Türkiye’de kadın olmak

Tüm diğer konulara girmeden “pembe renkli (aslında o renk pembe bile olmayan kavuniçimsi birşey) bir kimliğe sahip olmaktır. Yani memelerinize rağmen, yüzünüze, gözünüze, bedeninize, ifadenize rağmen anlaşılmaz belki diye renkle vurgulanmış bir kadınlıktır… Rolün daha burada bellidir. Pembesindir…

Bir tek pembe kıyafetim yok benim… çocukken isteğim dışında ne giydirdiler bilmem ama kendimi bildim bileli zaten renkli giyinmeyi sevmem, pembeyi hiç sevmem… Belki severdim üstüne bu “cici” prenses kadınlık durumu yapıştırılmış olmasaydı… Barbie bebek ruh halini kapsamasaydı…

Hayatım boyunca kendimi hiç gelinlikle hayal etmedim ben. Zaten giymedim de… Siyah bir elbiseyle evlendim. Yıllarca gelinlik dikilen bir yerde çalıştım. Gelinleri giydirdim. Çoğunu ölesiye dövesim geldi… O elbiseye yükledikleri onca anlamın kendilerine diretilen bir duruş olduğunu anlamadıkları için, o kabarık, bir ev bütçesinden fazla para verdikleri kumaş parçası için ağlayanını, ortalıkta terör estirenini gördüm… Kadın olarak çok utandım onlardan…

Hayatım boyunca kendime asla güvenilir kanatlarının altına sığınabileceğim bir erkek arkası kovuşlandırmadım. Arkama saklananları oldu… Beni başka yerlerden mesela yüreğimden vurarak gücümü sınayanlar oldu. Ama hiçbir erkeğin gücü önünde, parası önünde başım eğilmedi. Dedim ki beni yola getirmenin tek yolu sevmek… Sevmeyen gitsin bulaşmasın…

Oğlum dahil olmak üzere hiçbir erkeğin “ben erkeğim yaparım dediği ” cümlenin destekçisi olmadım. Patron olup, üst olup önce kadınlığımı gören kimsenin yanında durmadım…

“Fazla” gerçekçi bulundum. Özellikle kadınlar tarafından… Erkeklerin bunu “istemem yan cebime koy” olarak algıladığını anladığım gün “aptallık cahillikle alakalı değildir” diye düşündüm…

Mahallede top oynamak isterken, oğlanlar seni oyuna almadığında; bisiklete binmek istediğinde “o beceremez” dendiğinde, annen sokakta oyun oynamaya bile seni süslü püslü çıkarırken fark ettirmeden başlar kadın olmak. Küfretmeye başladığında “kadınlar küfretmez” derler… Biraz söze girdin mi, güldün mü sesli sesli “ağır ol molla desinler” diye uyarırlar… Büyürken ama daha çocukken çok güzel kıvrımlı bak, beli var bacakları şekilli dendiğinde anlarsın ki bedeninin güzel olma zorunluluğu var… Kilo aldığında sınıfta kalmışsındır güzellikten…Ama yüzü güzel olursun… Maazallah olmazsa ne olurdu diye düşünürsün…

Yıllarca araba kullanamayacağını söyler herkes… Çünkü bu ülke de kadın olmak teknik konularda yetersiz olduğunun varsayılmasıdır. Bisikleti bile doğru dürüst kullanamazdı derler… Kocanın yan koltuğuna pek yakıştırırlar seni…( Kayınvaliden, kayınbaban, kayınbiraderin ya da başka bir erkek yanınızda değilken tabii, onlar varsa yerini saygıyla terk edersin) Sonra bir gün bilmem kaç yıllık hiç tecrübesi olmayan ehliyetinle bir gece aniden yaparım lan deyip kendini trafiğe atarsın. Çıkmadan önce bir arkadaşını arayıp sormuşsundur. Bu canına yandığım araba nasıl çalışıyordu lan, diye… O derece delirmişsindir “yapamazsın”lara… Sonra herkes iltifat eder “valla çok güzel araba kullanıyorsun “erkek gibi” diye…
Hayatında erkek gibi araba kullanmak nedir bilmen mümkün değildir. Çünkü trafikte o derece kaba, hak yiyici değilsindir. Mesela gece vakti direksiyonda erkek var diye yan arabaya hiç sarkıntılık yapmak aklına gelmez… Gece vakti şehirler arası yolda araba kullanırken can güvenliğini erkek şoförler yüzünden sorgulamak zorunda kalmayan bir erkek değilsindir. Bir gün öyle beynin döner ki, trafikteki tüm erkeklere öfkeni seni habire rahatsız eden yan arabadaki şoförü tek direksiyon darbesiyle şarampole atarak dindirirsin… Muhtemelen bir daha hiç bir kadın şoförü taciz etmez ukala…

Daha boyun bir kırk iken, okula giderken otobüste hayatının ilk fortçusuyla tanışırsın. Önce rahatsız olursun. Bunu evde anlatamayacağını bilirsin… Çünkü “ufak tefek bir kız çocuğu olduğun için izin verilmeyen toplu taşıma binmek” için daha yeni izin çıkmıştır. Ama buna razı gelmezsin… Koca bir iğne ile binersin her gün aynı saatte otobüse, sonunda o sana metrelerce uzun gelen zayıf genç adamın kalçasına sokarsın koca iğneyi… O gün korkmamayı öğrenirsin. Sen korkmazsın ama bu ülkede kadına evinde başlar cinsel istismar… Üstelikte bir çok evde analar örter üstünü… Eller duymasın diye…

Ne babandan, ne kardeşinden, ne oğlundan, ne kocandan, ne sevgilinden, ne iş verenden, ne üstten korkmazsın… Dayakla, engellemekle, aldatmakla, aşağılamakla korkutamazlar seni… Kırarlar ama sindiremezler seni…

Bu ülkede kadın olmak gidemezsin, giyemezsin, sen bilmezsindir.

Aşk hayatı ayrı bir sorundur bu ülkede kadının. Dini ve geleneksel normlarca, aşkı tam anlamıyla yaşaması çoktan yasaklanmış, yaşamaya kalkanlar tu kaka yakıştırmalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır çoğu yerde… Erkek için az kadınla birlikte olmak ayıptır… Sana sorar birlikte olduğun erkek “benden önce kaç kişi oldu” diye bu ülkede.. Bu erkekler, bu ülkenin cinsellik konusunda baskıları aşmış, kadını bekaretle sınırlandırmayan erkeğidir üstelik… Ama akıl hep orada bir yerde takılıdır… En hazımlısı (!) bile bilmek istemez… Ayrıca hazımlıysa az erkektir zaten.. Hiç düşünmezler bu durum aslında onlara da saldırıdır diye…

Kadın belli bir yaşa geldikten sonra çevresince çeşitli evlendirme baskı ve politikaları beklemektedir kapıların ardında. En okumuşlar da bile…

Beraber olduğunuz erkeğe göre, onun ailesine göre şekil almanız beklenir. Eğer yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, boşanmak da zorlu bir süreçtir kadın için. Yakın çevresi dahil her türlü çevre çeşitli söylemler benimsemiştir konuyla ilgili. Evlilik kutsaldır ne de olsa, insanın kocası döver de sever de, gider başka kadınlarla da yatar ve tüm bunlara katlanmak Türk kadını için erdemdir ne de olsa. Çocuklarını düşünmelidir hem. Yalnız bir anne olarak çocuk yetiştirmek de ayrı bir zorluktur ayrıca. Tüm bu paragraf okumuş, iş güç sahibi kadınlar içinde aynen geçerlidir…

Böyle gider bu. Zordur yani Türkiye’mde kadın olmak. Zorludur. ancak yalnızca Türkiye’de değil, geleneklerden kurtulmayı başaramayan, geleneklerin gündelik hayata yön verdiği pek çok yerde böyledir bu. Kadının ikincil varlık olma durumu sadece bu ülke için değil Dünya için sorundur aslında…

En büyük şansındır sana kızsın sen böyle yapmak zorundasın demeyen annen… İlk regl olduğunda annen sana vurmaz mesela, tüm baskılara rağmen sana çeyizler düzmez, okumana, başka bir şehre tek başına gidip çalışmana izin verir… Erkek arkadaşın olduğunda tüm doğruları şaşar ama seni üzmez… Ondan çok farklı olmana, onun cesaret etmediği şeyleri yapmana izin verir… Bir gün evlenmeden gelip “ben hamileyim, bu çocuğu doğuracağım ve babasına çok kırgınım, istemiyorum onu” dediğinde “zor olur be kızım der” sana… Uyur, uyanır sana der ki “üzülme bak bir ev tutarız, benim emekli maaşım var sende bebek ortaya çıkınca çalışırsın, kimse birşey diyemez…” o güzel yüreğinden öpersin ananı… Ve sonra, ve hala hep yanında olur… Evliyken,boşanırken, boşandığında, sevgilin olduğunda… Sırasıyla tüm erkeklerden boyunun ölçüsünü alırken… O sebeple kadının kadına destek olmadığı bir dünyanın kadın için daha korkunç olduğunu bilirsin…

Bu ülkede iki yolu vardır kadının. Birincisi tüm güdülerini bir kenara kaldırıp gelenekler ve toplumsal değerler çerçevesinde huzurluca yaşamak. İkincisi aykırı olmayı, farkında olmayı, kadın olmayı önüne katıp, başağrılarıyla boğuşmak.

Türkiye’mde kadın olmak aslında kendin olamamaktır. Değer gördüğünü, şanslı ve güçlü olduğunu sandığın zamanlarda bile aslında hiç biri olamamaktır. Evlenene kadar babanın kızı, evlendikten sonra kocanın karısı, doğurduktan sonra oğlunun anası olmaktır. Hep yönetilmeye başkaldırdığın zaman kötü olmak, itilmektir. Asla gerçek bir cinsel hayat yaşayamamaktır. Evliysen kocadan, değilsen etrafındaki tüm erkeklerden cinsel obje muamelesi görmektir. Çoğu zaman gönlünce sevememek, sevişememektir. En güzel zamanlarda bile bir yandan hep mutsuz olmaktır. Yıllarca aile, eş, çevre baskısı gören kadınlara acıyıp yardımcı olmaya çalışırken bile bir zaman gelip aslında onlardan çok da farklı olmadığını anlamaktır.

Bugün bu ülkede kadına geçmişten bugüne kadar zorla elde edebildiği hakları da korumak gibi bir görevde düşmektedir. Çünkü bu ülkede kadın olmak Fransa’daki kadınlardan daha önce seçme ve seçilme hakkında sahip olup, bugün hakların elinden giderken… Tacizler, tecavüzler, haksızlıklar artarken bazı kadınların hala durumu kavramayıp konuşup durmasıdır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları