Yaz depresyonu ve içimdeki Zombi (II)

Denizden dönüyorum, önümde 34 plaka siyah lüküs bir araba. Farları bile eksantrik. Kedi gözü mü nedir? Nokta nokta ışıyor. Kaportasına egzotik yağlarla masaj yapmışlar sanki, güneşten parlak. Öyle siyah deyip geçilecek gibi değil, başka bir şey.

Trafik ışıklarına yaklaştıkça ağırlaşmaya başladığımızda, lüküs arabanın sağ ön camından bir el uzandı ve dışarı plastik su şişesini fırlattı. Yok artık, ohaaa! Lüüüküs arabada kimleeerr oturur?

Kırmızı ışık yandığında arabanın yanına yaklaşıp camı açmaları için işaret ettim. Cam yavaş yavaş, edalı bir şekilde aşağı indi. Koltuklar nikel-kübik. Araba 100 metrekare.

İçinde iki adam, belli okumuş-yazmışlar (ama anlamamışlar) temiz-pak, havalı giyinmişler, seni beni beğenmezler o kadar yani. 50-55 yaşlarında, kara gözlükleriyle, besili bakımlı beşlik simit gibi koltuğa kurulmuşlar. Şişli’de bir kaç apartıman sahibi olmaları kesin. Yok o demode oldu; boğaza karşı villalar kesin olabilir. Ne bileyim işte. Araba havalı, içindekiler ondan havalı anlayın işte. Dolu mutfak, dolu kiler.

“Neden attınız su şişenizi dışarı? dedim. Sakinimdir bilirsiniz; ikisi de soruma şaşırmadan, pişkin pişkin “yooo biz atmadık ki?” dediler. Ben arkanızdaydım ve gördüm dedim. Ayıp olmuyor mu? Sustular.

Biraz mahçup ya da mahçup  davranarak kem küm bir şeyler söylediler. İyice sinirlendim.

Len kes! dedim almıyım ayağımın altına şerefsizler! Şehirlerin canına okudunuz, sıra Bodrum’da mı? Sizi gören de adam sanır olayını çooktan geçtim, konuşmaya gelince gek gek, her şeyden haberi olan çevreci gibi davranırsınız bir de. Siz gittikten sonra çöplük oluyor buralar. Yaa senin dötün kaloriferli evlerde ısınırken, çoluk çocuk  ellerinde torbalar, yağmurda, fırtınada koy koy dolaşıp sizin attığınız çöpleri temizliyorlar. Haberin var mı? Yok.

Adamlar arada birşey söyleyecek oluyorlar, “cevap verme!” diye çıkışıyorum.

“Yanarım yanarım mesleğime yanarım, öğretiriz ilkokuldan beri, öğrenmezsiniz hıyar herifler. İlkokul fişleriniz hatırlayın bakalım. Ne yazardık;

-Temiz ol, temiz tut.

-Temizlik imandan gelir.

-Temiz tut, Kirletme Kentini! Hem doğayı korursun, hem kendini.

-Temizlik saygı işidir, başaran çağdaş kişidir.

-Çevreyi çevre yapan insandır. 

Neymiişş? Çevreniiii, gittiğin her yeriii temiiiz tuuu- taaa- caaak- mışsın. Bakmayın ööle bön bön geçiricem kafanıza beyzbol sopasını.

Bir filmde görmüştüm. Taksici arabasında taşıyordu. Sıkıntılı durumlarda kullanıyordu. (Aslında beyzbol sopam yok. Olsun belki caydırıcı olur bi daha yapmazlar)

Şimdi uzayın, elimden bi kaza çıkcak” dedim.

Hayırr!

Yukarıda yazdığım hiç bir şeyi demedim. Ama çok demek istedim valla bak. Gerçekten çok istedim. Ama…

Doğrusu şöyle dedim;

“Ne eksik sizde biliyor musunuz? dedim. Hemen ekledim “potasyumunuz eksik.” (Bunu da Cem Yılmaz’dan duymuştum , nerden aklıma geldiyse, espri hırsızlığı yaptım.)

Evet. Bu kadar söyleyebildim. O arada yeşil  ışık yandı. Yürüdük.

Not: Plakayı ezberledim ama. Eve geldiğimde uçup gitmişti. “Allahkaaaretsiiin” dedim, bende de potasyum eksikmiş iyi mi?

Çünkü bana göre potasyum eksikliği aynı zamanda unutkanlığa neden oluyor ya, ondan. Üşenmedim potasyum eksikliğinin sonuçlarına baktım. Hiç biri uymuyor. Cem Yılmaz’a kandık. Sandım ki  potasyumu eksik olanın anlayışı, anlaması, ezberi, zekası, duygusal zekası eksik olur. Meğer öyle değilmiş; basit şeylermiş. Kas ağrıları, bağırsak hareketlerinde değişiklikler, tansiyon, kansızlık ıvır zıvır.

O değil de adamlara da bilmiş bilmiş “Siz de potasyum eksik “ dedim iyi mi?

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları