Tahta Sandalyelere Övgü

Güzel bir havada, sahil kenarında, tahta sandalyeler üzerinde, konfor aramadan kitap okumanın keyfi gibi bir şey yoktur. Tahta sandalyeler demişken, üzerinde zaman geçirmenin bir çok yolu vardır ve kişilere göre değişir. Kimi sık sık oturuş şeklini değiştirir. Kimi sol bacağını sağ bacağına, sağ bacağını sol bacağı üzerine değiştirir durur. Kimi arada bir ayağa kalkarak, bir kaç saniye sonra tekrar oturur. Kimi oturmaz da kaykılır. Kimi de söylenir ama oturmaya devam eder. Ben minder isterim. Minder yoksa dert değil, yukarda yazdığım oturma şekillerini sırayla denerim.
Gerçekten gösterişsiz basit tahta masa ve sandalyeleri çok severim. Resimlerimde kullanmayı da severim. Eskiyle bağlantıları vardır, hisseder insan. Oturduğum masa ve sandalye ne kadar eskidir bilemem ama, yıllar önce birinin Pierre Loti’ de nargilesini tüttürerek manzarayı izlemediğini kim iddia edebilir ki? Yok, amma abarttım; düşününce komik geldi; Pierre Loti’deki bir tahta sandalye yıllaaar yıllaaar sonra kalkmış gelmiş Bodrum’da bir sahile. O sahilde de ben, elimde kitap… Tahta sandalyenin mi, o sandalyeye oturup terk-i diyar ettiği için o zat-ı muhteremin mi ruhuna Fatiha okumalı? kararsız kaldım.

Size de şirin gelmez mi tahta masa ve sandalyelerin olduğu mekan? Neden şirin geldiğini düşününce, eskiyle-geçmişle bir bağlantı kuruyoruz belki de. Bambu ya da plastik sandalyelerin ne özelliği var ki? Yok tabii! Onu diyorum. Güya tasarım sandalyelerse öldürüyor beni. Yerleşeceksin tahta masalı, tahta sandalyeye, ince belli bardakta güzel bir çay gelecek önüne ohhh değme keyfime. Nasıl oturursan otur işte.

Bir ara merak edip araştırmıştım her şeyin tarihçesi var da, bu garibim sandalyelerin yok mu diye? Varmış. Efendim, sandalyeler geçmişte bin yıllar önce bir statü göstergesiymiş. Mabadını o sandalyeye kim iliştiriyorsa onun otorite sahibi olduğunu gösterirmiş. Öyle herkes oturamazmış. Eski zamanlardan günümüze ulaşan sandalye sayısı az olduğu gibi, 16. yüzyıla kadar yaygın olarak kullanılmamış. Eski çağlarda sandalyelere olan bilgimiz, anıtlar, heykeller ve resimler aracılığıylaymış.
Süslü-püslü, gösterişli, pahalı malzemelerle yapılmış sandalyeler hanedanlara hizmet verirmiş. Bir başka bilgi de “sandalyeler Mısır’da yine üst düzey yöneticiler tarafından kullanılmaya başladı” diyor. Bilinen en eski kanıtla MÖ. 4500’lerde taş ve masiften yapıldığı yazılmakta. Taş biraz zorlar bence oturanı, yazıktır. Belki minder falan kullanmışlardır, otorite mabadı rahat etmeli tabii ki. Bir başka bilgi “hadi len ilk Sümerler kullandı sandalyeyi” diyor. Allahtan Rönesans’la sandalyeler herkes tarafından kullanıma girmiş de biz de mabadımızı dinlendirme olanağı bulmuşuz. Tamam şimdilerde abanoz, fildişi, altın oymalı kakmalı değil. Yani biz de yok, zaten biz kimiz ki, çay içen, kitap okuyan, yazan, çalışan sefiller. Rivayet olunur ki şimdilerde de kullananlar varmış. Neyse, “Her işte bir hayır vardır “ derler ya, biz de yakalayamadığımız Rönesans’ı sandalyelerle bir şekilde yakalamışız, şükür. “Naapacaz Rönesans’ın aydınlanmasını, yeniliklerini?” “Naaapacaz sanatı, felsefeyi, mimarlığı, bilimi?” Sandalyelerimiz var, tahta, plastik, metal, ergonomik… E daha ne olsun? Mabadımız her sandalyeye çöktüğünde otorite oluyoruz ya, sen ona bak.

Tahta sandalyeleri neden sevdiğimi şimdi anladım. Bir kere gösterişsiz. Sade, orasında burasında oymalar yok. Oturanın gerçekten otorite olması gerekmiyor. Oturup kalkana kadar mabat otorite, o kadar. Renk renk olması hoş ve bizim gibi otorite olmayanlara en yakışan sandalyeler, hatta bir diğer adıyla iskemleler. Biraz rahatsız olmalarında yarar var. Kişi lönk! diye oturup kalmıyor. Kalamıyor. Zamanı gelince kalkıp gidiyor.
Üzerinde hareket edebiliyorsun, her koşula hazır. Çoğunluğun bu sandalyelerde oturuyor olması önemli. Yalnız değilsin, erk değilsin. Sahil kenarları, kır bahçelerini süslüyorlar. Lüks değiller. Biri masaya geldiğinde hiiiç yadsımadan, “Bu benim vermem de, kalkmam da!” demeden sandalyeni ona verebiliyorsun. Aklın sandalyende kalmıyor. Herhangi bir hırs taşımıyorsun. O sandalyeye bir daha geldiğinde oturabileceğin için, tutku durumunu almış istek duymuyorsun.

Ya anlayın işte, bir garip “tahta sandalye” işte.

Bunca yıldır üzerinde oturup dinlendiğimiz, kitap okuduğumuz, tavla oynadığımız, sohbet ettiğimiz, çilingir masa etrafında toplanıp, şarkılar söylediğimiz, ağladığımız, güldüğümüz tahta sandalyeleri övmemek ayıp olurdu.

 

Canan GÜLDAL

Latest posts by Canan GÜLDAL (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları