Atıklar, Asalaklar ve Bir Tıvitin Semantik Analizi

Dışkapı’dan Ulus’a çıkan yol civarında hep aynı yaşlı kadını görürdüm. Cüssesinin iki katı büyüklüğündeki bir çöp torbasını sürükler dururdu. Önceleri, bunun işgal ettiğim memuriyet makamımın itibarına bir suikast olduğunu ve tedbir alınması gerektiğini düşünsem de onun bir deli olduğunu fark edip vaz geçtim. Malum, biz makam sahipleri çerçöpe karşı hassas oluruz, muhtevayı değiştiremezsek de görünümü değiştirmek isteriz. Kenan Evren de itibar meselesi yapıp, Esenboğa’dan Ulus’a kadar, yol kenarlarındaki gecekondu binaların cephelerini beyaza boyatmıştı.

Zaman içinde ben ve çevremdeki herkesin Dışkapı’yı mesken tutandan o mübarekten farklı olmadığımızı anladım. O da bulup buluşturduğu her şeyi torbasına tıkıştırıyor ve kan ter içinde sürükleniyordu, biz de muktedirlerin her türlü hileyi, riyayı, talanı ve zulmü ambalajlamakta kullandıkları şeref, itibar, ahlak, erdem gibi ambalaj malzemesini, çöp torbası niyetine kullandığımız kafamıza tıkıştırıp sürükleniyorduk.

Ama o bizden avantajlıydı; taşımaktan yorulduğunda torbayı içindeki çöple beraber bırakıp gidebilirdi. Oysa biz taşıdığımız yükün saçmalığının farkına varsak da torbanın kendisinden vazgeçemezdik. Torbayla bütünleşip torbayı çöpe çevirmiş çöpü ayıklamak da neredeyse imkansızdı.

Bu neviden çöpçülüğü, “Çöp toplayan bireyler insandır; yaratandan dolayı severiz. Ama yaptıkları iş asalaklıktır; onu da ancak asalaklar savunur.” diye buyuran hazret hatırlattı.

İlim sahibi olana da bu yakışır zaten; “asalak” gibi menfi bir kelimeyi, “insan sevmek” gibi müspet kelimelerle harmanlayıp, zehri bala bulamak marifeti! Onun gibi muhteremler için, dilediğini dilediği gibi söyleme hürriyeti var. Saygı göstermek mecburiyetindeyiz.

Saygı, resmi bir nümayiştir. Gri, siyah veya laciverttir. Önü daima iliklidir. Sembolik sebeplerle cübbeye düğme konmamışsa bile, eller düğme vazifesi görür. Menfaat yahut korku tarafından tetiklenir. Formel olana iman etmiş topluluklarda saygı, kültürün esaslı bir unsurudur.

Bu çerçevede saygıda kusur etmemek şartıyla, muhteremin mevzubahis fetvasının bir analizini yapmalıyız diye düşündüm, zira her kelimesi çok mühim.

Mesela asalak kelimesi; Türkçe lügatlerde, bir canlı organizmadan, o canlının hayati dokularına zarar vererek, beslenip tüketen başka bir canlı diye tanımlanır.

Muhteremin asalak dedikleri bu tanıma girmiyor, çünkü çöplerimizle birlikte çöplüğe attığımız o ötekiler herhangi bir canlının kanını ve iliğini değil, çöp ve atıklarını kullanıyorlar. Pek geniş ilmi tecrübe sahibi muhteremin bunu bilmemesi düşünülemez. O halde bu kelimeyi seçmesinde başka bir hikmet vardır;

Çöpçülere asalak demekle, Panama ve Pandora Papers’da arzı endam edenleri, çöktüklerini ve çaldıklarını firavunlar misali cennetlerine taşıyanları, lütuf ile makam ve mevki kapanları asalak tartışmasından uzak tutmayı amaçlamış olabileceği düşünülse de akla daha yatkın başka bir sebep var;

Bana öyle geliyor ki, asalak olmadıklarını bile bile çöpçülere asalak demeyi, onları ziyaret edip destek bildirenleri hedef alan “onu da ancak asalaklar savunur” ifadesini kullanmak için münasip görmüştür.

Esasen, asalaklığı lügatteki lafzi tanımıyla sınırlı tutmaz isek, birtakım makamlarda olmayı lütuftan başka hiçbir mantıklı sebeple izah edemeyecek olan her makam sahibi asalak olduğu kadar, başkalarının maddi yahut manevi çaresizliklerinden, onları çaresizlikleri içinde tutmak kaydıyla, istifade edip sömürenler de asalaktır. Çünkü asalak, sömürdüğü canlının hep kendisi olarak, öylece kalmasını ister. Bir asalak olarak insan soyunun, kanını ve iliğini sömürdüğü gezegenin yeşil ve mavi kalmasını istemesi gibi. Aksi halde asalak için yaşam alanı kalmaz. O halde çaresiz hali muhafaza edip, bu çaresizlikten iktisadi, dini, siyasi, istifade eden herkes asalaktır.

Gelelim “bireyler insandır; yaratandan dolayı severiz” beyanına: Hazret insanları sevdiğini söylüyor ancak bir şartı var; yaratan hatırına olmasa sevmeyecek. Yaratandan dolayı olmayan makam ve mevkiinin sağladığı refahı sevmediği gibi.

Ne var ki Sünni biri için, yaratılanı yaratandan dolayı sevmek oldukça problemli. Bir kere itikada ters; Allah yarattı diye kafir insanı sevmek olmaz, olsa olsa ilk fırsatta kellesini koparana kadar hoş görmek olur.

Yunus’a mal edilen mevzubahis ifadeyi, Abdulbaki Gölpınarlı’nın güvenilir kaynaklara dayanarak derlediği Yunus’un “Bütün Şiirleri” içinde bulamazsınız. Güvenilir bulmadığım bir başka antolojide de, Yunus’a atıfla “yaratılmışı hoş gördük/ yaratandan dolayı” şeklinde yer almakta ve “sevmek” değil “hoş görmekten” bahsetmektedir.

İlim sahibi pek derin muharrir ve muallim danışmanın bunları bilmediğini haşa iddia edemeyiz. O halde nasıl ki asalak lafıyla çöpçülerin ziyaretçilerine mesaj veriyorsa, bu sembolik ifadeyle de lütuf sahibi makamlara mesaj veriyor olabilir.

Sevgiyi bildiğimi iddia etmiyorum, ama dolaylı bir şey olmadığından eminim; Sevgi kayıtsız ve şartsızdır. İtaat etmez ve itaat beklemez. İstendiğinde elde edilebilir, kontrol edilebilir, iradeye boyun eğen bir hal değildir. Zenginliktir ama tasarruf edilecek yahut ulufe niyetine dağıtılacak bir zenginlik değildir. Seçicidir ama seçiciliği özneye bağlı değildir, çünkü sevgi öznedir. Sevgi, çöple boğuşanla, tahtta oturan arasında ayrım yapmaz. Kıyas kabul etmez ama sultan ile bokböceğini kıyas etse, tercihini bokböceğinden yana kullanır. Çünkü bokböceği, hayatın ikbali için kendi hayatını feda eder, sultan ise kendi ikbali için her hayatı feda eder.

Hoş görmek ise, iradesinin kaynağı sevgi olmayanların, yüzlerine şefkat ve muhabbet maskesi geçirip, kibirlerini okşamakta kullandıkları hiledir. Tanrı, bizi tanrı hatırına sevenlerin sevgisinden de hoş görüsünden de korusun. Çünkü onlar kılıcı da tanrı hatırına sallayıp, suçu tanrıya atarlar.