Romen Rakamıyla Düşünceler

Kırçıllı bir gecenin uykusuzluğundan sıyrılıp, yataktan kalktım ayaklarımı zeminde sürüyerek, hatta bacaklarımı iki elimle tutup çekiştirerek mutfağa geçtim. Kaç aydır aynı rutini tekrarlıyorum. Aynı olmasın diye bazen salonda yatıyorum. Pencereden parlayan ayı seyrederek uyuyakalıyorum. Sonra belimi ağrıtan koltuktan aynı şekilde bacaklarımı sürüyerek mutfağa geçiyorum. Hiç değişik değil, denemeyin bile.

Düşünce I: Canım bir şey istemiyor yine. Hiç değilse güneş var bugün. Sandalyeyi pencereye yaklaştırdım, oturup ayaklarımı pencere kenarına dayadım. Saçlarımı masanın üzerinde duran toka ile topladım. Galiba en son dün taramıştım. Karşımdaki dağı ve gittikçe çoğalan evleri izlemeye başladım. En tepede bir site daha yapmışlar. Yok beee bir sürü yapmışlar. Görmemiştim. Gözlerimi sağa doğru çevirdim, kafamı çevirecek halim yok; deniz pırıl pırıl.  Yan tarafa şu ev yapılmasaydı Küdür yarımadasının tamamını görüyordum ne güzel. Uzun süre baktım denize. Limonları ağaç dalları taşımıyor artık. Bademler büyümeye başladı. Nar ağacının yaprakları kızardı. Ne saçma ve anlamsız. Artık tek bir konuya odaklanamıyorum. Bir şey düşünürken, aniden başka bir şey düşünmeye başlıyorum. Yok canım Corona falan yok. Bu şerefsiz güçler bize oyun oynuyorlardır kesin. Ya varsa? Offf…

Düşünce II: Doğduğumuzda kanatları olan melekler olduğumuz söylendi bize. Kim söylediyse? Kimimiz kanatlarımızın birazını da olsa korumaya çalıştık. Doğayı sevdik, insanı sevdik, çocuğu sevdik, bilgiyi sevdik… Kimimiz de yıllar içinde tek tek döktük kanatlarımızdaki tüyleri. Güzel olan ne varsa yok ettik, sömürdük, daha da istedik, daha daha… Ağır geldi o kanatlar hırslı insanlara, doyumsuzlara… Bu yalnızlık bittiğinde ilk karşılaştığım arkadaşıma sormalıyım “benim kanatlar duruyor mu?” diye. Havalara bak! Kanatlar duruyor muymuş?

Düşünce III: Dağıldım yine. Zihnimi toparlamaya çalışıyorum. Kafamda bir tur attırıyorum düşüncelere, belki üç tur, galiba günler oldu eve kapanalı. Nasıl başladı bu olaylar?

Evlere kapanmadan önce,  günlerce manidar isimli Corona virüslü gerilim haberleri dinledik, izledik, konuştuk. Önce “Çin’de olmuş canım, bize gelene kadaar,  geçin bunları bize Sars bile dokunmadı…” nidalarıyla bayrak açmışken ve konu komşu derken Corona virüsü gelip kapıya iki kere tıkladı bile. E nasıl korunacağız? Her haberi izlemeye, okumaya, videolara bakmaya başladık.

Kolonya dediler kolonyalara saldırdık, 80 derecelik kolonya şişelerine döndük, sabun dediler sabunları cebimizde taşır olduk. El sıkmayı, sarılmayı, öpüşmeyi unuttuk evvelallah. Marketleri boşalttık. Marketlerden aldığımız erzakların paketlerine duş aldırdık. Zaten bunu bize anca CoVid19 yaptırabilirdi. Yaptık da. Aramızdan koca yürekli cengaverler çıktı “bize bir şey olmaz diyen, virüsü ayıplamak için Çin bayrağını yakan (virüs de acayip üzüldü ya bu duruma), karantinadan kaçanlar, türbede kurban kesenler, camilerde dua okuyanlar…”  Olur biz de böyle şeyler.

Düşünce IV: Peki ne olacak? Yarın nasıl olacak? Yarın var mı? Her sabaha sağlıklı uyandık diye, her şey yolunda mı demek bu? Bu saçma sapan illüzyonun içinde ben/biz kimiz? Yeni bir çağ açılacaksa nasıl olacak? Bu çağı ben istiyor muyum? Bir sürü soru beynimin ağılında meleşip dururken, sevdiklerimize bir şey olursa korkusuyla yaşamak mümkün mü? Dokunmadan, sarılmadan yaşamak!

Hiç değilse telefon çalıp da hiç beklemediğin insanların “nasılsın?” dediklerinde insan biriktirmiş olduğuna sevinmek… Tarif edilir gibi değil.

Düşünce V: Sosyal mesafe diyorlar. Yanlış bence. Olsa olsa fiziksel mesafe olur. Telefonlarda deliler gibi sosyalleşiyoruz ya. Amaan… takılmayayım. Geçiniz.

