Yaşama Nasıl Bakıyorsunuz?

Bugün bir öyküyle başlamak istiyorum yazıya. Allen Klein’ın ‘Yaşama Nasıl Bakıyorsunuz?’ adlı öyküsü şöyledir:

Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir. Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar:

“Ne yapıyorsun?”

“Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.

“Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun emrettiği gibi bir araya yığıyorum. Cehennem sıcağında kan ter içinde kalıyorum. Bu çok ağır bir iş, ölümden beter.”

Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır. Aynı soruyu sorar:

“Ne yapıyorsun?” İşçi cevap verir:

“Kayaları mimari plana uygun şekilde yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum. Bu ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”

Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.

“Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.

“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak. “Bir katedral yapıyorum.”

Üç insan, üç farklı tutum ve motivasyon. Zorunlulukları veya istekleri farklı temellere dayanmakta. Tıpkı yaşamdaki birçok kişi gibi, bizler gibi.

Oğluma hep öğüt veririm. Hangi mesleği yaptığının önemi yok. Hakkını vererek yapıyor musun? Bir değer katıyor musun? Birilerine faydan dokunuyor mu? Ve seni mutlu ediyor mu? Cevapların evet ise, senden güzeli yok…

Yaşam, herkes için sürprizlerle dolu. Planlanan ya da beklenen olayların içerisinde bile küçük plansız gelişmeler çıkabiliyor karşımıza. Varsın çıksın. Gelen gelsin. Olan kutsaldır der adapte olur ve deneyim için devam ederiz. Bazen uzun bir sürede bazen de daha kısa sürelerde bu gelişmelere uyum sağlarız.

Öyküdeki üç farklı kişiye baktığınızda hangisine benzer davranışlar sergilediğinizi düşündünüz mü? Ya da hangisine yakınlık hissettiğinizi bir düşünün ve sonra kendi yaşamlarımıza bakalım ‘’kendi yaşamlarımızda benzer tutumlar mevcut mu?’’ diye.

Düşündüğümüzde hepimiz için de bazı mecburiyetler mevcut. Hatta mecburiyetleri yaşıyor da olabiliriz. Farklı yorumlamalar ve tutumlar sergileyerek:

  • İstediğim hayat bu değil niye bu işi yapmak zorundayım?
  • Bu şehirde / bu ülkede yaşamak istemiyorum. Mutlu değilim.
  • Böyle yönetilmek istemiyorum!
  • Hayallerimdeki evlilik hayatına hiç de benzemiyor bu yaşadığım.
  • Hayatım hiç de yolunda değil olmaz olsun bu hayat.

Hayatımıza dair beklenmeyen ve planlanmayan her durum ve olay karşısında kabullenememek oldukça normal bir durum ve buna bir itirazım yok. Tepki vermekte normal, önemli olan kabullenişteki süre ve eyleme geçmek. Eğer yalnızca şikayet ederek devam ediyorsak yaşama ve bu süre uzayıp duruyorsa bunun sağlıklı bir durum olmadığını bilin istedim.

Ne demiş Che “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” İmkânsızdır demek vazgeçmeyi alışkanlık haline getirir. Devrimin, aşkın ve mutlu bir yaşamın yolu imkânsızı istemekten geçer.

Neitzsche de katılsın aramıza; “Dans eden bir yıldız doğurabilmesi için insanın içinde kaos olmalıdır,” der. İmkânsızdır demek, düşlerinizi parçalar, cesaretinizi kırar, insanı köle eder.

Şiirin, romanın, öykünün, fotoğrafın, resmin, müziğin, mimarinin kısaca sanatın her disiplini için sanatçının yaşamın çelişkilerini keşfetmesi, yokluğun ve tutkunun sınırlarını zorlaması gerekir, iyi sanat eserleri ve özgün fikirler ise imkânsızın denenmesiyle üretilir.

Nasıl yaşamlarınız? Hepimiz muazzamız, farklıyız, bunun farkında mıyız?  Kendi yaşamlarımızın sanatçısıyız. Ve hepimizin yaşam öyküsü çok özel. Yaşamımızın her anı, her gün bile farklı ve farklılıklara gebe. İçinde bulunduğumuz durumlar, olaylar hatta kişiler farklılaşabilir, değişebilir. Ancak takındığımız tutum, yaşama bakış açısı, düşüncelerimizin çeşidi, sahip olunan inançlarımız, korkularımız, bağımlılıklarımız, hayallerimiz, isteklerimiz, çalışmalarımız ve umutlarımızın canlılığı bizi yaşama bağlar. Ne kadar sağlıklı ve mutlu bir yaşama sahip olabilmemiz görmeyi seçtiğimiz yola ve tutumumuza bağlıdır.

Nasıl yaşamlarınız? Hayatınız yaşanması gereken zorunlu bir süreç mi, yoksa paha biçilmez bir deneyim mi? Bir mucize mi bekliyorsunuz? Beklemeyin. Bu dünyaya gelişimiz bile başlı başına bir mucize. Farkında mısınız?

Aldığımız her nefes bile bir mucize. Ve her nefes bir sonraki nefese basamak.

Lütfen derin bir nefes alın ve tam şu anda ne yapmak istediğinizi ne yapamadığınızı ve sizi engelleyenin -bahanelerinizin- ne olduğunu sorun kendinize. Hayatınızın amacını, hedefini belirleyin, gözden geçirin ve inşaata başlayın. Ömrünüzün inşaatını yapın. Ve herkes ne muazzam bir eser inşa ettiğinize hayran olsun.

Seçim size ait…

A. Semih İŞEVİ
Latest posts by A. Semih İŞEVİ (see all)