Bir insanlık utancı 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi

12 Eylül’ün tetikçisi Kenan Evren’in ABD başkanı Jimmy Carter’a gönderdiği mektupta, “Gösterilen anlayış için minnettarlığımı ifade etmeme izin verin” şeklinde yazdığı satırlarda darbenin asıl sahibinin ABD olduğu ve kendisinin de tetikçi olduğunu itiraf etmişti. 1977 yılında CIA’nın şefliğini yapan Ankara Büyükelçisi olan Paul Henze’nin 12 Eylül’e ilişkin “Bizim çocuklar yaptı” ifadesi ile gizli kalan darbe planlarını ortaya çıkarmış oldu.

12 Eylül faşist darbesi, TSK’nın yönetim kademesini oluşturan 5 generalin ülke yönetimine el koymak için yaptığı müdahaledir. Cunta yönetimi olarak da adlandırılan bu darbede Genel Kurmay Başkanı TBMM’nin varlığına son vererek, hükümeti görevden almış, siyasi partileri kapatmış ve burjuva anayasası fazla özgürlük içeriyor gerekçesiyle uygulamadan kaldırılmıştır. 12 Eylül darbesi irdelendiğinde karşımıza daha değişik nedenler ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de kapatılan ABD üslerinin yeniden açılması, 24 Ocak burjuva ekonomisinin istikrar programının uygulanması, uluslararası sermaye nezdinde serbest rekabet ortamının hazırlanması, işçi sınıfının uyanışının kanla bastırılması, ülkedeki sol/sosyalist hareketinin ve kitlesel gücün yok edilmesi, ülke ekonomisinin 1977 yılından itibaren ciddi bir çıkmaza girmesinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla yapılmıştır. 12 Eylül, Türkiye’de karanlık bir dönemin başlangıcı oldu. Ve ne acıdır ki o karanlık dönem aradan geçen 37 yıla rağmen hala devam ediyor. Çünkü uluslararası sermaye bu şekilde devam etmesinden yanadır.

12 Eylül faşist darbesi, NATO’nun, Panama’da, Nikaragua’da, Salvador’da, Arjantin’de, Kolombiya’da, Bolivya’da, Brezilya’da, Şili’de, Guatemala’da, Küba’da, Yunanistan’da, Irak’ta, İran’da, Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta, Cezayir’de, Peru’da Yemen’de, Sudan’da, Yugoslavya’da, Vietnam’da, Kore’de, Endonezya’da, Belçika Kongosu’nda, Laos’ta, Greneda’da, Bosna’da ve adını sayamadığım nice mazlum ülkelerde uyguladığı kanlı katliamın Türkiye versiyonudur.

NATO GÜNEY KANADI,  12 Eylül’ün hazırlığını 1977 tarihinde yapmıştı. Bunun için Türkiye’deki uzantısı ÖZEL HARP DAİRESİ aracılığı ile ülkeyi bir kaosun içine sürüklemişti. En büyük korkusu, işçi sınıfının uyanışı, Türkiye’nin Sol’a kayacağı korkusu hâkimdi. Soğuk Savaş dönemindeki bu korku, salt Türkiye için değil, yukarıda saydığım ülkeler ile sayamadığım birçok ülkeyi kapsayacak askeri darbelerle proletaryaya gözdağı vermekti. Bunun için Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçte Kanlı 1 Mayıs, Maraş ve Çorum olayları vb. birçok olay darbenin oluşumu için koşulları olgunlaştırmak,  sosyal, ekonomik ve siyasal alanda yaşanılan istikrarsızlık ve kargaşa bu süreci kısaltmıştı. Aydınlara yönelik yapılan suikast girişimleri darbe senaryoları için bir çağrışım yapmıştı.

  • 15 Haziran 1977 tarihinde Erzurum Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Orhan Yavuz kampüste bıçaklanarak öldürüldü.
  • 11 Temmuz 1978 tarihinde Ankara’da Akademisyen Bedrettin Cömert öldürülür,
  • 7 Nisan 1978 tarihinde İstanbul’da Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Server Tanilli silahlı saldırıya uğrayarak felç oldu. 2011 yılında öldü.
  • 17 Nisan 1978 tarihinde Malatya Bağımsız belediye başkanı Hamit Fendoğlu evine gelen bombalı paket sonucu iki torunuyla birlikte öldü.
  • 20 Ekim 1978 Tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi Dekanı Bedri Karafakioğlu uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
  • 1 Şubat 1979 tarihinde İstanbul Teşvikiye’de gazeteci Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü,
  • 10 Eylül 1979 tarihinde TİP Adana İl Başkanı Ceyhun Can, yazıhanesinde öldürüldü,
  • 12 Eylül 1979 tarihinde Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal, üniversiteye gitmek üzere evinden çıkarken öldürüldü,
  • 19 Eylül 1979 tarihinde Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş Sultanahmet meydanında öldürüldü,
  • 28 Eylül 1979 tarihinde Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, İstanbul Ümraniye’de öldürüldü,
  • 4 Ekim 1978 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul il başkanı Recep Haşatlı, işyerinden evine dönerken oğluyla birlikte uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü,
  • 19 Kasım 1979 tarihinde Adalet Partisi Milletvekili İhsan Egemen Darendelioğlu, Beyazıt meydanında öldürüldü,
  • 20 Kasım 1979 tarihinde İstanbul Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğanay, Etiler’de Profesörleri Sitesi önünde öldürüldü,
  • 3 Aralık 1979 Tarihinde İzmir’de Fedai Dergisi yazarı Kemal Fedai Coşkuner, Agora semtinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü,
  • 7 Aralık 1979 tarihinde İstanbul Levent’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Cavit Orhan Tütengil, uğradığı silahlı suikast sonucu öldürüldü,
  • 11 Nisan 1980 tarihinde TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, Şişli’de uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü,
  • Sevinç Özgüner 23 Mayıs 1980 Türk Tabipler Birliği Merkez Heyeti üyesi iken evlerine yapılan baskın sonucu öldürüldü,
  • 27 Mayıs 1980 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Ankara’da uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü,
  • 24 Haziran 1980 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa ilçe başkanı Ali Rıza Altınok, evinde eşi ve kızıyla birlikte öldürüldü,
  • 15 Temmuz 1980 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, Şişli’de işyerinde öldürüldü,
  • 19 Temmuz 1980 tarihinde eski Başbakanlardan Nihat Erim, İstanbul Dragos Deniz Kulübü’nden çıkarken bir suikast sonucu öldürüldü,
  • 22 Temmuz 1980 tarihinde DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler, Merter’de evinden çıkarken uğradığı suikast sonucu öldürüldü,
  • Muhtelif tarihlerde Bülent Ecevit’e silahlı saldırı düzenlendi. Ancak korumaların aldığı hafif yaralarda atlatıldı.

…VE DİĞERLERİ

  • Zeki Erginbay, Teknik Güç dergisi yazı işleri müdürü, İstanbul, 3 Şubat 1977
  • Hüseyin Şen, Kawa dergisi yazı işleri müdürü, İstanbul, 21 Mart, 1978
  • Gani Bozarslan, Aydınlık dergisi, 10 Mayıs 1978
  • Ali İhsan Özgür, Politika gazetesi, İstanbul, 21 Kasım 1978
  • Cengiz Polatkan, Hafta Sonu gazetesi, Ankara, 1 Aralık 1978
  • İlhan Darendelioğlu, Ortadoğu gazetesi, İstanbul, 19 Kasım 1979
  • İsmail Gerçeksöz, Ortadoğu gazetesi, İstanbul, 4 Nisan 1980
  • Muzaffer Fevzioğlu, Hizmet gazetesi, Trabzon, 15 Nisan 1980
  • Hayrabet Honca, Halkın Birliği gazetesi, Kayseri, 1 Mayıs 1980
  • Recai Ünal, Demokrat gazetesi, İstanbul, 22 Temmuz 1980

Yukarıda sıralanan faili meçhul olaylarla birlikte toplu katliamlar da işlendi. Özellikle değişik mezheplere mensup insanlarımızın bir arada yaşadıkları illerde ÖZEL HARP DAİRESİ’nin planladığı şekilde ülkücü gençler kullanılarak halkın cinayet işlemesi, kardeşin kardeşe düşman yapıldığı ayırımcı politikalar ile ülke biraz daha kaos ortamına sürüklendi.

  • 1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim meydanında Devrimci İşçi Sendikaları öncülüğünde yapılan ve 500.000 kişinin katıldığı işçi bayramı kutlaması sırada önceden planlanmış katliam programı devreye sokulmuş ve alana hâkim olan yerlerden açılan ateş sonucu 34 insan katledilmiş, 130 kişi yaralanmıştır. Mahkeme 14 yıl devam etmiş ve bununla ilgili tutuklanan 98 kişi ceza almadan serbest bırakılmıştır.
  • 8 Ekim 1978 tarihinde Ankara Bahçelievler’de 7 Türkiye İşçi Partili öğrenci, Haluk Kırcı, Abdullah Çatlı, Ünal Osmanağaolu, Bünyamin Adanalı, Ercüment Gedikli, Mahmut Korkmaz ve Kadri Kürşat Poyraz adlı MHP’li ve ülkücüler tarafından 3’ü evinde kalan dördü de Eskişehir yolunda kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmüştür. Haluk Kırcı idama mahkum edildi, 1996 tarihinde yakalandığı gün emniyetten kaçırtıldı, 1999 tarihinde tekrar yakalandı. 18 Mart 2004 tarihinde tahliye edildi. Ekim 2004’te Ukrayna’da yakalandı, 27 Mayıs 2010’da tekrar tahliye edildi, 8 Şubat 2011’de tekrar tutuklandı ve 4 Şubat 2015’te ÖZEL HARP DAİRESİ aracılığıyla tahliye edildi. Katillerden Ünal Osmanağaoğlu 1999 yılında Kuşadası’nda yakalandı, 7 kez idam cezasına çarptırıldı, Kemal Türkler’in öldürülmesiyle ilgili yargılandığı dava 2010 tarihinde zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ortadan kaldırıldı. 3. Yargı Paketi olarak bilinen yasal düzenleme doğrultusunda 10 Temmuz 2012 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkarttığı yasa ile tahliye edildi. Bünyamin Adanalı, 1999 tarihinde Pendik’te yakalandı, 7 kez idam cezasına çarptırıldı. 3. Yargı Paketi olarak bilinen yasa gereğince 10 Temmuz 2012 tarihinde tahliye edildi. Ercümen Gedikli, 1980’de yakalandı. Aldığı idam cezası müebbete çevrildi. 1991 yılındaki afla salıverildi. Mahmut Korkmaz ve Kadri Kürşat Poyraz, yakalanmadılar. Abdullah Çatlı yakalanamadı. 1996 yılında Susurluk kazasında öldü.
  • 19 – 26 Aralık 1978 tarihinde Kahramanmaraş’ta Alevileri hedef alan saldırılarda resmi rakamlara göre 105 Alevi vatandaşımız öldürüldü, Alevilere ait 200 ev ateşe verildi, 100’e yakın işyeri tahrip edildi. Bugün bu olayların müsebbiplerinden hiçbiri cezaevinde değildir.
  • 14 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimler sonrası Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez Ordu, Fatsa Belediye başkanı seçilmesinden sonra solun örgütlendiği bahanesi ile 9 Temmuz’da Kenan Evren ordu komutanlarıyla birlikte Fatsa’ya giderek inceleme yapmıştı. 11 Temmuz sabahı başkan Fikri Sönmez ile birlikte 300 kişi gözaltına alındı. Daha sonra 250 kişi serbest bırakıldı. 12 Temmuz’da Fatsa’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • Mayıs-Temmuz 1980 tarihleri arasında Çorum’da meydana gelen siyasi ve dini temelli olarak ortaya çıkan provokasyon sunucu çatışmalarda 57 sol görüşlü olduğu söylenen insanlar katledildi ve 100’ün üzerinde insan yaralandı.

12 Eylül öncesinde de darbeye zemin hazırlanmıştı. Çorum, Maraş gibi katliamlara göz yumulmuş, faşist güruhlar işçilerin ve devrimcilerin üzerine saldırtılmış, ülke ekonomik ve siyasi bir krize sokularak, halk nezdinde darbenin kaçınılmaz olduğu izlenimi uyandırılmıştı. Kenan Evren daha sonra “şartların olgunlaşmasını bekledik” diyerek, darbe zemininin hazırlandığını bizzat itiraf etmiştir. 12 Eylül faşist darbe ile:

  • 1.683.000 insan fişlendi,
  • 650.000 insan gözaltına alında,
  • 210.000 dava açıldı,
  • 230.000 insan sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı,
  • 71.500 insan 141-14-143. maddelerden yargılandı,
  • 9.508 insan sivil mahkemelerde yargılandı,
  • 98.404 insan örgüt üyesi gerekçesiyle yargılandı,
  • 21.764 insan örgüt üyeliğinden hüküm giydi,
  • 388.000 insana pasaport verilmedi,
  • 23.700 dernek faaliyetten men edildi,
  • 52.000 insan 644 cezaevinde tutuklu – hükümlü kaldı,
  • 14 genç açlık grevinde öldü,
  • 16 insanımız kaçarken, arkadan ateş açılarak öldürüldü,
  • 74 insan çatışma gerekçesiyle öldürüldü,
  • 73 insana “doğal yoldan öldü” dediler,
  • 43 insana “intihar etti” dediler,
  • 171 genç işkence sonucu öldürüldü,
  • 9.962 işkence davası açtı,
  • 544 güvenlik görevlisi işkence suçlamasıyla yargılandı,
  • 18.525 insanımıza 1402 sıkıyönetim yasasına göre işlem yapıldı,
  • 7.245 memur hakkında işlem yapıldı,
  • 3854 öğretmen hakkında işlem yapıldı,
  • 988 güvenlik görevlisi hakkında işlem yapıldı,
  • 266 din görevlisi hakkında işlem yapıldı,
  • 120 akademisyen hakkında işlem yapıldı,
  • 35 mülki ve idari amir hakkında işlem yapıldı,
  • 47 savcı-hakim hakkında işlem yapıldı,
  • 7.233 insan bölge dışına sürüldü,
  • 30.000 insan sakıncalı olduğu için işten atıldı,
  • 14.000 insan vatandaşlıktan çıkartıldı,
  • 30.000 insan siyasi mülteci olarak yurt dışına gitmek zorunda kaldı,
  • 4.891 görevlinin görevlerine son verildi,
  • 3.315 yıl, 3 ay; gazetecilerin aldığı toplam ceza miktarı,
  • 300 gün İstanbul gazeteleri yayın yapamadı,
  • 4.000 yıl gazetecilere istenen ceza,
  • 31 gazeteci cezaevinden çıkartılmadı,
  • 13 gazeteci gıyabi tutuklandı,
  • 3 gazeteci silahlı saldırı sonucunda öldürüldü,
  • 16 günlük yayın yapan gazete için açılan dava 394 (1989 yılı),
  • 211 tazminat davası sayısı,
  • 12.848.000.000.- TL istenilen tazminat miktarı,
  • 39 ton gazete ve dergi yakılıp yok edildi,
  • 40 ton gazete ve dergi ayrıca yok edilmek üzere depolandı,
  • 151 adet yasa ile basın özgülüğü kısıtlanmak amacıyla çıkartıldı,
  • 927 yayın yasaklandı,
  • 937 film yasaklandı,
  • 7.000 insan hakkında idam cezası istendi,
  • 517 insana idam cezası verildi,
  • 124 idam cezası Askeri Yargıtay tarafından onaylandı,
  • 259 dosya idam hükümlüsü gerekçesiyle meclise sevk edildi,
  • 50 gencin idam cezası infaz edildi,
  • 18 sol görüşlü gencin idam cezası infaz edildi (17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşı mahkeme kararıyla büyütülerek idam edildi),
  • 8 sağ görüşlü gencin idam cezası infaz edildi (1980-1985 arası),
  • 300 insan faili meçhulle öldürüldü,
  • 22.912 insan 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı,
  • 10.784 insan 1-5 yıl arasında muhtelif cezaya çarptırıldı,
  • 6.186 insan 5-10 arasında hapis cezası aldı,
  • 2.396 insan 10-20 arasında hapis cezası aldı,
  • 939 insan 20 yıldan fazla hapis cezası aldı,
  • 630 insana müebbet hapis cezası verildi,
  • 420 insana ölüm cezası verildi,
  • 23.677 dernek kapatıldı, Türk – İş dışındaki sendikalar ve siyasi partiler kapatıldı. Çalışanların kıdem tazminatı kaldırıldı, ücretler ve sosyal haklar budandı, grev hakkı yasaklandı,
  • Tüm belediye başkanları görevlerinden alındı, yerlerine sıkıyönetim tarafından atama yapıldı,
  • Zorunlu din dersi getirildi; Türk İslam sentezi bir kültürün milli kültür olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı; Diyanet İşleri’nde 260 din görevlisinin maaşının Rabıta-ül İslam örgütünce ödenmesi onaylandı.

12 Eylül siyasal iktidara karşı yapılmış bir darbe görünümde olsa bile esas nedeni siyasal iktidarı aşağı indirmek değil, sadece bir nöbet değişimi olarak görülebilir. Diğer bir deyişle dönemin siyasal iktidarının yapamadığı hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, işçi sınıfının elindeki tek silahı olan grev hakkının budanması, tazminat hakkındın kaldırılması, toplu işten çıkarmalar vb. gibi anti demokratik uygulamaları, egemen güçlerin müdahalesiyle ancak asker yapar anlayışının hâkim olduğu bir uygulamadır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Sömürge ve yarı sömürge tipi ülkelerde emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerin yönetimi, siyaseti, sosyal yaşantıyı kendileri tarafından dizayn edilmesi, işçi sınıfının omuzlarındaki ağır yükün üzerine bir kat daha yük bindirerek, sınıfsal yapıyı her zaman kendi lehine çevirmek adına gerektiğinde insanlık dışı yöntemlere başvuracağı unutulmamalıdır.  12 Eylül döneminde Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) genel başkanlığı yapmış olan tekstil patronu Halit Narin’in 12 Eylül’ün ardından söylemiş olduğu “şimdiye kadar hep işçiler güldü, şimdi de biz güleceğiz” cümlesi her şeyi açıklıyor. Bu cümle hem olağanüstü devletin, hem de 12 Eylül’ün bir sınıf harekâtı, sınıflar mücadelesinin bir ürünü olarak görebileceğini örneklemektedir. Bu nedenle Kenan Evren ve arkadaşlarının idam edilmesi, rütbelerinin sökülmesi türü yöntemler, sorunu çözmüyor. Kenan Evren ve arkadaşları için denilebilir ki ABD emperyalizminin ve yerli işbirlikçileri Halit Narin’in saltanatını sürdüğü burjuva iktidarının ancak olsa olsa emir eri olabilir. Onlar sadece tetikçilik görevini yaptılar.

12 Eylül’den sonra, darbecilerin toplumsal muhalefeti bastırıp, siyasal havayı burjuvazinin lehine dönüştürdü. Türkiye ekonomisi yeni bir sermaye birikimi modeline geçip, var olan krizi aşmaya çalıştı. 12 Eylül ile ekonomi, neoliberalizm adı altında yeniden güncellendi. 24 Ocak kararlarını, eski bir Dünya Bankası çalışanı olan Özal eliyle devreye soktu. Böylece ekonominin tüm ağırlığı işçi sınıfının sırtına bindirildi. Türkiye sermayesi bu dönem ile birlikte baharını yaşamaya başladı.

12 Eylül, Kürt halkının üzerine bir kâbus gibi çöktü. Kürt halkının önderleri, özgürlük savaşçıları Diyarbakır Cezaevi’ne kapatıldı, burada akıl almaz işkenceler gördüler. Diyarbakır Cezaevi hem işkencenin karanlığını, hem de direnişin aydınlığını simgeledi. Kürt halkı yok sayıldı.

12 Eylül öncesi Diyarbakır, Adıyaman, Mardin, Urfa, Elazığ, Tunceli, Siirt, Bingöl, Bitlis, Van ve Hakkâri illerinde ilan edilen sıkıyönetim süresince bir kuşak büyüdü. Diyarbakır, Hakkâri ve Tunceli’de 1979 tarihinde başlayan sıkıyönetim uygulaması 2002 yılında sona erdi, yani 23 yıl devam etti. Van’da 21 yıl, Siirt’te 20 yıl, Bingöl’de 18 yıl, Mardin’de 17 yıl, Elazığ’da 14 yıl devam etmiştir.

12 Eylül ile işçi sınıfının örgütlü güçlerine karşı savaş ilan edildi. Ülkede devrimci avı başlatıldı. Yüzbinlerce insan gözaltına alındı, milyonlarcası fişlendi, işkencelerden geçirildi. Devrimciler, işçi önderleri, rejim muhalifleri, demokratlar, özel olarak hazırlanmış cezaevlerine dolduruldu. Yüzlerce kişiye idam cezası verildi. Henüz 18 yaşına basmamış Erdal Eren’in raporla yaşı büyütülüp idam edildi.

Tüm bu olup bitenler uluslararası finans kapitalizminin ve yerli işbirlikçilerinin hegemonyasının devamını sağlamak içindi.

Selamla, sevgiyle kalın.

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları