back to top
Ana Sayfa Haber Uzman Uyarıyor: Türkiye, Demografi, Eğitim Ve Emek Ekseninde Sessiz Bir Çöküş Sürecine...

Uzman Uyarıyor: Türkiye, Demografi, Eğitim Ve Emek Ekseninde Sessiz Bir Çöküş Sürecine Giriyor

Veri teknolojileri uzmanı Akan Abdula’nın Antalya’da yaptığı kapsamlı değerlendirme, Türkiye’nin yalnızca doğurganlık oranlarında değil; eğitimden iş gücüne, ruh sağlığından toplumsal sürekliliğe uzanan çok katmanlı bir demografik kırılmanın eşiğinde olduğunu ortaya koyuyor.

Nüfus Yapısında Tarihsel Kırılma

Veri teknolojileri ve sosyolojik dönüşümler üzerine çalışan Akan Abdula, Antalya’da katıldığı sempozyumda Türkiye’nin demografik yapısına ilişkin çarpıcı veriler paylaştı. Abdula’ya göre Türkiye, bir kuşak içinde hane başına düşen çocuk sayısını üçten bire düşüren nadir ülkelerden biri hâline geldi. 2001 yılında ortalama üç çocuklu hanelerin baskın olduğu Türkiye’de, 2025 itibarıyla bu rakamın bire gerilemesi, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak ölçekte yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.

Abdula, “Dünyada tek jenerasyonda iki çocuğunu kaybetmiş başka bir ülke yok” sözleriyle yaşanan değişimi bir “demografik felaket” olarak nitelendirirken, bu durumun uzun vadede sosyal güvenlik sistemi, iş gücü piyasası ve kamu maliyesi üzerinde ağır baskılar yaratacağını vurguladı.

Geniş Aileden Mikro Aileye Geçiş

Türkiye’nin geleneksel “geniş aile” yapısının hızla çözülmekte olduğuna dikkat çeken Abdula, geniş aile oranının yüzde 12’ye kadar gerilediğini ve kısa sürede yüzde 5-6 bandına düşmesinin beklendiğini söyledi. Yerini ise anne, baba ve tek çocuktan oluşan “mikro aile” modelinin aldığına işaret etti.

Bu dönüşümün yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik ve mekânsal nedenleri olduğunu belirten Abdula, artan yaşam maliyetleri, güvencesiz istihdam ve barınma krizi gibi etkenlerin çocuk sahibi olma kararını doğrudan etkilediğini ifade etti. Ona göre bu tablo, “genç nüfus avantajı” söyleminin artık geçerliliğini yitirdiğini açıkça gösteriyor.

Gençlik, Ruh Sağlığı Ve Gelecek Kaygısı

Konuşmasında gençlerin ruh sağlığına da özel bir yer ayıran Abdula, genç nüfusun en büyük kaygısının mental sağlık olduğunu söyledi. Verilere göre gençlerin yüzde 33’ü ruh sağlığını korumayı birincil mesele olarak görüyor. Sosyal medyada günde sekiz saatten fazla vakit geçirenlerde stres oranının yüzde 54’e çıkması ise dijital yaşamın yarattığı baskının boyutunu ortaya koyuyor.

Abdula, sosyal medyada sergilenen “olmayan hayatlar”ın gençler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu belirterek, evlilik ve çocuk sahibi olma konusundaki mesafeli tutumun da bu ruh hâliyle bağlantılı olduğunu savundu. Türkiye’de gençlerin yüzde 57’sinin evlenmek istememesi, yüzde 54’ünün ise çocuk sahibi olmayı tercih etmemesi, demografik gerilemenin arkasındaki sosyal psikolojik dinamikleri gözler önüne seriyor.

Eğitim, Yapay Zekâ Ve Kaçırılan Zaman

Abdula’nın uyarıları yalnızca nüfus meselesiyle sınırlı kalmadı. Yapay zekâ, robotik sistemler ve kuantum bilgisayarların birleşimiyle dünyada köklü bir dönüşüm yaşandığını belirten Abdula, Türkiye’nin bu süreci hâlâ eski eğitim ve yönetim modelleriyle okumaya çalıştığını söyledi.

“Gelecek öngörüsü artık beş yıla düştü” diyen Abdula, mezunların her beş yılda bir tamamen farklı bir iş dünyasıyla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Ona göre eğitim sisteminin temel sorunu, öğrencilere bilgi yüklemek değil, sürekli değişen bir dünyaya uyum sağlayabilecek esnekliği kazandıramamak. “Anahtarı karanlıkta kaybettik ama ışıkta arıyoruz” benzetmesiyle, geçmişin araçlarıyla geleceğin sorunlarının çözülemeyeceğini ifade etti.

Son Fırsat Uyarısı

Abdula, Türkiye’nin yapay zekâ ve dijital dönüşümde altyapı trenini büyük ölçüde kaçırdığını kabul etmekle birlikte, uygulama ve kullanım alanlarında hâlâ bir manevra alanı bulunduğunu dile getirdi. Ancak bunun için eğitimden yönetişime kadar öğretilen ve uygulanan “formüllerin” köklü biçimde değişmesi gerektiğini savundu.

Demografik daralma, ruh sağlığı krizi ve teknolojik dönüşümün aynı anda yaşandığını belirten Abdula’ya göre bu tablo, yalnızca istatistiksel bir sorun değil; Türkiye’nin toplumsal sürekliliğini ve gelecek tahayyülünü doğrudan ilgilendiren tarihsel bir eşik anlamına geliyor.