CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 6 Şubat depremlerinin ardından vergi artışları ve bağışlarla toplanan milyarlarca dolarlık kaynağın nasıl kullanıldığını ve depremzedelere yönelik borçlandırma ile “boş senet” uygulamalarının hukuki dayanağını Meclis gündemine taşıyarak, barınma hakkı ve mülkiyet güvencesi tartışmasını yeniden açtı.
Kaynakların Büyüklüğü Ve Şeffaflık Tartışması
Tanrıkulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu iki ayrı soru önergesinde, deprem sonrası dönemde merkezi bütçe, vergi artışları, bağış kampanyaları ve çeşitli mali düzenlemeler yoluyla toplanan toplam kaynağın miktarını ve yıllara göre dağılımını sordu. Önergede, Motorlu Taşıtlar Vergisi, KDV ve ÖTV artışları ile yurt dışı çıkış harcı gibi kalemler üzerinden önemli bir finansman yaratıldığına işaret edilerek, kamuoyuna bu kaynaklarla kalıcı konutların büyük bölümünün finanse edildiği yönünde açıklamalar yapıldığı hatırlatıldı.
Buna karşın, aradan geçen zamana rağmen deprem bölgesinde yüz binlerce kişinin hâlâ kalıcı konuta erişemediği ve konteyner kentlerde yaşamını sürdürdüğü vurgulandı. Tanrıkulu, toplanan kaynağın ne kadarının doğrudan kalıcı konut üretimine harcandığının net biçimde açıklanması gerektiğini belirterek, afet finansmanında şeffaflık ve hesap verebilirliğin sosyal devlet ilkesinin gereği olduğunu ifade etti.
Borçlandırma, Boş Senet Ve Mülkiyet Hakkı Endişesi
Önergenin gerekçesinde, depremzedelere anahtar teslimi öncesinde “boş senet” imzalatıldığı, uzun vadeli borçlandırma ve faiz yükü getirildiği yönündeki iddiaların kamu vicdanında ciddi rahatsızlık yarattığı kaydedildi. Tanrıkulu, bu uygulamaların hangi yasal dayanağa göre yürütüldüğünü, senet imzalatılan depremzede sayısını ve illere göre dağılımını da hükümete yöneltilen sorular arasına ekledi.
Deprem konutları için öngörülen geri ödeme süresi, faiz oranı ve toplam borçlandırma tutarının açıklanması talep edilirken, rezerv alan uygulamalarıyla mülkiyet hakkının zayıflatıldığı ve kiracıların barınma hakkının büyük ölçüde göz ardı edildiği eleştirisi dile getirildi. Tanrıkulu, barınmanın anayasal bir hak olduğunu ve afet sonrası barınma hizmetinin sosyal devletin doğrudan yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Üç Yıl Sonra Süren Barınma Krizi
Önergede, 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen süreye rağmen depremzedelerin önemli bir bölümünün kalıcı konutlara yerleşemediği, geçici barınma çözümlerinin kalıcı hale gelmesinin yeni sosyal ve ekonomik kırılganlıklar yarattığı belirtildi. Uzun vadeli borçlandırma ve faiz uygulamalarının, afet sonrası toparlanma sürecinde zaten gelir kaybı yaşayan haneler üzerinde ek bir mali yük oluşturduğu ifade edildi.
Bu çerçevede Tanrıkulu, toplanan kamu kaynaklarının afet sonrası yeniden inşa sürecinde önceliklendirilip önceliklendirilmediğinin, harcamaların hangi projelere ve hangi takvimle yönlendirildiğinin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Tartışma, deprem finansmanının yalnızca bütçe tekniği meselesi değil; barınma hakkı, mülkiyet güvencesi ve sosyal devlet sorumluluğu ekseninde siyasal bir hesap verebilirlik başlığına dönüştü.
Kaynaklar:
– ANKA Haber Ajansı, “CHP’li Tanrıkulu, 6 Şubat Depremlerinin Ardından Vergi Artışları İle Toplanan Vergileri Meclis Gündemine Taşıdı”
– TBMM’ye sunulan yazılı soru önergelerinin kamuoyuna yansıyan metni ve gerekçeleri













