Adem Baba, Lucy Bebek ve “İlk İnsan”

Sezen Aksu’nun söylediği eski bir şarkı, bu kez büyük bir olay oldu. Olayı yaratan da şarkının nağmeleri değil, sözleriydi.

İddiaya göre şarkıdaki “o cahil Adem” sözü, aynı zamanda peygamber sayılan “ilk insan”a hakaret sayılmıştı. Sonra olay daha da büyüdü; tepkiler birbirini izledi, hatta Aksu’nun evinin önünde toplanan bir güruh ünlü şarkıcıyı aşağılamaya bile kalktı!

Tabii bu arada Diyanet de sessiz kalamamış, kendisinden bekleneni yapmıştı. Yayınladığı bildiride, hem “ilk insan”, hem de “ilk peygamber” olan bu “mükerrem şahsiyet” hakkında kullanılan ifadenin “en hafif tabiriyle saygısızlık” olduğunu ilan ediyordu.

***

Oysa şarkı sözlerinde gerçekten de bir “cehalet” suçlaması vardı; ama bu, hiç de Adem Baba’ya atfedilecek bir “cehalet” değildi! Aslında suçlayıcı “şecaat” erbabı, ne “evrim kuramı”ndan, ne de “paleontoloji” denilen bilim dalından haberdar görünüyordu! Oysa daha iki yüz yıl kadar önce “ilk insan” diye bir şey olmadığı, bugün “insan” dediğimiz varlığın, primatların milyonlarca yıl süren evrimi içinde ortaya çıktığını ortaya koymuştu. Bu yüzden de paleontologlar artık çoktandır “ilk insan”ı değil, “en eski insan”ı bulmaya çalışıyorlardı.

***

Peki, bugüne kadar bulunan “en eski insan” kimdi?

“En eski insan”ın fosili, 1974 yılında Etiyopya’da, Hadar sitesinde bulunmuş ve analizle 3,18 milyon yaşında olduğu anlaşılmıştı. Bu bir kız çocuğuydu; adını da “Lucy Bebek” koydular!

Görüldüğü gibi Lucy Bebek artık çok yaşlanmış bulunuyor; buna karşılık doğrudan “atalarımız” saydığımız “homo sapiens”ler ise çok daha yakınımızda duruyor. Öyle ki, ilk “homo sapiens” fosili 1967 yılında, Etiyopya’nın güneyinde, Kenyalı bir paleontoloğun yönettiği ekip tarafından bulunmuş ve 130 bin yıl öncesine ait olduğu kabul edilmişti. 1995’te yapılan bir analizle de bu süre 200 bine çıkarıldı.

***

1974 yılında Etiyopya’da Lucy Bebeği bulan ekibe Fransız Paleontolog Yves Coppens başkanlık ediyordu. Rastlantı bu ya, geçen hafta da Fransız Le Monde gazetesinde onunla yapılan uzun bir söyleşi yayınladı. Coppens, orada, daha 11 yaşındayken Madagaskar’dan gelen bir arkadaşının elinde 500 kiloluk bir kuşun yumurta kabuklarını görüp heyecanlanarak başlayan mesleki tutkusunu anlatıyor. En önemli buluşunu da, 1967’de, Etiyopya’da, Kenya ile Sudan sınırında 40 derece hararette tek başına çalışırken, 2,6 milyon senelik bir diş bularak yapmış!

Söyleşisinde o anda duyduğu heyecanı şöyle anlatıyor: “Hiç dindar biri değilim, hatta din umurumda bile değil; fakat bu süt dişinin etrafında (adeta dini bir ayin yapar gibi) dolaştım; dokunmadan önce, onu uzun, çok uzun süre inceledim!”. Zamanın ortadan kalktığı, milyonlarca yıl öncesiyle burun buruna olduğunuz bir an!

***

İşte “ilk insan” arayışında herkesin kolayca ulaşabileceği bazı bilgiler! Ben de merak ettim, bunları toparlamaya çalıştım. Fransız paleontologun anlatısı ise, bu konuda dinle bilim arasındaki yaklaşım farkını da çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Üstelik rastlantı bu ya, biz Türkiye’de bir şarkıyı ve Adem Baba’ya yapılan hakareti tartışırken, Batı’da da ünlü Nature dergisi “homo sapiens”ler hakkında yeni bir bulguyu açıklıyordu. Çok yakınlarda yapılan bir analiz “homo sapiens”in aslında 200 bin değil, 33 bin yıl fazlasıyla, 233 bin yıl yaşında olduğunu ortaya koymuştu.

Tabii bu haber bizdeki hararetli “Adem-Havva” tartışmaları arasında kaybolup gitti. Oysa bugünlerde, şarkıdaki “hakaret” iddiası değil de, örneğin “dibe vurmak, dimdik durmak!” sözleri tartışma konusu yapılsaydı, belki de çok daha isabetli olurdu!?