Düşünce VI: Coronavirüs’ün her ülkede değişik özellikler gösterdiğini duyduğumdan bu yana acayip bozuğum bu virüse. Virüs dediğinin de bir haysiyeti olur. Ne şaşırtmaca yapıyorsun? Tek tip virüsü kabullenebilirim, problem yok. Virüs olsun tek tip olsun kardeşim, başım üstüne. Ne o öyle  üç-beş tip virüs. Şerefsiz.

Düşünce VII: Derslerde durdu. Özledim öğrencilerimi. Ne kadar çok arı var bu yıl. Hiç bu kadar kelebek de görmemiştim. İlginç. Yunanistan “doğal gaz için çatışabiliriz” demiş. Öff!  Geldik gidiyoruz bir itişip kakışma. Kakışma kelimesinin kökeni ne acaba? “Deli ve Dahi” filmini izledikten her kelimenin kökenini merak etmeye başladım. Tabii ki yalnızca merak ettim, o kadar. Hiç uğraşamam. Uğraşamam dedim de ben de üşenmeyip kalksam ekşi mayalı ekmek mi yapsam? Yok, Sevinç yapar ben yerim.

Düşünce VIII: Tatilciler de gelemeyecek galiba? Ya ne söylendim yıllarca kalabalıklara. Özledim mi ne onları? Zuzum da gelemiyor. Duruma bak evlat özlemi çekiyorum bilmem kaç gramlık Corona yüzünden. Görüntülü konuşmak yetiyor mu sanki? Sarılmadan, kokusunu duymadan…

Düşünce IX: Çay mı yapsam? Tek başına da ne çay içilir ya. O değil de iyi ki İstanbul’da falan değilim. Kafayı gıdım gıdım yerdim. Bir kerede yesen neyse, burada bir kere yersin ama-anlamazsın- olur biter. Ohh çiçek! Bahçedeki çiçekler açtı. Mis gibi kokuyorlar. Herkes bahçesinde domates, biber yetiştiriyor. Külliyen bahçıvan geldi  memleketime. “Sen de eksene bir şeyler, oyalanırsın” diyorlar, bana ne uğraşamam. Kime tersleniyorum acaba? Tişörtü de ters giymişim. Ne fark eder? Günlerdir neredeyse üniforma gibi aynı şeyleri giyiyoruz. Yok öyle sırtı açık kırmızı tuvaletleri giyip çöp atmaya gitmek. Biz de yakaladılar mı, doğruu tımarhaneye. Teyzem  giyinmiş, takmış, takıştırmış, boyanmış çöp atmaya gitmiş, ne güzel. Ne güzeli beee manyak bunlar. Yemem ben bu mizansenleri.

Düşünce X: Çip takılacak videoları dolaşıyor ortalıklarda. Doğru mudur bilmem? Çip ne yaaa? Takacaklar bizi takip edeceklermiş. Sanki kımıldayabiliyoruz da. Corona yokken de bir yere kımıldayamıyorduk ki. Her şey pahalı, yolculuk pahalı. O putin’in suratı ne öyle. Botokstan ölecek. Gerilmiş de gerilmiş, bizim Ajda’yı geçmiş.

Düşünce XI: Yasaklı günlerde bir çok kadın erkekler tarafından öldürüldü, haberler böyle. Corona öldürmezse kocan öldürür. Her gün bir, iki kadınlar öldürülüyor. İçim daralıyor. Çoluk çocuk aile olamadık gitti. Öldürmek nedir? Ee yıllarca “benim değilsen toprağın olacaksın” edebiyatı ile büyümüş bir erkek grubu var.  Dannn! Oldu bitti. Hıyara bak yaaa… Bu ara çok küfür mü ediyorum ne?

Düşünce XII: Romen rakamıyla “12” böyle mi yazılıyordu? Neyse boş ver. Zaten kim kullanıyor ki bu rakamları? Bir sen, bir ben. Kafayı kullanmıyoruz ki, Romen rakamları da kimmiş?  Ha bu arada memlekette ne teraneler oluyor konuşmuyorum bile. Acıktım.

Pencere pervazına dayadığım ayaklarımı indiriyorum. Yavaşça kalkıyorum. Acele etmeye gerek yok. Zaman çok, sıkılacak zaman çok. Çaydanlığı ocağa koyuyorum. Neden gittiğimi bilmeden odalardan birine yöneliyorum. Neden bu zamanlarda dünyaya geldiğimi bilmediğim gibi. Bu aralar annemle babama çok kızgınım. Hiç gerek yoktu. Ne demek “neye gerek yoktu?” Sen anladın. Odanın birindeyim kapısından uzun uzun bakıyorum odaya. Dönüp mutfağa geliyorum, ocağın altını kapatıyorum. İçmiiicem işte çay, hadi bakalım!

Düşünce XIII: Bir dolarım olaydı, zengindim.

(İşte kafayı yediğim an, vatana, millete hayırlı olsun.)

Canan GÜLDAL
Latest posts by Canan GÜLDAL (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları