyduğumda bu cümle aklıma geliyor. Kanunlar küçük yaşta çocukları başlarına gelenden koruyamıyor. Şu bir süredir tarikat okullarında, sözde din eğitimi verildiği söylenen kurslarda topluca tecavüze uğrayan çocuklar, hani şu haberlerde 30 çocuk, 40 çocuk diye kafa sayısı verilen o küçük evlatlar, evlerinde aile üyelerinin tecavüzüne uğrayan küçücük çocuklar sonra ne yaşıyor… Bir dava, bir haber konusu olduktan sonra… Hatta kimse başlarına geleni duymadığında… Onları neler bekliyor, nasıl yaşamları oluyor…  Bizlerin okuduğu ve üzüntüyle içimizi sıkan ama başa gelmediği sürece bir süre sonra aynı şehit haberlerinde olduğu gibi “yine mi yahu” denilip, belki de sosyal medyada, orada burada iki üç süslü lafla kınadığımız bu durumdan sonra o çocuklar neler yaşıyor. Mesela kaç vakada gerçek bir tespit var ve suçlu cezasını çekiyor. Kaç vaka aileler tarafından üstü örtülerek yok sayılıyor.

Çocukken tecavüze uğrarsanız tüm hayatınız sonsuza kadar değişir. Çünkü size bu tanımlayamadığınız kötü duyguları yaşatan kişi muhtemelen çok yakınınızdaki biridir, çok güvendiğiniz, belki mecbur olduğunuz, sizden çok büyük ve güçlü. Hele de babanız, teyzeniz, amcanız, dayınız, dedeniz ya da öğretmeninizse bunu yapan en güvendiğiniz yerden yersiniz tokadı. Dünya eskisi gibi güvenilir olmaz bir daha. Hayat artık eskisi gibi güzel gelmez. Kendinize saygınız, sevginiz tam olmaz.

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını; çocuğun sağlığını, fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen ve bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar olarak tanımlarken, istismarı fiziksel, duygusal, cinsel ve ihmal olmak üzere 4 kategoriye ayırıyor. Bir çocuğa cinsel içerikli şeyler söylemek, çocuğun cinsel ilişkiye doğrudan şahit olması, çocuğa cinsel organ göstermek, el veya bir cisimle genital temas, rektal bölgelere veya vücudun diğer bölgelerine dokunma, vajinal veya rektal penetrasyon, tecavüz, pornografi, cinsel sömürü amaçlı kullanma, erken evlendirme de istismar suçunu kapsıyor. Dünya sağlık Örgütünün  “Tecavüze maruz kalanın izlem bakımı” ile ilgili bir protokolü var. Bu protokol böyle bir vakadan sonra yetişkin ya da çocuk bu izlem ve bakım sürecini ve oluşması gereken koşulları belirliyor. Ama kaç vakada bu eksiksiz uygulanmaktadır, yaşadığımız ülkede durum nedir. Bunlar maalesef çok iç açıcı cevapları olmayan sorular.  Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesini imzalayan tüm devletlerin kanunlarında bazı yasal düzenlemeler yapmaları için teşvik edilmiştir.  Buna benzer bir çalışmada UNICEF’in Cinsel İstismar Mağduru Çocuklara Bakım Kılavuzu’dur.    www.unicef.org.tr/files/bilgimerkezi/doc/Cinsel%20istismar%20magduru%20cocuklar.pdf

“Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM)’ nin önemi bu noktada başlar. ÇİM cinsel istismara maruz kalan çocukların, yaşadıkları travmaları defalarca tekrarlanmaktan ve örselenmekten koruyarak istismar şüphesi ve beyanın alınması, çocuğun muayenesinin uzmanlar eşliğinde yapılması, aile ile görüşmelerin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi ve tüm bulguların rapor edilmesi için gerekli personel ve ekipmanların oluşturulduğu, asıl ve asli görevlerinin başında çocuğun hak ve yararlarını gözetmekte olan bir devlet kuruluşudur.”

İşte sıkıntı burada başlamaktadır. Kimi kim nasıl denetler, kim kime nasıl rapor verir… İşe ne kadar politika karışır bu maalesef Türkiye’nin bugün ki şartlarında muammadır. Ve incelenmesi reddedilen dosyalar bunun kanıtıdır. Ayrıca ÇİM’de gerekli koşullar altında ifadesi alınan çocukların bile mahkemede yaşlarına bakılmaksızın tekrar sorgulanması yaşanmış olaylardır. Bunun o çocukta yaratacağı olsa olsa ikinci bir tecavüz hissi olabilir…

Kriminal olarak çocuk cinsel istismarıyla ilgili güvenilir verilerin toplanması, istismarın farklı yasal tanımları ve belgeleme sorunları nedeniyle oldukça güçtür. Özellikle de vaka ölümle sonuçlanmamış ve uzun süreli bir dava ise fiziksel kanıt çocuk bedenindedir. Ve bazı pedofili vakalarında kurbana uygulanan istismar gayet akıllıca ve iz bırakmaz bir yaptırımdır. Dolayısıyla esas olan yakın zamanlı bir tecavüz değilse beyanlara kalmaktadır. Ve şüphesiz o noktada aile içi istismarda anneye çok sorumluluk düşmektedir.

Ama net olarak söylenen neredeyse her dört çocuktan birinin cinsel istismar yaşadığıdır. Üstelik de olanın yalnızca onda birinin bildirildiği tahmin edilmektedir. 2002’de Dünya Sağlık Örgütü, küresel olarak en az 150 milyon kız ve 73 milyon erkek çocuğun 18 yaşın altında zorla cinsel ilişki ya da fiziksel temas içeren diğer cinsel şiddet türlerini yaşamış olduğunu bildirmiştir. Şüphesiz bugün rakamlar çok daha fazla artmış durumdadır.

Dünyada taciz ve tecavüze maruz kalan çocuk ve ergenlerin %71’i kız, %29’u erkektir. Cinsel istismarın yaklaşık % 20-25’ini ensest oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalarda çocuk cinsel istismarında %51 dokunmadan istismar söz konusu, sadece %5’inde anal ya da vajinal saldırı var. Erkek çocukların %42’si anal saldırıya maruz kalırken, kızlarda bu oran %72’. Tabii bu sayıyı çözümlerken erkek çocuk ve ergenlerin cinsel istismarı daha seyrek açıkladığı, kızların açıklama yapmaya erkeklerden daha meyilli olduğu göz ardı etmemeliyiz. Bu da şu demektir. Birçok erkek çocuk geleneksel nedenlerle yetişkinliğinde bile bu durumu açıklayamamakta ve bundan kaynaklanan psikolojik sorunları yaşamaktadır. Ve yine geleneksel toplumlarda erkek çocuğa tecavüzü saklamak kesinlikle çok daha yaygındır.

Çocukları cinsel tacize karşı korumak için de onlara bedenlerinin kendilerine ait olduğunu öğretmeli ve bedensel sınırlarını tanımaları ve korumaları konusunda destek olmalıyız. Örneğin, bir çocuğu istemediği kişileri öpmeye zorlamamak onun bedensel sınırlarına saygı göstermektir. Cinsel taciz ve tecavüz kız çocuklar kadar erkek çocuklar için de bir tehlikedir. Kız ve erkek çocuklarına karşı cinsel şiddetin gerçek boyutları, ancak buzdağının görünen yüzü kadardır. Ölümle sonuçlanmamış bir çocuk tecavüzü muhtemelen tekrarlanan bir durumdur.  Ve yakın çevresinden gelen bir saldırıdır. Ne derece korkup saklıyor olsa da bir anne, baba çocuğundaki fiziksel ve ruhsal değişimleri gözlemliyor olabilmelidir. Ve hatta bu bir sorumluluktur. Tecavüz sonrası fark edilmiyor olması sadece ruhsal değil fiziksel sıkıntılarda yaşanmasına sebep olabilir.

Benim kişisel bakış açımda taciz ya da tecavüz farklı değildir. Bir eylemin nerede durduğu ya da devam ettiği aslını değiştirmez. Yani birini daha az sapık ya da daha çok sapık yapmaz. Bir çocuğa cinsel yaklaşımla “bakabilmek” bile “tecavüz”dür. Sapkınlıktır. 15 yaşında kızlar içim türküler yakılmış bir ülkede bu ayrımı anlatabilmek açıkçası çok zordur. Ve suç olan bazen bir ülkenin gerçeği olmaktadır. Ve suçlu bazen geleneksel olarak doğru bir şey yaptığını sanmaktadır. Kanunlar her ne kadar şuursuzca bunları kategorize etse ve hatta savunma hakkı, cezai indirim hakkı verse bile reşit olmayan kişiye cinsel saldırı, yaklaşım, zorlama ve hatta yaşanan ilişki bile suçtur…

Cinsel saldırıya maruz kalan çocuğa uygulanan testler ve süreç zaten normal bir bireyin bile kaldıramıyacağı bir süreçtir. WHO koşulları belirlemiş olsa bile çoğu vakada jandarmadan başlayarak çocuk birçok insanın yanında öyküsünü anlatmak zorunda kalır ya da uygun olmayan koşullarda ve şekilde muayene, testlere tabii tutulabilir.  Bu süreçte çocuğun “ruhsal durumunun” etkilenip etkilenmediğine dair bir sorunun olması bile sürecin saçmalığını ortaya koymaya yetmektedir kanımca. Sonrasında ise çocuk eğer deşifre olmuşsa ki bizim ülkemizde mahremiyet çok zor bir şey bununla yaşamaya çalışacaktır ki bu da çok zorlu bir süreçtir.

Bir araştırmadan alıntı yaptığım şu bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Çocuklara yönelik cinsel ihmal ve istismar mağduru kızların oranı, erkeklerden 3-4 kat daha fazla. İstismarcıların yüzde 70-80’i çocuğu tanıyan biri oluyor. Bu kişilerin de yaklaşık yüzde 10-15’i aile içinden biri. Hiç tanımadığı birinin istismarına maruz kalan çocukların oranı yüzde 20’yi geçmiyor. Çocuklar çoğu zaman istismara uğradığında bu durumu aileleri ile paylaşmaktan çekiniyor. Hal böyle olunca istismarcı suç işlemeye devam ediyor.”

Çocuk tecavüzlerini tek bir noktada toplamak pek mümkün değil aile içi tecavüz ve tacizler kadar, kız çocuklarının reşit olmadan evlendirilmesi ve hatta gelenekselleşmiş olsa bile bazı kültürlerde 12-13 yaşlarında çocukların evliliğine onay verilmesi de adli suçlardır.

Olayın gerçekleşmesinin ardından istismara uğrayan çocuklarla ilgili en büyük zorluk düzenli takip ve tedavi süreci…
Çocuklar istismar konusunda yalan söylemez. Bazen de dolaylı anlatımlar olabilir. Çocuklar, düştüğünde bile ‘niye dikkat etmiyorsun’ diyerek kızan aile yapısına büyük travmalarını anlatmak istemez. ‘Amcan öyle şey yapar mı? Öğretmenin sana bunu asla yapmaz’ gibi yorumlarla olaydaki sorumluluğundan kaçan bir aile çoğu zaman tecavüzcü kadar suçludur. Ayrıca toplumda da istismara uğramış olan kişinin dışlanması söz konusu olduğu için aileler de çocuğunu korumak adına sessiz kalmayı tercih edebiliyorlar. “Elalem ne der” diye düşünüyor aileler. Bir diğer sessiz kalma sebebi de ailedeki bütün dinamiklerin yerinden oynayacak olması. O sebeple mağdurdan tüm ailenin dağılması tehlikesi sunularak susması isteniyor çoğu zaman. Konuyu açmazlarsa zaman içinde unutulacağını, konunun kapanacağını düşünen aile de oldukça fazla. Bu nedenle ona bunu yapan babayla, amca, dayıyla büyüyen çok fazla çocuk var. Çocuklar istismar vakası başlarına geldikten sonra korunmak ve güvende olduklarını bilmek istiyorlar şüphesiz. Ailesi duruma göz yuman çocuklar ailelerini affetmekte, topluma uyum sağlamakta şüphesiz çok zorlanıyorlar. Ve maalesef çoğu bu süreci başarıyla tamamlayamıyor.

Bizimki gibi toplumlarda çıkan haberlere baktığımda tecavüzün akıl almaz boyutta örtbas edildiğini, normalleştirildiğini görüyorum. Neredeyse gelenekselleştirilmiş bir durum var. Tecavüz bir cine yönelik bir saldırı değildir. Yüzdeleri farklı olsa da bundan sadece kız çocukları değil, erkek çocukları da çok ciddi oranda etkilenmektedirler. Sadece tecavüz değil, her türlü cinsel ve duygusal istismarın karşısında gerçek önlemlerle durmalıyız.

Çocuklar karar alma yetisine ya da kendilerini koruyabilme becerisine sahip değildir. Türkiye’nin de taraf devlet olarak imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin üçüncü maddesi çocukların korunmasının devlet organları tarafından da temin edilmesi gerektiğini vurguluyor. Oysa geçtiğimiz son yıllarda devletin özellikle bu konuda din perdesi arkasına saklanarak sergilediği tavır olayı daha da kronik hale getirmektedir.  O sebeple tecavüzle ilgili davaların sonuçlarının ağır olması gerekir. Davaların tarafsız, cezaların her türlü indirimden muaf olması gerekir. Psikososyal desteğin verilebilmesi için çocukların ya da ailelerin öncelikle bu kurumlara ulaşması gerekir.

Böyle bir travmayı yaşayan çocuğun hayatına devam edebilmesi için öncelikle iyileşmesi gerekir. İyileşmeden kastım bu travmatik olayı unutmak değil, onu hatırladığında ortaya çıkan fiziksel, duygusal ya da bilişsel semptomlardan kurtulmaktır aslında. Ve bu belki de ömür boyu sürecek bir süreçtir. Hala canlı olduğu için şükredebileceğimiz bu evlatlar için yaşanan süreç tecavüzün gerçekleştiği saatlerle değil bir ömürlük bedelle ödenir.

Şunu vurgulamamda fayda var, hangi yaşta olursa olsun kişi istismar travmasını omuzlarında bir yük olarak taşır. Bunun üstesinden gelebilmesi kişisel gayretiyle değil, bir uzman yardımıyla olmalıdır. Yani bizim üçüncü sayfada okuyup geçtiğimiz, birilerinin bir defadan bir şey olmaz dediği o haberler o çocukların ömürlük yüküdür.

Bu tür büyük travmalarda iyi gelen birkaç şey vardır. Adaletin yerini bulması, aile ve çevre desteği ve ehil ellerde bile yıllarca süren psikoterapiler…  Hakkının teslim edilmesi, çocuğun suçsuz olduğunun, yapan kişinin çok kötü bir şey yaptığının söylenmesi, suçluların suçlu olduğunun söylenmesi ve cezalandırılması…

Bunları birileri yüksek sesle söylemeli, çocuk bunu söyleyemez.

Çoğumuz bunları düşünmek de istemiyoruz ama düşünmek görevimiz. Bugün arabanızın camından size mendil uzatan Suriyeli çocuk şu anda güvende mi acaba? Ya da yurtlarda, yatılı okullarda kaç çocuk var? Cezaevlerinde yatan çocuklara tecavüz oranı nedir biliyor musunuz?  Dinin etkisinin arttığı bir dönemde çocuklara taciz tecavüz olaylarının artması tesadüf mü? Sadece islamda değil, hristiyanlıkta da benzer vahşete maruz kalabiliyor dini kurumların ellerine bırakılmış çocuklar. Her yerde oluyor ama dini kurumlarda neden çok daha fazla? Din, denetlenemez ve sorgulanamaz bir güç veriyor kişilere. Günahlar ne olursa olsun affedilebiliyor, tövbe edilebiliyor, Allah ya da Tanrıya karşı sorumluluk vurgulanıyor. Tek referans Allah olunca kulların pek de önemi kalmıyor mu acaba?

Sesini çıkaramayacak, kendini savunamayacak olan, güçsüz olanın üzerinde kendi agresif ya da cinsel dürtülerini doyuranların cennetindeyiz… Kadını aşağılayan, değersizleştiren, emeğini kullanan, döven erkekler; hayvanlara eziyete eden, zevk uğruna yaralayan, öldürenler; azınlıkları dışlayan, taşlayan, yakanlar; işçilerini sömüren işverenler; çocukları istismar edenler… Hepsi birbirine benziyor ve birbirini besliyor.

Dünyayı ne bir yazıyla ne de üç beş aileyi eğiterek değiştiremeyeceğimiz ortada ancak bir şeyler yapmak gerekiyor. Sessiz kalmamak, vah vah deyip diğer habere atlamamak gerekiyor. Okullarda, STK’larda, Belediyelerde, Mahallelerde belki de önce kadınlara bunu anlatmak gerekiyor. Eğitim gerekiyor… ‘Cinsellik konusunda farkındalık kazandırılan çocuk taciz tehlikesini anlar’…

Eşitlik gerekiyor… Adalet gerekiyor… Tedavi gerekiyor… Görmemekten vazgeçmek gerekiyor…

Ama aciliyetle bir yerden başlamak gerekiyor…

#çocuksusarsensusma #çocuktecavüzleri #çocukistismarı #çocukbedenimedokunma


emine@emineaki.com

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları