Bipoları Öldürmek

Bugün 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü.

Bugün bir emekli komiser, 40 yaşındaki ‘bipolar’ kızını uykusunda şakağından vurarak öldürdü. Sorgusunda da, “Kurtulması için yaptım,” dedi.

Be hey eli kırılasıca canavar baba bozuntusu; çoğunluğa benzemeyen, hayatı onlar gibi algılamayan, yorumlamayan, hissetmeyen evladını farklılığından dolayı çektiği uyumsuzluktan, yaşama güçlüğünden ve kederlerinden kurtarmanın yolu onu öldürmek midir? O zaman her anne baba çeksin vursun dawn sendromlu, otistik, bipolar ya da şizofren çocuğunu; kurtarsın acılarından!

Evlatlarının lösemi, kanser, verem, MS vs gibi fiziksel hastalıkları olması durumunda o hastalıklar konusunda neredeyse master yapacak, profösör olacak düzeyde bilgi edinip, üzerlerine titrerken; zihinsel ya da ruhsal farklılıklar taşıyan çocuklarının sorunlarına dair en ufak bir bilgi edinmeye, destek almaya ve destek vermeye lütfetmeyen; onlardan ufacık bir ilgiyi, şefkati, hoşgörüyü, sabrı esirgeyen; hatta utanan sözde ebeveynlerle, kardeşlerle, sevgililerle, eşlerle, evlatlarla dolu bu ülke…

On yaşından beri tedavi gördüğü bipolarlığı yüzünden kırk yıllık hayatında ne büyük ötekileştirmelerden, dışlanmalardan, yoksulluk ve yoksunluklardan geçtiğini çok iyi bildiğim bir kadının zavallı hayatı, “Kendisini kurtarmak için öldürdüğünü,” söyleyen babasının ellerinde son buldu bugün.

Son yıllarda bipolarlar hakkında çıkardıkları tamamen yalan haberlerle, senaryosunu yazdıkları kimi pespaye dizilerde bizleri birer şiddet eğilimli canavarlarmışız gibi gösterdikleri aşağılık kurgularla toplumda yarattıkları alçakça algı çarpıtmaları sayesinde dışlanmışlığımıza dışlanmışlık, kederlerimize keder ekleyenler; o kadar ki bu korkunç manipülasyonlarla bir kadını, kedilerini öldüren psikopat sevgilisinin davranışını, “Ancak bir bipolar böyle korkunç bir şey yapabilir,” şeklinde ifade edeceği noktaya getirenler mutludur umarım.

Beni sorarsanız, kahrımdan ölüyorum şu anda…

Kimse bilmiyor ki biz bipolarlar, ortalama bir insanınkinden daha fazla şiddet eğilimli değiliz; mütemadiyen kendimize zarar verir, en fazla da bize karşı müthiş bir anlayışsızlık ve kafatasçılıkla davrananlara aşırı tepkiler göstererek canhıraş isyanlara düşeriz.

Kimse bilmiyor ki ailelerimizin farklılığımızla ilgili yeterince bilgi edinmeleri, destek almaları ve bize ona göre davranmaları, biraz daha ekstra sevgi ve şefkat göstermeleri halinde çok daha iyi olabilir; toplumun aşağılık ötekileştirme ve linççiliğinden arınmasıyla da kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliriz.

Kimse bilmiyor ki şu korkunç dünyaya biraz olsun katlanabilmelerini sağlayan bütün büyük sanat eserlerinin çoğunun, resimlerin, müziklerin, kitapların, şiirlerin altında, diğer adı “durulmayan kafalar” olan bipolarların imzası vardır.

Kimse bilmiyor ki bir gün göğün yedi kat üstünde uçarken, ertesi gün yerin yedi kat dibine çakılan biz bipolarlar sadece kendimizinkini değil, herkesin, her canın, evrenin acısını ilklerimize kadar hissetmemiz yüzünden bütün hayatımızı intiharla dans ederek geçirir; çoğumuz da genç yaşımızda kendi ipimizi kendimiz çekmek suretiyle bu zalim hayata veda edip gideriz.

Ah be fedakâr baba; keşke, asla iddia ettiğin gibi “onu acılarından” değil, “kendini utancından” kurtarmak için, özgür ruhuna ve yaşamına katlanamadığın evladının kanına bulamasaydın elini… Biraz daha sabretseydin, kızın kendisi son verirdi zaten senin gibi bir babanın, dertlerini bine katladığı âşikâr olan hazin hayatına…

Dünyayı el birliğiyle nefrete, kana ve gözyaşına boğan sözde normaller; keşke kendinizi bir bipoların gözünden görebilseydiniz. Emin olun, değil bizi mütemadiyen dışlamak, ötekileştirmek, linç ve intihara teşvik etmek, olmadı katletmek; yüzleştiğiniz karanlığınızdan ve çirkinliğinizden o kadar tiksinirdiniz ki utancınızdan asıl kendinizi öldürürdünüz.

Dünyadan bir bipolar daha eksildi. Evet, kesinlikle acıları sona erdi. Normalliğinizi kutsayarak kına yakabilirsiniz.

Ben mi?

ASLA!

Her ne kadar daha önce defalarca denemiş ve hatta sakat kalmışsam da; her ne kadar hâlâ nefes aldığım her saniyeyi, sayenizde hissettiğim ölesiye tiksinti ve kederden kurtulmak için intihar düşleri kurarak geçiriyorsam da artık katiyyen kendimi öldürmeyeceğim!

Ne kadar acı çekersem çekeyim, İNADINIZA yaşayacak; elim kalem tuttuğu sürece, karşısında ne kadar eksik olduğunuzu hissettiğiniz için varlıklarına katlananamanız yüzünden intihar ettirdiğiniz, öldürdüğünüz, hiçbir şey yapamasanız yaşayan ölüye çevirdiğiniz ruhdaşlarımın sesi olacak; son nefesime kadar, suratınıza aşağılık gerçeğinizi tüküreceğim.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları