“bağırmak”

Bazı davranışlar ve yaklaşımlar mesleki deformasyondur. Ben en çok insanların “iletişim” şekillerine bakarak karar veririm onlar hakkında. Zaman zaman hiç hoşuma gitmeyen şeyleri yapıyor olsalar bile bağırmayan, hakaret etmeyen, dilde küfürden uzak duran insanlar bana en azından iletişim yolu açısından kendilerini eğitmiş insanlar olarak görünürler. Konuşmada kullanılan dil ve üslup aklın işleyişini gösterirken iletişimin de kalitesini sergiler.

Yükselen bir ses ya da sokak jargonu ile edilen hakaretler çoğu kez haklılığın değil tam tersine karşıdakini ezmenin psikolojisidir.
Daha iyi anlaşabilmek ya da daha anlaşılır olmak için başvurulan bir yöntem midir ses yükseltmek, yoksa daha baskın gelmek için mi?

Ses yükseldikçe daha mı anlaşılır ya da daha mı haklı olur insan?

İletişim çabamızda sözcüklerin yeri % 7 ise, ses tonumuzun oranı % 35’dir. Yani ses tonunu etkili ve doğru kullanmak anlaşılmayı kolaylaştırarak, anlaşmayı da sağlayacaktır.

Yüksek ses tonu rahatsız edicidir ve karmaşaya neden olur. Ayrıca kişiler arası gerilimi de arttırarak mesafeyi açar. Bağırarak ya da kavga ediyormuş gibi öfkeli bir ses tonuyla konuşmak iticidir. Bunu yapan insanlar şüphesiz en çok kendilerine haklılıklarını kanıtlama çabasındadırlar.

İletişimde asıl amaç kabul ve anlaşılma isteğidir.  Daha iyi anlaşılmak uğruna harcanır bütün çaba. Anlaşılma isteğinde birey kendini yeterince iyi anlatamıyorsa ya da anlaşılamadığını düşünüyorsa ilk olarak ses tonunu bir tık yükselterek anlatmaya çalışır kendini… Çoğu zamanda duyulmadığımız veya yeterince iyi anlaşılamadığımız düşüncesiyle ses tonunu iyice yükselterek hatta bağırarak anlatmaya çalışırız. Bu durumda da anlaşılmak uğruna anlaşamamak yaşanır.

Oysa dünya tarihi bağırarak bir süre terör yaratan insanlardan daha fazla sesini bile duymadığımız sakin, sessiz ama gerçekten daha zorlu insanların yarattığı bir gerçekliktir. Önde bağıranlar farkında olmasalar da genelde suskunların kuklalarıdır.

Sürekli yüksek sesle konuşan birilerinin yanında olmak önce sinirliliğe ve gerginliğe, hatta giderek psikolojik rahatsızlıklara bile yol açabilir. Sürekli yüksek sesle bir şeyler anlatan birine ne güzel konuşuyor ya da ne de güzel bağırıyor dediğiniz oluyor mu bilemem ama ses tonu yükseldikçe rahatsızlık artar o kesindir.

Etkili konuşma yöntemleri konusunda yetersizlik yaşayanlar genellikle ses tonunu yükselterek etkililik ve baskınlık sağlama eğilimindedirler.  Sesi dışa doğru yükseltmek yerine içe doğru bağırmak, yani neden anlatamıyorum sorusuna içsel yanıt bulmak gerekir önce.

Bağırmadan, sesi yükseltmeden konuşmak bir erdemdir. En önemlisi de karşı taraftaki kişinin yaşı ne olursa olsun ona saygının en büyük göstergesidir. Sesin yumuşaması sözü de yumuşattığı için kulağa hoş gelerek kalbe yönelir. İnsanların kalpleriyle bağlantıyı kaybedip baskıcı ve totaliter davranmaya başlayan, sadece benim dediğim doğru, her şey benim dediğim gibi olmalı diyen insanlar yavaş yavaş bağırma ve hakaret etmenin psikolojisi içine çekilirler.

Diktatörlüğün en belirgin özelliklerinden biri kelimelerin iç anlamlarının boşaldıkça dış yankılarının çoğalmasıdır. Başkalarını ezmek için bağıranlar ve bağırdıklarında karşı tarafı ikna edebileceklerini zannedenler için bağırmak öfkeyi dışarıya boşaltmanın, kendini rahatlatmanın, içindeki sıkıntı ve üzüntüyü söküp atmanın en kolay fakat en zararlı yoludur. Ses tonlarıyla saldıran insanlar çoğu kez öfkeli, kontrol düşkünü, saldırgan ve çokça düşmanlık taşıyan kişilerdir. Bağıranlar aslında “herkes beni dinlemeli” diye haykıran insanlardır “herkes beni dinlemeli!!!”

”kendisinden uzak kalmış olanlar çok bağırır.” Der Özdemir Asaf Yuvarlağın Köşeleri’nde.

Askerlikte kullanılan ses tonunun yüksek olmasının tam olarak sebebi tüm bunlardır. Koşulsuz itaat yaratmak isteyen bağırır ve hakaret ederek karşı tarafı kendinden, öfkesinden, yapabileceklerinden korkutmaya çalışır.

Bugün etrafımızda bakan ama kendinden başkasını görmeyen gözler, duyan ama kendinden başkasını dinlemeyen kulaklar, konuşan ama söylediği şeyi kastetmeyen diller, kendi azalarına yabancılaşmış kalpler var.

Şüphesiz bağırmak suçluluk psikolojisinin bir ürünüdür. Her sözü bağırarak söylersem hem haklı hem masum olduğumu sanırlar diye düşünmek, bilinçaltının bir garip oynaşmasıdır. O sebeple genelde bir tartışmanın haksız tarafından daha yüksek ve hakaret dolu çıkar ses her zaman…

Belki de yaşamın sesleri çoğaldıkça insanların daha fazla başvurduğu bir şeydir artık bağırmak… Eğer çok bağırarak ve artık ettiğiniz ağır hakaretlerin kalitesini kontrol edemeden konuşuyorsanız, muhtemelen ses yoğunluğunuz yükseldikçe sorununuz artacaktır.

Ama yine de özlenen sakince konuşan, güler yüzlü ve kelimelerinde küfür ya da hakaret olmayanlardır. Türkiye’nin son seçimde kendi içinde verdiği sınav tam da budur… İşte o yüzden Dünyanın tüm ihtiyacı fikir ne olursa olsun kelime hazinesi geniş ve hakaretsiz beyanlardır.

Yeni Dünyanın lider talebi budur…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları